Kültür-Sanat

Kızılelma’nın Tarihçesi …

Afrin operasyonu sırasında bir askerin “istikamet Kızıl Elma” demesi üzerine Kızılelma bir anda gündemine düşmüştü. Karar gazetesi yazarı Beşir Ayvazoğlu bugünkü yazısında Kızıl Elma ne demek, tarihçesi nasıldır? sorularının cevabını verdi. Bakın Türk tarihinde Kızıl Elma hangi anlamlara gelmiş?

beşir ayvazoğlu ile ilgili görsel sonucu

Karar Gazetesi yazarı Beşir Ayvazoğlu, Türkiye’nin Afrin operasyonuyla birlikte başlayan “Kızılelma” söylemini bugünkü köşesine taşıdı. 

Afrin operasyonun da "istikamet Kızıl elma" ile ilgili görsel sonucu

Kızıl elma bir Mehmetçiğimizin Afrin operasyonuna giderken “istikamet Kızıl elma” demesiyle ülke gündemine oturmuş sonrasında üzerine çok yazılar yazılmıştı. Beşir Ayvazoğlu ise tarihten örneklerle anlatıyor kızılelma’yı…

“Gökalp’ın hikâyeside “muasır medeniyet” olarak karşımıza çıkan Kızılelma, daha sonra birçok Türkçü yazar ve şair tarafından “Turan” kavramının eş anlamlısı olarak kullanılacaktır” diyen Ayvazoğlu, “Kızılelma neresidir?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

“Evet, Kızılelma “millî hedef, ortak gaye” anlamına gelir. Hedef, fütuhat asırlarında İstanbul’du, Roma’ydı, Viyana’daydı; zor zamanlarda ise “hürriyet ve istiklâl”… Artık fütuhat asırlarında yaşamadığımıza göre, Kızılelma, millî bekamız, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve elbette huzur ve refahtır. “

***

 

 

 

 

Rahmetli Orhan Şaik Gökyay

Rahmetli Orhan Şaik Gökyay, 1985 yılında Tarih ve Toplum dergisinde yayımlanan “Kızıl Elma” başlıklı önemli araştırmasında “elma”dan hareketle Kızılelma’nın köklerini çok eskilerde aramışsa da, bu efsane İslâmî devirlerde doğdu, bildiğimiz anlamını da Osmanlı fütuhat asırlarında ve Yeniçeri Ocağı’nda kazandı.

Kızılelma’dan söz edilen ilk metin, Sultan Cem’in arzusu üzerine Ebü’l-Hayr-ı Rûmî tarafından derlenerek kaleme alınan Saltukname’dir. Bu da İstanbul’un fethinden sonra efsanenin Balkanlar’da hızla yayıldığı anlamına gelir. Sefer heyecanlarını asırlarca “Destiye kurşun atar, keçeye kılıç çalar, Kızılelma’ya dek gideriz!” cümlesiyle ifade eden Yeniçeriler, Ocaklarının söndürülmesinden duydukları endişeyi de “Kızıl Elma kapusun feth ider iken nacağı/ Ne revâdır bozula Hacı Bektaş Ocağı” diye dile getirmişlerdi.

***

Bizans devrinde, Ayasofya’nın önünde, muhtemelen III. Ahmed Çeşmesi’nin yerinde muhteşem bir sütun yükselirdi. Çok uzaklardan görülebildiği için İstanbul’a gelenlerin hemen dikkatini çeken bu sütunun üzerine İmparator Justinianus’un dev bir atlı heykeli yerleştirilmişti. Başında tüylü, tuhaf bir başlık bulunan ve yukarıya doğru kaldırdığı sağ eliyle doğuyu gösteren askerî kıyafetli süvarinin, yani Justinianus’un sol elinde kızıl renkte madeni bir küre vardı.

Çeşitli tarihlerde İstanbul’u ziyaret eden Müslüman gezginler ve coğrafyacılar da Justinianus heykelini görmüş ve sol elinde parlayan kızıl küreden söz etmişlerdir. Bu heykel ve elmaya benzetildiği için “Kızıl Elma” adıyla şifahî kültüre mal olarak efsaneleşen kızıl küre, Semavi Eyice hocamızın önemli bir makalesine konu olmuştu. Aynı küre, merhum Osman Turan’a göre de Osmanlı devrinde “Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi”nin sembolü haline gelmişti, yani Devlet-i Aliyye’nin emperyal vizyonunu ifade ediyordu.

Bence, Kızılelma’nın ne anlama geldiğini en iyi anlatan Ömer Seyfettin’dir. 1917 yılında, Yeni Mecmua’da yayımlanan “Kızılelma Neresi?” adlı hikâyesi kısaca şöyle özetlenebilir: Kanuni Sultan Süleyman, bir gün otağında divan üyelerine tek tek Kızılelma’nın neresi olduğunu sorar; hiçbiri doğru cevap veremeyince, dışarıda “Kızılelma’ya, Kızılelma’ya!” diye haykırıp duran halktan ve Yeniçeriler arasından üç kişinin gelişigüzel seçilip huzura getirilmesine emreder. Bu üç kişiden aldığı cevaplar, Kanuni’yi çok memnun etmiştir: “Kızılelma Neresi?”, “Atınızın gittiği yer padişahım!”, “Orası neresi?”, “Neresi olduğunu ancak padişahım bilir!”

***

Vak’a-i Hayriye’den sonra unutulmuş olması, Kızılelma efsanesinin Yeniçeri Ocağı geleneklerine ne kadar bağlı olduğunu gösterir. Efsaneyi hatırlatan, Ziya Gökalp’ın İkinci Meşrutiyet’ten sonra yazdığı “Kızılelma” adlı manzum hikâyesidir. 1913 yılında Türk Yurdu’nda yayımlanan bu hikâyede, Bakûlu bir milyonerin kızı olan Ay Hanım, İsviçre’de satın aldığı geniş bir araziyi “Türk Beldesi” adıyla küçük bir ilim şehri haline getirir. Bu şehirde kurup “Kızılelma” adını verdiği üniversitenin bünyesinde çeşitli ilimlerin öğretildiği “medrese”ler vardır.

Gökalp’ın hikâyeside “muasır medeniyet” olarak karşımıza çıkan Kızılelma, daha sonra birçok Türkçü yazar ve şair tarafından “Turan” kavramının eş anlamlısı olarak kullanılacaktır.

Birinci Dünya Harbi’nin sonuçları, Turan hayaliyle birlikte Kızılelma kavramını da uzunca bir süre gündemin dışına iter. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Kızılelma’dan hemen hiç söz edilmemiştir. Ancak İkinci Dünya Harbi, bazı Türkçülerde Türk Birliği hayalini yeniden uyandıracaktır. 1931 yılında Nihal Atsız’ın bir şiirinde “Kızılelma uğrunda kılıç çekince kından” mısraıyla beliren bu kavram, 1940’ların önemli Türkçü dergilerinden Çınaraltı’nda bazı yazarlar tarafından tekrar gündeme taşınır.

Kızılelma adını taşıyan birkaç dergi de yayımlanmıştır. Müftüoğlu Mustafa tarafından 1947 sonlarında yayımlanmaya başlanan Kızılelma, Atsız’ın da katkıda bulunduğu ilgi çekici bir dergiydi. Atsız, Türk Ülküsü (1956) adlı kitabındaki “Kızılelma” yazısını bu dergide yayımlamıştır. Kardeşi Nejdet Sançar’ın “Türk Edebiyatı Tarihinde Kızılelma” başlıklı yazısı da aynı dergide çıkar.

***

İsmi unutulmuş bir Kızılelmacı da Arın Engin’dir. Atatürkçülüğü, hümanist kültürcülüğü, Turancılığı, “soyculuk” dediği ırkçılığı, öztürkçeciliği ve anti-komünizmi birleştirerek şaşırtıcı bir sentez yaratan Arın Egin’in iki kitabına dikkatinizi çekmek isterim. Biri Sosyalist Geçinenlere Karşı Atatürkçülük Savaşı: Kızıl Elma (1965) adını taşır. Diğeri ise Kur’an’da Atatürkçülük ve Kızıl Elma’dır (1971). İstanbul’dan ısrarla Atatürkkent diye söz eden ve “Kızılelma, Promete’nin elmasıdır” diyen bu “ilginç” adama göre, Greko-Lâtin kültürünün özü bizdendir; “çünkü Sümer-Eti o eşsiz uygarlığının ve geleneklerinin Anadolu’dan İyonya yoluyla Teselya ve Miken Aka-Grek Türklerine geçişidir bu.”

***

Kızılelma kavramının yaşadığı bu şaşırtıcı maceradan hareketle Türk düşünce hayatının seviyesi ve kalitesi hakkında dikkate değer sonuçlara varılabilir. Muhabirin sorusuna “Kızılelma!” cevabını veren askerimizin Afrin harekâtının amacını bilmemesi düşünülemeyeceğine göre, bu kavramı aydınlarımızın çoğundan daha iyi anladığını söyleyebilirim.

Evet, Kızılelma “millî hedef, ortak gaye” anlamına gelir. Hedef, fütuhat asırlarında İstanbul’du, Roma’ydı, Viyana’daydı; zor zamanlarda ise “hürriyet ve istiklâl”… Artık fütuhat asırlarında yaşamadığımıza göre, Kızılelma, millî bekamız, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve elbette huzur ve refahtır.

trt.tv

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir