Dünya

Libya’da müzakere masası kuruluyor: Kim, ne istiyor?

UHA HABER / Uzun bir süredir Libya’da devam eden krizin çözümü için uluslararası toplum tekrar bir araya geliyor. Peki, Fransa ve İtalya’da başarısız olan toplantıların ardından bu yılın sonunda Almanya’da toplanması planlanan konferanstan nasıl bir sonuç çıkar?

TRT Haber : Selami Kökçam
Libyada müzakere masası kuruluyor: Kim, ne istiyor?
[Fotoğraf: AP]

Almanya’da toplanması planlanan konferansın Libya’da 2011’deki ayaklanmanın ardından yaşanan siyasi istikrarsızlık ve karşıt gruplar arasındaki çatışmalar sonucu ortaya çıkan Birleşmiş Milletler (BM) destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve Tobruk merkezli Temsilciler Meclisinin (TM) desteğini alan General Halife Hafter’i bir araya getirmesi planlanıyor.

Ancak masada yalnızca Libya’da uluslararası tanınırlığa sahip UMH ile ülkenin doğusundaki askeri güçlerin lideri Halife Hafter bulunmayacak.

BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame, 10 Ağustos’ta Bingazi kentinde BM misyonunda görevli personele karşı düzenlenen saldırı sonrası Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) yaptığı açıklamada, barışın sağlanması için Libya kriziyle ilgili ülkelerin katılımıyla bir konferans düzenlemek için hazırlık yaptığını duyurdu.

Gassan Selame konuşmasında, konferansa hazırlık için Türkiye, Almanya, Malta, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Tunus’a ziyeretler gerçekleştirdiğini söyledi.

Her ne kadar yapılması planlanan konferansın, Fransa ve İtalya’dakilerden farkının ne olacağı bilinmese de Almanya’da kurulacak müzakere masasının gündemini öğrenmek için daha önce toplanan konferanslara bakmak gerekiyor.

(Faiz es-Serrac, Macron ve Hafter, Paris. Fotoğraf: AFP)

İlk zirve Paris’te

Öncelikle Libya’daki krizde Fransa ile İtalya arasında rol kapma yarışı yaşanıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2018’in mayıs ayında Hafter ile UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Faiz es-Serrac’ı Paris’te bir araya getirdi.

İtalya’nın davet edilmediği bu toplantıda, Libya’da 10 Aralık 2018’de seçimlere gidilmesi kararlaştırıldı. Ancak bu, mümkün olmadı. Hatta seçimler olmadığı gibi ülkedeki mevcut kutuplaşma daha da arttı.

Öte yandan, bu dönemde BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame’nin sunduğu 3 aşamalı eylem planına göre, ülkede 2018 sona ermeden devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması amaçlanıyordu. Devlet başkanlığı seçimlerinde adaylığı konuşulan isimler arasında Hafter de yer alıyordu.

İkinci zirve Palermo’da

İtalya, Paris’te düzenlenen zirveden dışlanmasının ardından, Libya’dan İtalya’ya mülteci akını ve ekonomik çıkarlarını koruma isteği ile Palermo kentinde konferansa ev sahipliği yaptı.

Bölgede yeniden güçlü aktör olmayı hedefleyen İtalya, Palermo’daki zirveye özel önem atfetti.

İtalya’daki toplantıya Tunus, Fransa, Mısır, Rusya,Türkiye ve BM’den temsilcilerin de olduğu 30’a yakın ülke katılım gösterdi.

Türkiye toplantıyı terk etti

Türkiye’yi Palermo’daki toplantıda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay liderliğindeki heyet temsil etti. Ancak Türk heyet, konferansı erken terk etmek zorunda kaldı.

Türk heyeti konferansı terke etme sebebini, “Bazı taraflar arasında düzenlenen gayri resmi toplantı ve bunların Akdeniz bölgesindeki başlıca aktörler olarak sunulması, bizim şiddetle karşı çıktığımız çok yanıltıcı ve zarar verici bir yaklaşımdır” sözleriyle açıkladı.

Peki arka planda ne olmuştu?

Türk heyeti isim anmasa da toplantıyı terk etme nedeninin, Palermo’da İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, ülkenin doğusunda güç sahibi olan General Halifa Hafter, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Tunus Devlet Başkanı Beci Kaid es-sebsi, Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev, Cezayir Başbakanı Ahmed Ouyahia, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve BM’nin Libya Özel Temsilcisi Ghassan Selame’nin gayri resmi olarak bir araya gelmesinin olduğu belirtiliyor.

Conte, gayri resmi toplantıda çekilen fotoğrafları sosyal medyada paylaşarak, “İtalya Akdeniz’in başrol oyuncularını bir araya getiriyor ve Libya için diyalogu yeniden başlatıyor” ifadelerini kullandı.

İtalya Başbakanı Conte, Türk heyetinin konferansının ardından her ne kadar “üzgünüm” açıklaması yapmış olsa da, İtalyan La Repubblica gazetesinin yaşananlarla ilgili aktardığı şu değerlendirme, dikkat çekiciydi:

“İtalya, General Haftar’le yalnızca ikili görüşmeler değil genişletilmiş bir toplantı düzenleyebilmek için, Türkiye ve Katar’ın, yani General’in iki aleni karşıtının, sabahki toplantının dışında bırakılmasını kabul etti.”

Toplantı neden Almanya’da?

Almanya’nın Libya Büyükelçisi Oliver Owcza, 11 Eylül’de sosyal medya sitesi Twitter’dan yaptığı açıklamada, ülkesinin Libya’daki durumdan endişe duyduğunu ve BM Libya Özel Temsilcisi Selame’nin 3 aşamalı barış planı kapsamında bir konferans düzenlemesi için hazırlık yaptığını duyurdu.

Büyükelçi’nin bu açıklamasının akabinde ise, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede ikili ilişkilerin yanı sıra göç konusu ile Suriye ve Libya’daki gelişmelerin ele alındığı belirtildi.

Diplomatik kaynaklara göre Almanya, İtalya ve Fransa’nın aksine Libya’da taraflar arasında tarafsız bir arabulucu olabilir.

Ancak Almanya’nın dış politikada partneri olan Fransa’dan ne kadar bağımsız bir politika izleyebileceği konusu belirsizliğini koruyor.

Ülkelerin beklentileri neler?

Libya’da Kaddafi’nin kanlı bir şekilde devrilmesinin ardından devam eden çatışmalara yönelik her ülkenin özel bir ajandası var.

Türkiye ve BM başta olmak üzere uluslararası toplumun tanıdığı UMH’ye karşı ABD, Fransa, BAE, Suudi Arabistan ve Mısır ile Rusya’nın Hafter’i desteklediği biliniyor.

ABD:

Libya’da Muammer Kaddafi’nin devrilmesi sürecinde Fransa’nın öncülüğündeki NATO müdahalesine yeşil ışık yakan dönemin ABD yönetimi, daha sonra Libya’da ortaya çıkan terör örgütü DEAŞ’a karşı hem Hafter milisleri ile hem de UMH ile çalışmayı sürdürdü.

Donald Trump yönetiminin iş başına gelmesinin ardından ise Körfez sermayeli lobi faaliyetleri Hafter tarafından saf tutulmasına yol açtı.

Washington Post gazetesinde yer alan habere göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hafter ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi, Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığında şaşkınlıkla karşılandı.

Öte yandan telefon görüşmesinin Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin ABD ziyaretinden birkaç gün sonra gerçekleşmesi ise dikkat çekti.

Hafter için ABD’de lobi faaliyetleri yürüten Linden Strategies adlı şirket, 1 yıllık lobi faaliyetleri için 2 milyon dolar alıyor. Bu paranın Körfez ülkeleri tarafından sağlandığı ise herkesin bildiği bir sır.

Hafter milislerinin 4 Nisan’da başlattığı Trablus saldırısı da ABD tarafında şaşkınlık yaratmadı. Zira ABD’li diplomatik kaynaklara göre, geçen hafta Trump’ın görevden aldığı Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Hafter’e Trablus saldırısına fazla uzatmaması şartıyla onay verdi. Daha sonra ise İngiltere tarafından Hafter’in saldırılarını durdurması yönünde verilen öneri, ABD ve Rusya tarafından veto edildi.

Ancak Trablus saldırısının başlamasının ardından geçen 5 ayda kayda değer bir ilerleme sağlanamaması, ABD tarafında hoşnutsuzluk yaratmış görünüyor. Yine diplomatik kaynaklar, Trump’ın Libya dosyasını Dışişleri Bakanlığı sorumluluğuna devrettiğini belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ise Libya uzmanları ile yeni bir politika üzerinde çalıştığı ifade ediliyor.

Hafter’e Körfez sermayesi ile lobi desteği veren Linden Strategies’in Başkanı Stephen Payne, “Hafter’le 5 yılıdır süren iletişim ve geçtiğimiz yıl Bingazi’de yaptığımız görüşme sonrası, tarihin doğru tarafında olduğumuzu biliyorduk” ifadelerini kullandı.

Ancak her ne kadar lobi faaliyetleri sonuç veriyor gibi görünüyor olsa da ABD’de Hafter’e karşı tutum belirleyen bir kesim de var. Bunlardan en önemlisi Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi.

Komite, Hafter’in Trablus saldırısında işlediği savaş suçu işlediği iddialarının soruşturulmasını istiyor.

Rusya:

Rusya, 2011’de başlayan olayların ardından Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlayan NATO müdahalesine karşı çıktı.

Ancak Kaddafi’nin devrilmesinin ardından uzun süreli müzakerelerin ardından BM tarafından kurulan meşru hükümete karşı eş güç oluşturan Hafter’le yakın ilişkiler kurdu.

Öyle ki Hafter, Rusya’nın Akdeniz’de konuşlu savaş gemisine bir ziyaret gerçekleştirerek, Rus komutanlarla görüştü. Daha sonra ise Hafter Moskova’da ağırlandı, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.

Rusya’nın Libya’da şu ana kadar açıklanmış herhangi bir resmi faaliyeti yok. Ancak hem sahadan gelen bilgiler hem de Batı medyasında çıkan haberler, Rusya’nın resmi olmayan paramiliter güçlerle Hafter’e destek verdiğine işaret ediyor.

Bu minvalde Batı medyasında yer alan son iddia, İngiltere’nin kamu yayın kuruluşu BBC’den geldi.

BBC’nin haberine göre, Rusya’nın paramiliter askeri gücü Wagner uzun bir süredir Hafter’e giriştiği çatışmalarda destek veriyor.

Bu iddiaları destekleyen bir fotoğraf karesi, Hafter’in Rusya ziyareti sırasında çekildi. Hafter’in Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile görüşmesinde çekilen bir fotoğraf karesinde, Wagner’in kurucusu olarak bilinen Yevgeniy Prigozhin de görünüyor.

(Hafter ile yapılan görüşme: Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov ve Yevgeniy Prigozhin, 7 Kasım 2018. Fotoğraf: AP)

Africa Intelligence adlı sitede yer alan bir habere göre ise Wagner savaşçıları, Hafter milislerinin Fizan’daki saldırılarına destek verdi.

Rusya’nın Hafter’e medya desteği verdiği yönünde de ABD gazetelerinde birçok iddia mevcut.

Öte yandan Tunus’ta geçtiğimiz yıl Libya’ya giden Panama bandıralı bir gemide, Rus askeri teçhizatlarının bulunduğu 24 konteyner ile 66 Rus askeri nakliye aracı ele geçirildi. Rus hükümeti ise Libya’daki çatışmalara müdahil olduğu iddialarını reddetmeyi sürdürüyor.

Fransa:

Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi ile sonuçlanan NATO müdahalesine öncülük eden Fransa, daha sonraki süreçte de etkin rol oynamaya devam ediyor.

UMH ile Hafter arasında müzakerelere aracılık eden Fransa, bir yandan da hem askeri hem de diplomatik olarak Hafter’e desteğini sürdürüyor.

Fransa’nın Libya’daki çatışmalara müdahil olmasını Hafter bir konuşmasında şöyle açıklıyor:

– Fransa, Libya’ya hakim olmamız için bize destek verdi ve veriyor.

– Fransa’nın askerleri bizimle öldü, ülke hemen yeni asker gönderdi.

– Fransa’nın Libya’dan yararlanma ve nimetlerinden faydalanma hakkı vardır.

Fransa’nın, BM’nin en yüksek karar alma organı BMGK üyesi olmasına rağmen, BM tarafından tanınan UMH yerine Hafter’i desteklemesinin ise birkaç nedeni var.

Öncelikle Fransa, Körfez lobi faaliyetlerinin karşılık bulduğu bir ülke. Ancak bundan daha önemlisi ise, Fransa’nın bölgede askeri rejimlerle çalışmaya istekli olması. Mısır’da 2013 yılında gerçekleştirilen askeri darbe sonrası söz konusu ülkeye milyarlarca dolarlık silah satan Fransa’nın askeri yönetimlerle çalışmayı, demokratik yollarla iş başına gelen yönetimlerle çalışmaya yeğlediği öne sürülüyor.

Öte yandan Libya’nın istikrarı, Akdeniz’den sayıları milyonları bulan düzensiz göçmen akışının durdurulması için büyük önem arz ediyor. Fransa bu akının, Hafter milisleri ile sağlanacağına inanıyor.

Bir diğer neden, bölgesel rekabet. Uzun süredir hem UMH ile hem de Hafter ile çalışmalarını sürdüren Fransa, görünürde UMH’yi desteklediğini ve çözümün yalnızca siyasi müzakereler yoluyla olacağını savunurken, sahada Hafter’e askeri destek vermeyi sürdürüyor.

Başkent Trablus’un güneybatısında yer alan ve Hafter milislerinin saldırılar için üs olarak kullandığı Giryan kentinde, Fransa’ya ait olduğu açıklanan Javelin füzelerinin bulunması, gözleri bu ülkeye çevirdi. Ancak Fransa’nın desteği bunlarla da sınırlı değil.

UMH Başkanlık Konseyinden bir yetkiliye göre, Fransız askerleri Hafter’e destek vermek için Libya’da faaliyet yürütüyor.

Buna göre, Fransız askerleri Sirte kentinin doğusundaki Sidra Limanı’nda yer alan havaalanından insansız hava araçlarını (İHA) kontrol ediyor. Bu İHA’lar, başkent Trablus’ta sivil yerleşim yerlerin vurulmasında kullanılıyor.

UMH kaynağına göre, İHA’ları kullanan Fransız askerleri, sıkı koruma altındaki Ras Lanuf Limanı’nda uluslararası denetim şirketi Petro Comet’e bağlı bir şirketin işçilerinin barınma alanında yaşıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri:

Libya’da 2014’te yapılan tartışmalı seçimin ardından Mısır’daki darbeye özenerek benzer bir girişimde bulunan Libyalı General Halife Hafter, BAE’nin merceğine girdi. Darbe girişiminin ardından Hafter ile yakın ilişkiler geliştiren BAE, hırslı generalin ülkenin tamamını ele geçirmesi için koşulsuz ekonomik, diplomatik ve askeri destek sağlıyor.

Libya’ya gönderilecek silahlarla ilgili BAE Genelkurmay Başkan Yardımcısı İsa el-Mezrui ile dönemin Mısır Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü, bugün ise Mısır İstihbarat Başkanlığı görevini yürüten Abbas Kamil arasında geçen ses kayıtları 2014’te basına yansıdı. Ses kayıtlarına göre iki yetkili, Libya’ya gönderilecek silahların hangi gruplara dağıtılacağını görüştü.

Ayrıca BM uzmanları hazırladıkları raporda, ülkenin doğusunda Hafter’in hakim olduğu El-Merc şehri yakınlarındaki El-Hadim Askeri Üssü’nün BAE tarafından işletildiğini belirtti.

Raporda, Mart-Kasım 2017 arasındaki uydu fotoğraflarına göre üssün geçirdiği değişim aktarılırken, apron alanının 2 katına çıktığına yer verildi.

Savunma meseleleriyle ilgili bir İngiliz haber sitesi, hava üssünde BAE’nin sağladığı AT-802 sınır devriye uçaklarının yanı sıra Çin yapımı silahlı insansız hava aracı (İHA) Wing Loong, Sikorsky UH-60 tipi helikopterlerin Hafter güçlerine destek olduğunu yazdı.

Öte yandan temmuz ayında, BAE’nin Sudan ve diğer Afrika ülkelerinden askerleri, Hafter milisleri saflarında savaşmaları için Libya’ya sevk ettiğine dair yeni belgeler ortaya çıktı.

(Fotoğraf: Al Jazeera)

BAE’nin aldığı Çin SİHA’ları Trablus’u vuruyor

BM uzmanları, bu yıl Trablus’a yapılan saldırılarda havadan karaya atılan Çin yapımı Blue Arrow füzesi tespit etti.

Çin yapımı Blue Arrow füzesinin dünyada yalnızca Çin, Kazakistan ve BAE ordularının envanterindeki Çin yapımı insansız hava aracı Wing Loong’dan ateşlenebiliyor olması, gözlerin bir kez daha bölgedeki olağan şüpheliye çevrilmesine yol açtı.

(UMH tarafından Sirte kenti yakınlarında düşürülen bir Wing Loong 2. Fotoğraf: Libya Alahrar)

“BAE askerleri Cufra Hava Üssü’nde öldürüldü” iddiası

BAE’nin Libya’daki faaliyetleri konunda son iddia ise, 6 askerinin Libya’nın orta bölgesindeki Cufra Hava Üssü’ne UMH tarafından düzenlenen saldırıda hayatını kaybettiği oldu.

Buna göre, Libya’daki BAE faaliyetlerinin sorumlusu, İHA operatörleri ve teknik mühendislerinin de aralarında olduğu 6 BAE’li asker öldürüldü.

BAE’nin resmi haber ajansı WAM da bu iddiaların ardından, 6 BAE askerinin bir kazada yaşamını yitirdiğini aktardı ancak yer belirtilmedi.

İtalya:

Uzun yıllardır yaşadığı siyasi istikrarsızlık eski sömürgesi konusunda rolünü Fransa’ya kaptırdığı görüntüsü verse de İtalya son yıllarda Libya’da etkin olmaya çalışıyor.

Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Hafter ve Faiz es-Serrac’ı bir araya getirmesi ve İtalya’nın davet edilmemesi üzerine yeni bir konferans gündeme geldi.

İtalya, Libya krizinde UMH’ye desteğini sürdürürken, Hafter tarafıyla da iletişimini devam ettirmeye çalışıyor.

(Hafter ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire, 14 Nisan 2019: Fotoğraf: AFP)

Mısır:

Libya ile uzun bir kara sınırına sahip olan Mısır, General Halife Hafter’in şubat 2014’te Trablus’taki darbe teşebbüsüne tam destek verdi. Henüz Hafter’in uluslararası aktörler tarafından tanınmadığı bu dönemde Mısır’ın emekli generale desteği, ülkede etkin rol oynaması muhtemel İslami hareketlere karşı bir adım olarak değerlendirildi.

Mısır bu anlamda Hafter’i ülkedeki “aşırı İslamcılarla” mücadelede tek aktör olarak görüyor.

Kahire yönetimi, 2014 yılında Hafter’in Libya’nın bütün bölgelerini hakimiyeti altına almak için başlattığı “Onur Operasyonu”na da en güçlü desteği verdi. Ancak Mısır’ın bu operasyonu finanse edebilecek gücü olmadığı için bölgede Mısır’ın müttefiği BAE devreye girdi.

Bu destekte dikkat çeken unsur ise, Mısır’ın Hafter’e destek için Kremlin nezdinde girişimlerde bulunmuş olmasıydı.

Hafter’in tüm Libya’da hakimiyet sağlaması için Mısırlı askeri uzmanlar da etkin olarak kullanılıyor. Başkent Trablus’a başlatılan saldırılara da etkin şekilde destek veren Mısır’ın Hafter yönetimindeki Libya’dan beklentileri büyük.

Bunlardan birincisi, ülkede etkin olan ve Mısır’ın kendisine tehdit olarak gördüğü “İslamcı milisler”den kurtulmuş olacak.

İkincisi, ekonomi. Mısır, Hafter hakimiyet altındaki Libya’nın yeniden imarında büyük pay almak isterken, ülkede çıkartılan petrolden de pay alma peşinde.

Trablus saldırısından bugüne kadar sahadaki durum nasıl değişti?

Bu yılın sonunda toplanması planlanan uluslararası konferansa etki edecek en önemli unsur ise sahdadaki durum.

Hem Libya içerisindeki aktörlerin masada ellerini güçlendirmesi hem de uluslararası aktörlerin tutumunu sahada yaşanan çatışmaların durumu belirleyecek.

Trablus saldırısının başlamasından bu yana geçen 5 aylık süre zarfında, Hafter güçleri saldırı durumundan savunma pozisyonuna geçerken, UMH başkentin güneyinde ilerlemeye devam ediyor.

Müzakere masasına elleri güçlü oturmak isteyen tarafların çatışmaları tırmandırması bekleniyor. Ancak 4 Nisan’dan bu yana yaşananlar Hafter milislerinin alan kaybetmeye devam edeceğini gösteriyor.

Aslında Libya yerel kaynakları, sahada Hafter milislerinin gerilemesi ile konferans toplama çağrılarının senkronize bir şekilde gerçekleştiğini öne sürüyor. Bu da Hafter’in bir çıkış yolu aradığını gösteriyor.

Zaten Gassan Selame geçtiğimiz hafta, kendisine devlette yüksek bir makam verilmesi şartıyla Hafter’in Trablus önlerinden çekilebileceğini açıklamıştı.

Trablus savaşında 3 aşama

Hafter güçleri ve uluslararası meşruiyete sahip UMH birlikleri arasında Trablus ve çevresinde 5 ayı aşkın süredir devam eden çatışmalar 3 aşamada ele alınabilir.

Hafter güçlerinin ülkenin batısındaki birçok kenti ele geçirdiği ilk aşamayı, UMH birliklerinin toparlanıp kaybedilen bölgelerde yeniden denetimi sağlamaya başladığı ikinci aşama takip ediyor.

Üçüncü aşamada ise UMH birliklerinin saldırı, Hafter güçlerinin de savunmaya geçtiği görülüyor.

Hafter güçlerinin hızlı ilerleyişi

Hafter güçleri 4 Nisan’da başlatılan Trablus saldırısı kapsamında ülkenin batısındaki kentlerin büyük bölümünü ele geçirdi. Sabrata, Surman, Giryan ve Terhune kentleri rekor sayılacak bir hızla savaşmadan Hafter güçlerinin kontrolüne girdi.

Saldırının ilk haftasında Trablus’un güneyindeki Verşefane bölgesinde yer alan Aziziye, Zehra, Saidiye ve Amiriyye kentleri kontrol altına alındı.

Terhune 9. Tugayı’nın katılımı Hafter’in elini güçlendirdi. Hafter güçleri, Terhune’deki tugaya ait birliklerle başkente doğru ilerledi ve bu eksendeki Suk el-Hamis, Suk es-Sebt, Suk el-Ehad, Es-Sebia beldelerini ele geçirdi.

Trablus’un güney mahalleleri tek tek düşüyordu ve doğudan gelen bu ilerlemeyi püskürtecek bir güç yok gibi görülüyordu. Kasr Bin Gaşir Mahallesi’nin ardından Hafter güçleri Ayn Zara ve Vadi er-Rebi mahallelerinde büyük ilerleme kaydetti. Daha sonra, bölgedeki bazı uyuyan hücrelerin de Hafter güçlerine destek vermesiyle Es-Sevani Mahallesi ele geçirildi.

Hafter güçlerinin ilerlemesini stratejik önemdeki eski Trablus Havalimanı’na yönelik saldırı takip etti. Hafter’in saldırısından birkaç gün sonra Trablus adeta son nefesini vermeye hazırlanan yaralı bir av gibiydi.

UMH birliklerinin saldırıları püskürtmesi

Saldırıların ikinci haftasında Trablus’un doğusundaki Misrata, batısındaki Zaviye ve Zintan kentlerinden UMH birliklerine destek ulaşmaya başlayınca başkent rahat bir nefes aldı. Aynı zamanda doğudan gelen Hafter güçleri durduruldu ve başkentin merkezi çevresinde savunmaya geçildi.

İkinci aşamada ise saldırının başında kaybettiği bölgeleri geri almaya başlayan UMH güçleri, Aziziye başta olmak üzere Verşefane bölgesindeki beldelerde yeniden kontrolü sağladı. Eski havalimanı yakınlarındaki Sevani Mahallesi de Hafter güçlerinden kurtarıldı.

UMH birlikleri bu dönemde ayrıca Hafter güçlerinin havadan ve karadan bin kilometrelik tedarik hattını kesti. Hafter güçlerinin mühimmat deposu olarak kullandığı Cufra Hava Üssü hedef alındı. Mühimmat ve yakıt eksikliği çeken Hafter güçlerinin, çatışmaların ön cephelerinde yaşadığı sıkıntılar daha da arttı.

Bu durum, Hafter güçlerinin birçok cephede teslim olmasını, motivasyonlarındaki düşüşü ve bir kısmının çatışma bölgelerinden doğudaki ailelerinin yanına kaçmasını da açıklıyor.

Trablus savaşını neredeyse birkaç gün içinde sona erdirmenin eşiğine gelen Hafter güçleri, aylardır siviller ve göçmenlerin ölümüne yol açan hava saldırıları dışında elle tutulur herhangi bir ilerleme elde edemedi.

Sivil ve göçmenleri hedef alan bu saldırılar, Hafter ve komutanlarını, Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) savaş suçları nedeniyle yargılanma tehdidiyle karşı karşıya getirdi, Fransa başta olmak üzere uluslararası müttefiklerini zor durumda bıraktı.

Hafter, batı eksenindeki tüm cephelerde (Sevani, Zehra, Aziziye, Kerimiyye, Saidiye, Amiriyye, Hira) geriledi. Bu bağlamda kırılma noktası niteliğindeki gelişme, Hafter güçlerinin operasyon merkezi niteliğindeki başkentin güneyinde yer alan Giryan’ı 26 Haziran’da sürpriz bir saldırı sonucunda kaybetmesiydi.

Hafter güçlerinin saldırıdan savunmaya geçişi

Hafter birliklerinin saldırılarını durdurduktan sonra kaybettiği bölgeleri yeniden ele geçirmeye başlayan UMH güçleri, üçüncü aşamada Hafter’e ait bölgelere yönelik saldırılar düzenlemeye başladı. Hafter güçleri de saldırıdan savunma pozisyonuna geçti.

Ağustos ayının ilk günlerinde UMH birlikleri Trablus’un doğusundaki bölgelerden başkentin güneydoğusundaki Terhune’nin eteklerine kadar ilerledi ve ilk kez 9. Tugayı şehrin idari sınırlarının dışına kadar geri çekilmek zorunda bıraktı.

UMH birlikleri daha önce görülmemiş şekilde Terhune ve çevresinde yer alan 9. Tugay’ın mevzilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Buna karşın 9. Tugay da başkentte nüfusun yoğun olduğu bölgelere havadan saldırdı ve UMH birliklerinden alıkoyduğu askerleri ölümcül işkencelere maruz bıraktı.

Terhune’de kadim askeri taktiğinin uygulanması

UMH’nin ana hedefi Hafter güçlerini başkentin güney banliyölerinden uzaklaştırmak olsa da Terhune kilit nokta özelliği taşıyor. Giryan’ı kaybettikten sonra Hafter güçlerinin yoğun harekat merkezi olarak öne çıkan Terhune’de denetimin sağlanması, Hafter güçlerinin ön cephesinin doğal olarak yıkılması anlamına gelecektir.

Terhune ele geçirildiğinde Hafter güçleri artık tüm cephelerden kuşatılmış, mühimmat yolları kapatılmış olacak. Böylece 9. Tugay kendi şehrini korumak için birliklerini başkent Trablus’tan geri çekmek zorunda kalacak.

Bu, M.Ö. 218-201 yıllarında Kartaca Savaşı’nda Romalıların, Kartacalıların komutanı Hannibal’a karşı tedarik ulaşımını engelleyerek savaşta galip geldiği askeri taktiği hatırlatıyor.

Terhune’ye yönelik saldırı ayrıca UMH’nin başkentini de kurtaracak. Böylece savaş meydanı, Trablus’un güney banliyölerinden Terhune’nin mahalle ve sokaklarına doğru yön değiştirecek.

Terhune cephesindeki son durum

Terhune, neredeyse kuşatılmış durumda. UMH birlikleri Terhune ile Kasr bin Gaşir ve eski havalimanı arasındaki tedarik hattını kesmek için kuzeyde El-Kura Boli’den, batıda Es-Sebia ve Suk el-Hamis beldelerinden saldırılar düzenleyerek baskı yapıyor.

UMH güçlerinin cumartesi günü gerçekleştirdiği hava saldırısı sonucu başkentin güneydoğusunda yer alan Terhune 9. Tugayı Komutanı Albay Abdulvahhab el-Makri, destek güçleri komutanlarından Yüzbaşı Muhsin el-Kani ile asker Abdulazim el-Kani öldürüldü.

UMH birlikleri Terhune’ye ayrıca doğu cephesindeki Misellata kentinden de saldırıp, Terhune ile güneydeki Beni Velid arasındaki tedarik hattını kesebilir.

Terhune sakinleri, başkente yönelik saldırıların başlamasından bu yana yakıt eksikliğinin yanı sıra 4 aydır su sıkıntısı yaşıyor. Bunun yanı sıra kentte finansal açıdan da sorunlar yaşanıyor. Çatışmaların devam etmesi, havalimanı ya da deniz ulaşımı bulunmayan kentin kuşatılmışlık durumunu daha da artırıyor.

Terhune cephesinin düşmesi ayrıca UMH’nin hava üssüne sahip Beni Velid’deki kontrolü yeniden sağlaması için de kilit öneme sahip. Trablus’un güneyindeki Beni Velid’den stratejik önemdeki Cufra Hava Üssü’ne saldırı düzenlenebileceği gibi ülkenin güneybatısında yer alan Fizan bölgesinde bulunan kent ve belediyelerdeki Hafter denetimi sonlandırılabilir.

Grafik: Şeyma Özkaynak

Kaynak: TRT Haber, AA, Africa Intelligence, BBC, Reuters, Washington Post,

ANKARA, TRT Haber, UHA Haber Ajansı

Tuba Nur TÜRKELİ
Tuba Nur TÜRKELİ
Tuba Nur Türkeli 24.08.1989 yılında Almanya'nın başkenti Berlin kentinde dünyaya geldi. Liseye kadar Almanya'da okudu. 2009-2013 yılları arasında Lisans eğitimini Kocaeli Üniversitesi'nin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde gerçekleştirdi. 2014-2017 yılları arasında Yüksek Lisans eğitimini Almanya'nın Nürnberg kentinde Friedrich-Alexander-Üniversitesi'nin Beşeri/Sosyal Bilimler ve Teoloji Fakültesi'nde uzmanlık alanı olarak Siyaset Bilimini seçtiği Ortadoğu Çalışmaları bölümünde tamamladı. Çeşitli kuruluşlarda mesleğiyle ilgili staj ve çalışma imkanı buldu. NSU terör örgütüyle ilgili yaptığı, haber ve araştırmaları birçok medyada yayınlandı. Bir dönem T.C Berlin Büyükelçiliği'nde de staj yaptı. Anadil seviyesinde Almanca ve iyi derecede İngilizce biliyor.
http://(UHA)%20Uluslararası%20Haber%20Ajansı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir