İnci Cevher UZGAŞ Yazarlar

Kitap: Ortadoğu’da Devlet Dışı Silahlı Aktörler

Değerli okurlar, SETA bağımsız, tarafsız düşünce ve yayın kuruluşu, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı tarafından ‘Ortadoğu’da Devlet Dışı Silahlı Aktörler’ başlıklı yeni bir kitabını daha yayınladı.

Söz konusu kitabın birinci kısımı kavramlar ve sorunları, ikinci kısmı ise Devlet Dışı Silahlı Aktörler ‘DDSALAR ve Terör Örgütler’ini içeriyor:

Bu çalışma DDSA olgusunun yeni Ortadoğu güvenlik mimarisi ve ikliminde oynadığı rollere odaklanıyor. Bu grupların doğaları, değişen rolleri ve bölgesel düzene yönelik ortaya çıkardıkları güvenlik risklerini ele alıyor.

Ayrıntılı ve çok yönlü analizleriyle kitapta yer alan makaleler DDSA’lar bağlamında egemenlik, jeopolitik, ideoloji, savaş, teknoloji, çatışma, terörizm, asimetrik savaş, düzensiz savaş ve şehir savaşı gibi…

Murat Yeşiltaş ve Burhanettin Duran ile ilgili görsel sonucu

Kitabın Birinci kısmında; Murat Yeşiltaş ve Burhanettin Duran ‘Ortadoğu’da DDSA’ların Yükselişi, Merve Seren ve Murat Aslan ‘DDSA’lar ve İstihbarat, Serkan Balkan ‘DDSA’lar ve Yenilikçi Terörizm: DEAŞ’ın Drone Stratejisi’, Necdet Özçelik ‘Düzensiz Savaş, Ayaklanma ve Terörizmin Çatışma Kavramı’, Haluk Karardağ ve Kadir Tamer Türkeş ‘DDSA’lar ve Düzensiz Savaş’, Ali Hüssein Al-Bayatı ‘DDSA’ların Eylemleri Nedeniyle Devletin Sorumluluğu’, Bilgehan Öztürk ve Ümit Tetik ‘Yabancı Terörist Savaşçılar’ başlıklı makalelere yer veriliyor.

Kitabın ikinci kısımında ise Bilgay Duman ve Göktuğ Sönmez ‘DDSA’lar ve Terör Örgütler, Haşdi Şabi’nin Ortaya Çıkışı ve Dönüşümü’, Can Acun ve Bilal Salaymeh ‘ Tartışmalı Bir DDSA Olarak Nusra Cephesi’, Can Acun ‘ PYD-YPG’nin Ortaya Çıkışı ve Dönüşümü’, Fatma Sümer ‘PYD-YPG’nin Çocuk Askerleri’, Mustafa Yetim ‘Bir DDSA Olarak Hizbullak’, Fahem Mohammed Ali Qadri ‘Yemen Çatışması ve Husilerin Yükselişi’, Emrah Kekilli ‘Devrimden Parçalanmaya Libya’dan DDSA’lar’, Ömer Behram Özdemir ‘Suriye İç Savaşında Şii Milisler’, Recep Tayyip Güler ve Ömer Behran Özdemir ‘DEAŞ:  Ortaya Çıkışı, Yükselişi ve Çöküşü’ başlıklı makaleler yer alıyor.

Yeni Ortadoğu bir yapboz üzerinde bulunan bilmeceye benzetilebilir. Arap Baharı’nın patlak vermesiyle birlikte devlet dışı silahlı aktörlerin (DDSA) trajik yükselişi ve yayılması bu bilmeceyi çözmeyi daha da zorlaştırmaktadır.
Bugün etnik ve mezhep temelli DDSA’lar yeni doğmakta olan Ortadoğu jeopolitiğinin köşe taşlarından biri haline gelmiştir. Zayıf Arap devletlerinin çoğalması, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali ve bunu takiben ortaya çıkan mezhepleşmiş jeopolitik ayrışmanın bir sonucu olarak etkinliğini artıran DDSA’lar bölgeyi giderek tüketen ciddi bir dönüm noktasına ulaşmıştır.
Kitap: Ortadoğu’da Devlet Dışı Silahlı Aktörler ile ilgili görsel sonucuDemokrasi, eşitlik ve adalet ekseninde Ortadoğu’nun geleneksel düzenini restore etmeyi hedefleyen Arap isyanları çok geçmeden rayından çıkmış ve intihar bombacılarından yabancı terörist savaşçılara (YTS) kadar DDSA olgusunun bölgeyi sarmasına neden olmuştur.
Bu yeni olgu artık Ortadoğu ve dünya siyasetinin tehlikeli gündeminin başlıca unsuru haline gelmiştir. DDSA’lar devletlerin geleneksel karakterine ve en önemlisi de devletler arasında var olan stratejik dengeye meydan okuyan ciddi bir sorun yaratsa da uluslararası politika açısından ele alındığında yeni bir olgu değildir.
Bu tür aktörlerin Ortadoğu’daki mevcudiyeti Arap Baharı’ndan önce de güvenlik problemine sebep olmaktaydı. Bazı tahminlere göre 2010-2013 arasında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki devletlerin egemenlik ve yönetim kabiliyetlerinin belirgin şekilde azalmasından türü militan Selefi gruplar yüzde 58 oranında artış göstermiştir.
DDSA’lar bölgesel ve uluslararası medyada kendilerine geniş şekilde yer bulmanın keyfini sürseler de akademik ve politik çevrelerden daha yeni yeni ilgi görmeye başlamışlardır.
En basit manada DDSA’lar sistematik şiddet eylemleri gerçekleştirme kabiliyeti olan silahlı kuruluşları ifade etmektedir.
DDSA’lar Ortadoğu’nun parçalanan jeopolitik atmosferinde ve yeni doğmakta olan güvenlik mimarisi içinde hayatta kalmak için doğal kaynakları ve stratejik önemi haiz yerleri ele geçirerek kayıt dışı ekonomik bir ağ oluşturma faaliyetlerinde bulunurken toprak kontrolü, baskıcı bir şiddet veya kendisine itaat etmeyen yerel halkı yerinden eden bir tür “demografi mühendisliği” yöntemlerini bir arada benimsemektedir.
Bu yöntemlerin merkezinde otoritenin ve toplumun kontrolünü sağlama çabası söz konusudur ve bu da terör ve ölçüsüz şiddet vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir.
Bir bütün olarak ele alındığında Ortadoğu’nun yeni jeopolitiğinde DDSA’ların yayılması yerel, bölgesel ve küresel refah, bölgesel ve uluslararası güvenlik, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve sosyoekonomik kalkınma etrafında şekillenen politik düzene doğrudan bir meydan okuma içermektedir. Bu durum sadece bu olgunun yükselişine gündelik olarak şahitlik eden bölgede yaşayanları değil aynı zamanda küresel muhataplarını da derinden rahatsız etmektedir.
DDSA’ların yeni bir olgu olduğu bir an önce idrak edilerek buna göre tepki verilmelidir. Otoriter uygulamalar ve gerek içeride gerekse yurt dışında devlete yönelik şiddetli saldırıya yol açan “etnik mezhepçi dışlanma” bugün devletler topluluğunun ana zorluklarının başında gelmektedir.
DDSA’lar öncelikle günümüz ulus devletin güvenliği ve meşruiyetine meydan okumak suretiyle çöken, başarısız ya da egemenlikleri giderek zayıflayan devletlerin ortaya çıkmasına neden olmakta ve bölgesel ölçekte güç dengelerinde değişikliğe yol açarak güvenlik ikilemlerini daha da çeşitlendirmektedir.
Kitap: Ortadoğu’da Devlet Dışı Silahlı Aktörler ile ilgili görsel sonucuÖte yandan DDSA’lar uluslararası toplumun değerlerine meydan okumakla
birlikte intihar bombacılığı veya kitle imha silahı geliştirmeye ya da sahip olmaya yönelik çeşitli araçlar kullanarak uluslararası küresel normların istismarı ve yıkılması yoluyla yumuşak hedeflere saldırarak küreselleşmenin karanlık tarafını daha da derinleştirmektedir.
Bir bütün olarak ele alındığında DDSA’lar güçsüz devlet yapılarının bulunduğu, sosyoekonomik refah eksikliği veya bunlarla mücadelenin zayıf olduğu, yoğun güvensizlik, şiddete yol açan uygulamalar, siyasi düzensizlik ve şiddetli anlaşmazlıkların yer aldığı bölgelerde ortaya çıkmaktadır.
Bu durum özellikle Arap Baharı’nı takip eden dönemdeki Ortadoğu siyaseti için daha fazla geçerlidir.
Gerçek dünyadaki etkilerine rağmen DDSA’lara dair güvenlik çalışmaları ve Uluslararası İlişkiler literatüründeki tartışmalar çoğunlukla normatif bağlamda (örneğin uluslararası hukuk veya bu aktörlerin yasal olup olmadıklarına ilişkin tanımlama zorlukları), ortaya çıkardığı siyasi sonuçlar (örneğin çökmüş veya başarısız devlet örnekleri) veya teorik tartışmalar çerçevesinde (örneğin aktör,
yöntemler ve yaklaşımlar açısından) sınırlanmıştır.
Öte yandan Ortadoğu’daki DDSA’ların yeni Ortadoğu jeopolitiğini ve güvenlik mimarisini nasıl etkilediği üzerine yapılan çok fazla araştırma bulunmadığından bu şaşırtıcı aktörlerin örgütsel, ideolojik ve stratejik tercihlerinin sistematik bir şekilde araştırılması ve detaylı analizlerine acil ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır.
DDSA olgusunu çoğunlukla normatif, betimsel ya da kuramsal perspektiflerden ele alan mevcut yaklaşımlar yerine bu kitap yeni Ortadoğu içinde DDSA’ları anlamak için bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir.
DDSA’lar bağlamında Ortadoğu’daki siyasal ve güvenlik merkezli değişimi incelemedeki temel zorluk boyut, hedefler, yapı, liderlik, komuta yetenekleri, operasyon tempoları, kaynak ve politik söylemler açısından büyük farklılıklar gösteren devlet dışı silahlı gruplarla ilgili kapsamlı bir analiz çerçevesi geliştirme meselesiyle
ilgilidir.
Farklı biçimleri ve motivasyonlarına rağmen Ortadoğu’daki DDSA’lar belirli ortak özellikleri paylaşmaktadır:
Birincisi aşırıcı şiddetlerinin acımasız doğasına rağmen bazı inanç (etnik ya da dini) yapılarına bağlıdırlar. Ahlaki ve maddi desteğin devamı için şiddet araçlarının meşru kılınmasında çaba sarf etmektedirler.
Bu bağlamda DDSA’ların bağlı oldukları aidiyetlerinin oluşturulması, sürdürülmesi ve harekete geçirilmesi sırasında güçlü meşruiyet araçlarına, kalıplaşmış inanç yapılarına ve sert ideolojik kodlamalara ihtiyaçları vardır.
İkincisi stratejik ve taktiksel nedenlerden ötürü çeşitli yerli ve yabancı kitleyi aynı anda militarize etme gayreti içindedirler. Bu militarizasyon aynı zamanda DDSA’ların kendi içinde askerileştirilmesini de beraberinde getirmektedir.
Örneğin PKK/YPG terör örgütünün kadın militanları kullanması böylesi bir askerileşme süreci ile meşruiyet sağlama tekniklerinin bir arada sunulmasına iyi
bir örnek oluşturmaktadır.
DDSA’da kadın savaşçıların istihdam edilmesi eşitlik, ciddiye alınma, saygı ve özgürleştirme kavramları açısından kadınlara cazip gelmektedir.
Kadınların katılımı iş gücü ya da lojistik destek olarak verdikleri hizmetin yanı sıra silahlı grubun güç derinliği ve kararlılığını göstermektedir.
Operasyonel boyuta gelince DDSA’lar devletler arası çatışma bağlamında işlevsel olmasına rağmen yeni ortaya çıkan DDSA’lar devlet içi ve iç savaş ortamında Ortadoğu’daki sözde Vestfalya jeopolitik düzenine uymayan çatışma kalıplarını yansıtan sayısız vekalet savaşının da parçası ve yürütücüsü olarak görülebilir.
Bu bakımdan DDSA’lar Holtsi’nin “sabit toprak sınırlarının olmamasıyla karakterize edilen üçüncü türden savaşlar” şeklinde adlandırdığı olguya yeniden odaklanabilmemiz bakımından istisnai bir durum teşkil etmektedir.
DEAŞ, YPG (Halk Koruma Birlikleri, Yekineyen Parastina Gel) ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi, Partiya Karkeren Kurdistane) için bu durum özellikle geçerlidir.
Devlet egemenliğinin geleneksel doğasını dönüştürmek ve etkilemek için devlet dışında egemenlik, jeopolitik, iktidar ve hatta “devlet dışı bir dış politika”
uygulanmasında yeni bir tür yarattıkları kesinlikle doğrudur.
Kitapta incelenen Ortadoğu’daki seçili DDSA’ların bu anlamda mülkiliği
yeniden tanımladıkları ve iktidar etme biçimleriyle farklı ideolojileri ve kavramları yeniden keşfettikleri söylenebilir. Hatta farklı dış politika uygulamaları ve karar alma süreçleri benimsedikleri için alışılmamış bir kurumsallaşma sürecinden geçtiklerini ileri sürmek de yanlış olmayacaktır.
Bu giriş DDSA’lara dair ana temaları inceleyerek kitapta yer alan makalelere genel bir bakış sunmakta ve söz konusu temaların DDSA’ların yeni dinamiklerinin neler olduğu konusundaki anlayışımıza dair ilişkisini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır.
Ayrıca bu girişte Arap Baharı ve Suriye iç savaşının derinleşmesini müteakip Ortadoğu’da DDSA’ların ortaya çıkarak çoğalması ve çeşitlenmesine yol açan başlıca faktörlerin altı çizilmektedir.
Daha sonra Ortadoğu’daki devlet dışı silahlı grupların (ki bunların önemi bir kısmı terör örgütü olarak ele alınmaktadır) yeni bileşenlerini ve kendilerine has unsurlarını vurgulayarak bir “analiz çerçevesi” sağlamaya çabalamaktadır.
İnci Cevher UZGAŞ
İnci Cevher UZGAŞ
İnci Cevher UZGAŞ
İnci Cevher UZGAŞ
İnci Cevher UZGAŞ; 1984'te Bremen Almanya'da doğdu, İstanbul'da büyüdü. Ortaokul, lise yıllarında Müjdat Gezen, Ayla Algan'ın ve Şahika Tekand'ın tiyatro kurslarına katıldı. Tiyatro Alkış'ta " Çizmeden Kral Çıktı" adlı oyunda rol aldı. 2009 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Anasanat dalından mezun oldu. Cem Kurtoğlu ile Çanakkale projesinin yönetmen yardımcılığını yaptı ve oyuncu olarak yer aldı. Sanat İşliği Tiyatrosu bünyesinde Payidan Tüfekçioğlu'nun yönetmenliğini yaptığı "Yoksun" adlı oyunda rol aldı. Udi Vedat Yar'dan ve Üsküdar Musiki Cemiyeti'nden de Udi Alaattin Pakyüz'den Ud dersleri aldı.Halen Ud çalışmalarına devam etmekte. İstanbul Devlet Tiyatroları bünyesinde "Herkes Sihirbaz Olacak" adlı oyunda bir sezon görev aldıktan sonra Marmaris'e yerleşti ve orada Tiyatro Emek bünyesinde "Böyle Bir Aşk Masalı, Şirin ile Ferhat adlı oyunun yönetmenliğini ve oyunculuğunu yaptı. Daha sonra Kocaeli'ye yerleşti ve Kocaeli Tiyatro İz'i kurdu. İnci Cevher; Mehmet Beyazıt ile evli olup, Elif Katre adında birkız annesi.
http://(UHA)%20Uluslararası%20Haber%20Ajansı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir