Dünya

İran Askeri Doktrininde Düşman Kavramı -II-

 Firas Elias, Düşman yaratma hususunun, İran askeri düşüncesinde gerçek düşmanlar kadar önem taşımakta olduğunu hatırlatarak,  İran medyasının yapay düşman yaratma konusunda önemli bir etkiye sahip bulunuğunun altını çizdi.

Firas Elias, ile ilgili görsel sonucu“Bu algıya Dini Rehber ile DMO’nun demeçlerinde ve hatta cuma namazı vaazlarında yer verilmektedir” diyen Firas Elias, “Bütün bunlar, İran halkının sürekli bir şaşkınlık hali içinde bırakıldığına ve rejimin sosyal-ekonomik meselelerde attığı yanlış adımlardan dönerek; devamlılığı sağlamaya çalışıldığına işarettir. Durumun en yakın örneği ise İran’daki son protestolardır. İran gazete, dergi, radyo ve uydu kanalları gibi İran medyasını oluşturan tüm faktörler söz konusu süreçte önemli bir rol oynamaktadır” şeklinde belirtti.

Firas Elias, İran askeri sisteminin devletin tüm kapasitesini kullanarak ve ifade özgürlüğüyle ilgili tüm insan hakları kurallarının ihlal edilmesine izin vererek; düşman hipotezinin oluşturulmasıyla İran askeri doktrinine önemli bir şekil verildiğini açıkladı.

“Söz konusu düşman hipotezi ülkenin iç muhalefet güçleri tarafından oldukça eleştirilmektedir” diye ifade eden Firas Elias, “Dahası söz konusu hipotezle Tahran yönetimi Şiiliği savunma adı altında Ortadoğu ve diğer bölgelerdeki birçok ülkeye girme hakkını meşrulaştırmaktadır. Düşman varsayımı, Velayet-i Fakih anlayışında Dini Rehber’in kayıp imamın adına İslam Cumhuriyeti’nin işlerini yöneten kişi olması hasebiyle siyasi erke hizmet bağlamında etkili bir tarihsel sembolizm ve dini meşruiyet kazandırmıştır. Buna ek olarak gizli bir şekilde faaliyet gösteren Dini Rehber ve DMO yetkilileri,  İslami İstişare Meclisi ya da başka bir İran yasama kurumunun kamuoyuna açıklama yapmaksızın kendilerine tesis ettikleri İran Ordusu’na ayrılan önemli ölçüdeki askeri bütçeyle ekonomik faydalar elde edebilmektedir” dedi.

Firas Elias, İran ve Şia üst aklının düşman kavramını halk nezdinde meşru kılmasının birçok örneğinin mevcut olduğuna ifade eden  Firas Elias, 28 Şubat 2018 tarihinde savcı yardımcısı Hüccetül İslam Muhammed Cafer Montazeri Gülistan eyaletinde yaptığı bir açıklamada: “Düşman, İran İslam Cumhuriyeti’nde güvenliği sağlamak için düşünce odaları; istihbarat uzmanlarının, Siyonistlerin, Amerikalıların ve İngilizlerin varlığı nedeniyle kurulan merkezler de dahil olmak üzere tüm mekanizmalardan faydalanıyor.” ifadesini kullandığını kaydetti.

4 Haziran 2013 tarihinde Dini Rehber Ali Hamaney, Tahran’da gerçekleştirilen Ayetullah Humeyni’nin ölüm yıldönümünü yad etme programı münasebetiyle yaptığı bir açıklamada: “Düşmanın öfkesi, insanların kafasında Hz. Humeyni düşüncesinin hala ve ilelebet yaşamasından kaynaklanıyor.” sözlerini sarf ettiğini açıklayan Firas Elias, İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehghan’ın da “Düşmanın son üç ay içinde ülkede yaratmaya çalıştığı güvensizlik ve huzursuzluk devre dışı bırakıldı!” ifadesiyle düşman kavramının algısal olarak iç politikaya aksettirildiğinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekti.

Firas Elias, ayrıca DMO Tuğgeneral Komutan Yardımcısı Hüseyin Salami’nin, 1979 İran Devrimi’nin zaferinin 39. yıldönümünde Ahvaz Arap eyaletindeki bir konuşmasında düşmanın İran ile ekonomik alandaki çatışma hedefinin ülkeyi felç ettiğini dile getirdiğini ve bölgedeki küçük aktörleri ima ederek: “Ülkelerin büyük güçlere dayanarak gelişmelerinin mümkün olmadığı göstermek istiyorlar.” şeklinde bir açıklama yaptığını belirtti.

Firas Elias, Salami’nin: “Ancak devrimin sınırlarını aşmış durumdayız. Düşmana sınır ötesi harekatlarla karşılık vermekteyiz. Dahası bilim ve teknoloji dallarında iyi ilerleme kaydediyoruz. Buna ek olarak, düşman İran’ın füze gücünden korkuyor, biz kendimizi devrimden önceki devirle kıyaslamıyoruz çünkü o devirde acizlik içindeydik. Bu yüzden kendimizi dünyadaki gelişmiş ülkelerle kıyaslıyoruz.” dediğini söyledi.

İran askeri doktrininin, teknolojik gelişmelerin doğasıyla uyumlu alanlardaki birçok benzer çalışmanın incelenerek geliştirildiğini vurgu yaparak,  1979 yılında başlayan hibrit savaş hipotezinin geliştirilmesi ve İran-Irak Savaşı doktrinin pratik bir başlangıcı olduğunu, daha sonra İran’ın, bu deneyimi özellikle Irak, Suriye ve Yemen başta olmak üzere birçok ülkede kullanmaya başladığını, Tahran rejiminin askeri güçler arasındaki dengeleri ele almak için ülkenin Körfez bölgesindeki askeri varlığını arttırmayı, bu ülkeleri tehdit eden ordular kurmayı ve söz konusu stratejinin başarısı için gerekli ortamı yaratmayı başarmış ve İran’ın başlatmış olduğu politik, medyatik ve sosyal kaos ortamını yani askeri doktrinini oluşturduğunu anlattı.

Firas Elias, Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan “Nükleer Anlaşma Sonrasında Körfez Suları: Provokasyonlar ile İran Deniz Kuvvetleri ve ABD Politikasının Karşılaştığı Zorluklar” başlıklı raporda hibrit savaşın önemine vurgu yapıldığını belirterek, Körfez bölgesinde İran’ın askeri stratejisini geliştirdiğine işaret edilmiş ve deniz stratejisi ve savunma sisteminin iyi bir düzeye getirilmesine ek olarak, çok sayıda taşınabilir anti-gemi füzesi kullanıldığını ve bu bağlamda da küçük teknelere büyük önem verildiğinin ifade edildiğini ifade etti.

“İran’ın hibrit savaşı askeri doktrininde temel bir dayanak haline getirmesinin birçok nedeni vardır” diyen Firas Elias, Özellikle askeri harekât gerektiren operasyonlarda etkili olabilmek için İran silahlı kuvvetlerinin hazırlıksız olması, askeri yeteneklerin geliştirilmesi ve modernleştirilmesinin zaman alması ve hızını etkilemesi nedeniyle ülke ordusuna büyük bir rol düştüğünü açıkladı.

Firas Elias, Washington Araştırma Merkezi’nden Melissa Dalton’un belirttiği gibi; İran’ın Basra Körfezi’ni uzun bir süre kapatamayacağını ve atabileceği en büyük adımın füzelerle karşı koymak olacağını, çünkü DMO ve ona bağlı grupların karada daha fazla etkin olduğuna dikkat çekti.

Firas Elias, İran’ın hibrit savaş alanındaki en önemli askeri taktikleri aşağıdaki gibi sıralanabileceğini ifade etti:

  • Komşu ülkelere karşı sivil ve askeri olmak üzere çift kullanımlı nükleer programlar geliştirmek ve bölgedeki yabancı aktörler bağlamında caydırıcılık sağlamak için ülkenin uranyum zenginleştirmesinin barışçıl ve sivil amaçlar için olduğunu iddia ederek; meşruiyet kazanmak ve bölgede nükleer bir güç olmak hedeflenmektedir.
  • İran bölgedeki etkinliğini arttırabilmek için yeni bir strateji geliştirmesi gerektiğinin farkındadır. Buradan hareketle nükleer çalışmalar kapsamında balistik füze yapımını düşman aktörlere karşı kullanma eğilimindedir.
  • Savaşmak için modern teknolojiye güvenmekten çok birey ve silah sistemlerinde niceliksel üstünlük sağlamak istenmektedir.
  • Körfez bölgesinde çok sayıda küçük gemi ile anti-gemi füzelerini kullanmak amaçlanmaktadır.
  • Küçük savaş gruplarına odaklanarak; hızlı hareket edebilecek, hedefleri doğru bir şekilde vuracak ve düşmanın yok edilmesini sağlamak adına büyük gemiler veya ileri kuvvetlerin hareketlerini kısıtlama bağlamında “vur kaç” stratejisi pekiştirilmek istenmektedir.
  • İran askeri sistemlerinin; özellikle de hava kuvvetleri kapsamında kullanılanların çoğu eskimeden mustariptir. Bu nedenle İran, askeri modernizasyona büyük önem vermektedir. Çin, Rusya ve Kuzey Kore’den ithal edilen silahlar askeri harcamalar bağlamında büyük önem teşkil etmektedir.

Firas Elias, İran’ın bölgesel kapsamda karşılaştığı zorlukların ise şu şekilde gösterilebileceğinin altını çizdi:

  • Geniş coğrafi sınırlar,
  • Irak’tan ülkeye doğru gerçekleşen göç dalgaları,
  • İran Devrim Muhafızları’nın yapı ve kurumları ile Irak, Suriye, Yemen ve Bahreyn’deki İran bağlantılı silahlı grupların birleşimiyle elde edilen “Mozaik Savaş” stratejisi,
  • “Gerilla savaşı” hipotezini izlenen politikalardan ayrı tutamamak. (Nitekim İran biliyor ki düzenli bir savaşa girerse kaybedecektir. Bu yüzden sokak savaşlarına dayalı bir savaş stratejisi uygulamak istemektedir.)

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) yazarı Firas Elias, Özet olarak; İran’ın her zaman bölgede varlık gösteren, ABD ve Körfez Ülkelerinin askeri mevcudiyetine karşı yaşadığı stratejik zorlukları aşmak için hibrit savaş senaryoları geliştirmek üzere çalışmalar yaptığını söyledi.

Firas Elias, Söz konusu bölgedeki İran’a muhalif olan devletlerin coğrafi, askeri ya da stratejik bağlamdaki farklılıkları ışığında askeri yetenekleri şekillendirdiğini, bu yeteneklerin saldırı ve savunma arasındaki dengeyi kurabilme üzerine odaklandığını, denge durumuyla askeri ve coğrafi avantajlarını birleştiren İslami rejimin, olası saldırı durumu kapsamında politika ürettiğini kaydetti..

HABER : Ataner YÜCE

KAYNAK : Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) 

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir