Gündem

Görüş: Fırat’ın doğusuna muhtemel bir harekât

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna muhtemel bir harekâtı bölgesel dengeleri nasıl etkileyebilir?

Yazar: Mehmet Cem Demirci, güvenlik uzmanı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan katıldığı Türk Savunma Sanayi Zirvesi’nde “Birkaç gün içinde Fırat’ın doğusunu teröristlerden temizleyeceğiz” ifadesini kullandı.

Açıklamanın Savunma Sanayi Zirvesi’nde yapılmış olması ayrı bir öneme sahip. 1974 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin muhalefetine rağmen Kıbrıs’a müdahale eden Türkiye, silah ambargosuna maruz kalmıştı. Erdoğan müdahale açıklamasını böyle bir zirvede yaparak, Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığı, kendi silahını üreten bölgesel bir askeri güç olduğu ve sınırları ötesindeki ulusal güvenlik tehditlerinin her koşulda bertaraf edilebileceğini ve bunun için de kimseden izin almayacağı mesajını uluslararası kamuoyuna vermeye çalıştı.

Peki, gerçekten uluslararası kamuoyu böyle bir mesajı aldı mı? Tarih tekerrür edebilir mi? Türkiye tek başına kendi kararı ile harekata başlayabilir mi? Olası bir harekât bölgesel dengeleri nasıl etkiler?

NATO ikna edilmeden Fırat’ın doğusuna yapılacak bir harekât diplomatik olarak Türkiye’yi zora sokar

Mehmet Cem Demirci Güvenlik uzmanı

Harekatın hedeflerine ulaşabilmesi için ABD’nin desteği ve yakın koordinasyonu şart

Öncelikle birkaç hususu açıklığa kavuşturmakta fayda var. Türkiye küresel veya bölgesel bir güç değil, “kendi bölgesinde iş birliği yapılmaya değer” bir devlet. Bu konumda bir devletin küresel bir gücün açık veya örtülü desteğini almadan, uluslararası kamuoyunu şekillendirmeden, uluslararası hukuka uygun tatmin edici argümanlar geliştirmeden bir askeri harekata kalkışması en basit tabiri ile hedeflenen amaçlara daha baştan ulaşılamamasını garanti eder. Harekatın Türkiye’nin planladığı şekilde hedeflerine ulaşabilmesi için ABD’nin onayı ve yakın koordinasyonu gereklidir.

Türkiye’nin gerekçeleri neler?

Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde kendi ulusal güvenliğini tehdit edecek bir terör koridoru oluştuğunu, PKK’nın Suriye kolu olarak gördüğü PYD/YPG’ye özellikle Fırat’ın doğusunda müdahale edilmezse, telafisi imkânsız güvenlik sorunları oluşacağını iddia ediyor. BM anlaşmasının 51’nci maddesi uyarınca da meşru müdafaa hakkını kullanarak, PYD/YPG’nin etkisiz hale getireceğini ifade ediyor. İç politikanın aksine dış politikada devamlılık esastır. Türkiye 7 Haziran seçimlerinden önce PYD/YPG’ye karşı sessiz kalırken, kendi sınırlarını Suriye geçiş için peşmergeye açarken, seçimlerden sonra çözüm sürecinin sona erdirilmesi ile keskin bir dönüş yaparak PYD/YPG’yi tehdit olarak görmeye başladı.

NATO ikna edilmeden yapılacak bir harekât diplomatik olarak Türkiye’yi zora sokar

Suriye’de bulunan iki büyük güç olan Rusya ve ABD, Türkiye’nin aksine PYD/YPG’yi terör örgütü olarak görmedikleri gibi, IŞID ile mücadelede ana kara gücü olarak kabul ediyorlar. NATO 2017 Liderler Zirvesi’nde alınan kararlar doğrultusunda IŞID ile mücadele için oluşturulan koalisyonun bir üyesi olarak harekatın koordinasyonu görevini üstlendi. NATO dolaylı yollardan da olsa IŞID’a ait hedef bilgilerini YPG ile paylaşıyor. Bu sene yapılan Liderler Zirvesi’nde NATO, güneyden gelecek terör tehlikesine karşı Türkiye’yi daha fazla destekleme kararı aldı.

ReutersSuriye Demokratik Güçleri militanları Takba kentinde Reuters

Açık olarak ifade edilmese de güneyden gelen terör tehlikesinden kastın IŞİD ve türevleri olduğu anlaşılıyor.

NATO’nun bütünlük içerisinde Rusya’nın saldırgan tavırlarını caydırmaya çalıştığı bir ortamda Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapılacak bir harekatın gerekliliği konusunda öncelikle NATO makamlarını ikna etmesi gerekiyor.

Aksi takdirde NATO içerisinde keskin fikir ayrılıkları olduğu konusu gündeme gelir ki, bu şu anda hiç arzu edilen bir durum değildir.

Türkiye diplomatik ve askeri kanalları kullanarak güvenlik gerekçeleri konusunda NATO’yu ikna etmeli ve desteğini almalıdır.

Rusya, ABD-Türkiye geriliminden istifade etmek istiyor?

Türkiye NATO üyesi olmasına rağmen Suriye’de Rusya ve İran ile işbirliği yapmaktadır. Aslına bakılırsa Rusya ve İran bu işbirliğini cazip kılan gerekçe ABD’nin Suriye’deki varlığıdır.

Rusya Türkiye’yi kullanarak, Zeytin Dalı Harekâtında Suriye rejiminin ekonomik merkezi Halep’in Lazkiye ve Hama ile bağlantısını sağlayan M4 ve M5 otoyollarının açılması, İdlib Mutabakatı sağlanması gibi çetrefilli konuları politik ve askeri risk almadan çözmüştür.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un ABD’nin Fırat’ın doğusundaki faaliyetlerinin Suriye’nin toprak bütünlüğünü istismar ettiğini açıklamasını yapmıştır. Rusya Suriye’de PYD/YPG’ye daha az özerklik tanıyacak federatif bir yapıdan yanadır. Rusya Türkiye’nin Afrin’e yönelik harekâtına, ABD’nin PYD/YPG’ye gerekli desteği vermeyeceğini düşünerek onay vermiştir. PYD/YPG ve ABD arasında oluşacak bir güvensizliğinin, PYD/YPG’yi kendisine daha çok yaklaştıracağını Rusya, ABD ve Türkiye arasından yaşanacak bir sorunun NATO içerisinde ayrılığa neden olacağını hesaplıyor. Rusya için ABD desteğinden mahrum kalacak PYD/YPG’yi, Türk tehdidini kullanarak federasyona razı etmek daha kolay ikna edecektir.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından Pentagon’a verilen notada Fırat’ın doğusunda ABD kontrolündeki bölgelerde artan Arap-Kürt çatışmalarından duyulan endişe de dile getirildi. Notada dikkat çeken bir diğer husus ise, daha önce Suriye’nin kuzeyinden IŞID tarafından Türkiye’ye petrol kaçakçılığı yapıldığına dair açıklamanın devamı olarak yorumlanabilecek, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde hidrokarbon kaçakçılığına göz yumduğu suçlamasıydı. Rusya’nın bu açıklamaları, Fırat’ın doğusundaki durumu tartışmaya açmak için yaptığı aşikardır.

IŞİD Suriye’nin kuzeyinde tekrar örgütlenebilir

ABD’nin Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda yapacağı harekata izin vermesi ve YPG açısından yaşanabilecek büyük bir kayıp, Kürt gruplarının ABD’ye olan güvenini de sarsacaktır. Kuzey Suriye’de azınlıkta olan şimdilik çok sesini yükseltmeyen, ancak PYD/YPG çatısı altında yönetilmekten çok da memnun olmayan Arap aşiretleri bu güvensizlikten istifade etmeyi düşüneceklerdir. IŞID’ın elindeki son kasaba olan Hajin’i geri almaya çalışan, çoğunluğunu YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından yapılan açıklamalarda, Türkiye’nin olası bir müdahalesinin bu mücadeleyi sekteye uğratacağına yönelik ifadeleri bu savı desteklemektedir. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapacağı harekât kelebek etkisi yapabilir.

Fırat’ın doğusuna yapılacak bir harekât İdlib mutabakatını bozabilir

Oluşacak yeni durum Suriye’nin kuzeyinde IŞİD ve diğer selefi terör örgütlerin tekrar zemin kazanabilmesini de tetikleme potansiyeline sahiptir. Suriye hükumetinin çağrısı ile bölgede bulunan İran ve Rusya bu durumu hem askeri hem de politik kazanca dönüştürebilecektir. Fırsattan istifade ile İran ve Rusya desteğindeki Suriye’nin İdlib’e yapılacak bir harekât, Türkiye’ye yönelik bir göç dalgasına daha neden olabilir. Çoğunluğunu radikal terör örgütü mensuplarının oluşturacağı bu göç dalgası, Türkiye için ayrı bir güvenlik sorunu olabileceği gibi, Rusya-Türkiye ilişkilerindeki bahar havasını da kışa dönüştürebilir. Kaşıkçı cinayeti ile zor durumda kalan Prens Muhammet Bin Selman radikal gruplar üzerindeki etkisini kullanarak bu süreci hızlandırabilir. G-20 Zirvesinde Putin ile verdikleri yakın poz gelecekte başlayan iş birliğinin ilanı olarak da okunabilir.

AB ülkeleri ve Türkiye göçten en fazla etkilenen ülkelerdir. AB yeni bir göç dalgasını tetikleyecek harekata destek vermeyecektir. Nitekim AB Temsilcisi Federica Mogheri yaptığı açıklamada; IŞİD ile yapılan mücadeleyi sekteye uğratacak ve Suriye’de ilave bir istikrarsızlığa neden olabilecek faaliyetlerden kaçınılmasını tavsiye etmiştir.

Can kayıpları Türk-Kürt çatışmasına neden olabilir

Suriye’nin kuzeyinde hava sahası Rusya ve ABD’nin kontrolündedir. Özellikle ABD ile koordine edilmeden kara birliklerine yakın hava desteği sağlanamaz. ABD’nin PYD/YPG’ye verdiği silahlar TSK’nin ciddi kayıp vermesine neden olabilir. Yaşanacak can kaybın büyüklüğüne göre oluşacak milli hassasiyet toplumsal bir çatışmaya neden olabilir.

Sonuç olarak; Türkiye’nin ABD’nin onayı olmadan Fırat’ın doğusunda bir harekâta girişmesinin zor olduğu, böyle bir harekâta izin verilse bile bunun sınırlı bir harekât olacağı ve bu haliyle Türkiye’nin beklentilerini karşılamayacağı görülmektedir. Aksi bir durum bölgesel fay hatlarının kırılmasına, zaten kırılgan olan yapıların da çökmesine neden olabilir.

Mehmet Cem Demirci

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler,http://www.uhahaberajansi.com’un   editoryal görüşünü yansıtmaz.

KAYNAK : EuroNews, UHA HABER

Bu haberi paylaşınız!

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir