Gündem

Cemal Kaşıkçı cinayeti ve Ortadoğu Siyasetinin geleceği -3-

KAŞIKÇI CİNAYETİNE ULUSLARARASI VE BÖLGESEL AKTÖRLERİN TEPKİSİ
Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın önde gelen entelektüel figürlerinden birisi olması konunun hızlı bir biçimde üzerinin örtülmesini engellemiştir.
Her ne kadar genelde eleştirel bir tutum takınsa da Kaşıkçı’nın Suudi yönetimi içerisinde önemli pozisyonlarda yer aldığı ve devletin birçok sırrına vakıf olduğu bilinmektedir. Bu nedenle Kaşıkçı’nın ortadan kaybolması beklenenden çok daha büyük bir etki yaratmıştır.
Gelinen noktada Suudi Arabistan yönetimi özellikle ABD ve Türkiye nezdinde girişimlerde bulunarak olayın kendi açısından en az zarara yol açacak şekilde çözülmesi için çaba harcamaktadır. Kaşıkçı hadisesinde öne çıkan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.
Olayın Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki başkonsolosluğunda gerçekleşmesi Türkiye’yi doğrudan konunun muhatabı yapmaktadır. Her ne kadar bir diplomatik misyonda vuku bulsa da olayın Türkiye’de yaşanması Ankara’nın bölgesel ve küresel imajına ciddi biçimde zarar vermiştir.
Son yıllarda özellikle Suriye ve Mısır gibi Arap coğrafyasındaki baskıcı rejimler ve iç savaşlardan kaçan muhalif
figürlerin güvenli bir sığınak olarak gördükleri İstanbul hakkında güvensiz olduğu algısının oluşmasına yol açmıştır.
Dolayısıyla Türkiye bu olayla ilgili Suudi Arabistan’a karşı meşru bir tepki göstermektedir.
Bununla birlikte Ankara’nın söz konusu olay nedeniyle Riyad yönetimine karşı doğrudan cephe aldığı da söylenemez.
İlişkilerin boyutu, Türkiye’nin bölge politikalarındaki angajmanları ve Suudi Arabistan’ın Ortadoğu güç dengesindeki hayati konumu Ankara’yı bu noktada olumsuz bir tutum alma konusunda frenlemektedir.
Öte yandan Türkiye’nin konuyla ilgili temel endişesinin söz konusu cinayet vakasının hukuk yoluyla aydınlığa kavuşturulması ve sorumluların yargıya hesap vermesi olduğunu söylemek gerekmektedir.
Türkiye bu noktada Suudi Arabistan yönetimiyle doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınmakta ve ikili ilişkilerin geleceğini buna bağlamak istememektedir. Bunun yerine cinayetin uluslararası bir boyuta taşınmasını ve bu düzlemde tartışılmasını tercih etmektedir.
Bu şekilde Ankara üzerindeki sorumluluğu uluslararası kamuoyuyla paylaşmayı hedeflemektedir. Bu noktada Türkiye Birleşmiş Milletler’in (BM) girişimiyle kurulacak uluslararası bir soruşturmaya
destek vereceğini de açıklamıştır.
“Gelinen noktada Suudi Arabistan yönetimi özellikle ABD ve Türkiye nezdinde girişimlerde bulunarak olayın kendisi açısından en az zarara yol açacak şekilde çözülmesi için çaba harcamaktadır.”
Dolayısıyla Türkiye’nin pozisyonu yaşanan hadiseyi “işlenen bir cinayet” olarak görmek ve Suudi Arabistan’ın içişlerine müdahale etmeden bu cinayetin sorumlularını ortaya çıkarmak şeklinde özetlenebilir.
Türkiye bir taraftan işlenen suçun sorumlularının yargı önüne getirilmesini amaçlamakta diğer taraftan da Suudi Arabistan ile ilişkilerini devam ettirmek istemektedir.
Öte yandan Suudi Arabistan yönetimi de Türkiye ile ilişkilerin bozulmaması için çaba sarf etmektedir. Kısa vadeli restleşmeler yaşansa bile Suudi yönetimi bu süreci zamana yayarak iki ülke arasındaki potansiyel gerginliğin derinleşmesini engellemeye çalışacaktır.
Bununla birlikte Suudi Arabistan yönetimi içerisinde de Türkiye’ye karşı izlenecek politikalarda görüş ayrılığının var olduğuna yönelik güçlü emareler bulunmaktadır. Özellikle Veliaht Prens Bin Selman’ın –Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) liderliğinde yönlendirmesiyle– Türkiye’ye karşı daha sert bir pozisyon içerisinde olduğu tahmin edilmektedir.
Mevcut farklı görüşler ve politika tercihlerine rağmen İslam coğrafyasının bu iki kadim ülkesi arasındaki iş birliğinin özellikle bölge siyasetinin geleceği açısından hayati önemde olduğu unutulmamalıdır.
Cemal Kaşıkçı hadisesinde ABD’nin bir taraf haline gelmesi iki temel nedenden dolayı kaçınılmaz hale gelmiştir: Bunlardan ilki Kaşıkçı’nın ABD’nin önde gelen gazetelerinden Washington Post’un sürekli yazarı olarak görev yapmasıdır.
Washington’ın kendisine sağladığı sürekli oturum izni ile bu ülkede kalan Kaşıkçı başta ABD olmak üzere Batı dünyasındaki birçok ülkedeki basın ve akademi çevrelerinde saygı duyulan bir figürdür.
Bu nedenle olayın kamuoyuna yansımasıyla birlikte bu çevrelerden küresel bir tepki yağmuru
başlamış ve olayın aydınlatılması çağrıları karşısında ABD yönetimi de sessiz kalamamıştır
Olayın bir başka boyutu ise ABD’deki Donald Trump yönetiminin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la yakın ilişkisidir.
Göreve gelişinden bu yana Ortadoğu stratejisinin merkezine Suudi Arabistan’ı koyan Trump yönetimi Yemen’deki iç savaş ve Katar’a yönelik ambargoya rağmen Bin Selman’a destek olmuş ve gerek ABD içinde gerekse küresel düzeyde tepki çekmiştir.
Bu nedenle Kaşıkçı olayında Suudi rejiminin rolü olabileceğine dair güçlü iddiaların dile getirilmesi Trump
yönetimini zor durumda bırakmıştır. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Riyad’a bir ziyaret düzenleyerek Kral Selman ve oğlu Bin Selman’la görüşmüştür.
Bazı uluslararası yayın organlarına göre Pompeo’nun Veliaht Prens Bin Selman’a “Kaşıkçı hadisesi kral olabilmenin karşısında ciddi bir engel. Bu süreçteki gelişmeler geleceğini belirleyecek” dediği iddia edilmiştir.
Öte yandan ABD Kongresi ve Temsilciler Meclisinin de Başkan Donald Trump’a Suudi Arabistan’a karşı harekete geçmesi için yoğun baskı yaptığı ileri sürülmüştür.
Cumhuriyetçi ve Demokrat Kongre üyelerinin Magnitsky Yasası olarak bilinen ve ABD başkanına “ifade özgürlüğü hakkını kullanan bir kişiye yönelik yasa dışı infaz, işkence ve diğer ağır insan hakları ihlalleri”ni soruşturma zorunluluğu öngören Kanun’un Kaşıkçı olayı bağlamında uygulanmasını istediği belirtilmiştir.
Magnitsky Yasası’nın uygulanmasını isteyen senatörler arasında bulunan Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tennessee Senatörü Cumhuriyetçi Bob Corker yaptığı açıklamada aşağıdaki ifadelere yer vermiştir:
Suudi Arabistan kendi soruşturmasını yürütüyor olabilir, ama ABD hükümeti Kaşıkçı cinayetinin faillerinin bulunması için yasaların gerektirdiği gibi Küresel Magnitsky Yasası kapsamında kendi bağımsız, güvenilir soruşturmasını yapmalı.
Bir başka Cumhuriyetçi Rand Paul ise “Suudi Arabistan’a tüm askeri satışları, yardımı ve iş birliğini askıya almalıyız. Suudi Arabistan’ın bu yaptıklarının bedeli ağır olmalı” ifadelerini kullanmıştır.
ABD siyaset çevrelerindeki etkin isimlerden Cumhuriyetçi Florida Senatörü Marco Rubio yaptığı açıklamada “Kaşıkçı cinayetinin insan hakları çerçevesinde değerlendirilmesi ve bu nedenle Magnitsky Yasası’nın işletilmesi gerektiğini” vurgularken Güney Karolina Senatörü Lindsey Graham“Suudi Arabistan’ın bu cinayet sebebiyle çok
ağır bir şekilde cezalandırılması gerektiğini” söylemiştir.
Yine bu çerçevede ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesinin Cumhuriyetçi Senatörü Bob Corker ve Demokrat Senatörü Robert Menendez’in başını çektiği 22 kişilik grup Donald Trump’a bir mektup yazarak Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Magnitsky Yasası’nın işletilmesini talep etmiştir.
Gelinen noktada ABD ile Suudi Arabistan arasında Kaşıkçı hadisesi nedeniyle restleşmeler yaşandığı görülmektedir. Öyle ki Başkan Donald Trump, Kaşıkçı’nın ölümüyle ilgili açıklamaların yapılmasının ardından “bu olayın Suudi Arabistan’a ağır bir bedelinin olabileceğini” söylemiştir.
Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Suudi Arabistan temaslarından sonra ülkeye dönüşünün ardından Trump’ın daha keskin açıklamalar yapması ABD Başkanının Suudi Veliaht Prens bin Selman’ı daha fazla savunma riskini göze almayacağı şeklinde yorumlanmaktadır.
Öte yandan Suudi Arabistan yönetimi ve hükümete yakın yayın organları olayın Suudi rejimiyle bir alakası olmadığı tezini savunmakta ve aksine yayın ve ithamlara tepki göstermektedir.
Suudi Arabistan’ın en önemli yayın kuruluşlarından El-Arabiya’nın Genel Müdürü Türki Dahil yazdığı bir makaleyle Washington’ın Riyad’a yönelik yaptırımlar uygulamasını “Washington’ın kendisini bıçaklaması” olarak yorumlamış ve Trump yönetimine tehditle karışık uyarılarda bulunmuştur.
Bu süreçte dikkat çeken başka bir husus ise bazı Arap ülkelerinin Suudi Arabistan yönetimi ile dayanışma içerisinde olduklarını söylemeleridir.
Suudi yönetiminin Kaşıkçı’nın öldürülmesiyle ilgili detaylara dair yaptığı açıklamanın ardından Mısır, BAE, Bahreyn, Filistin, Ürdün ve Yemen Riyad yönetimine tam destek verildiğini duyurmuştur.
Bu ülkelerin ortak noktası özellikle Kral Selman’ın göreve gelmesiyle birlikte Suudi Arabistan’ın bölge siyasetine destek olmalarıdır. Söz konusu ülkelerin Suudi Arabistan’ın Katar’a uygulanan siyasi ve ekonomik abluka ve İran’a karşı yürütülen mücadele konularında da Riyad yönetiminin çizgisinde kaldıkları görülmektedir. (devam edecek-3)

 

 

 

YAZAR HAKKINDA
Ismail Numan Telci
İsmail Numan Telci lisans eğitimini 2006’da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, yüksek lisansını da 2008’de Almanya’da Hochschule Bremen’de Avrupa Çalışmaları alanında tamamladı. 2009’da Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmalarına başlayan Telci “Mısır’da Devrim ve Karşı-Devrim Sürecinde İç ve Dış Aktörlerin Rolü: 2011-2015” başlıklı tezini Kasım 2015’te bitirdi. 2012-2013 akademik yılında Kahire Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak görev yapan Telci’nin Mısır Devrimi Sözlüğü 2013’te ve Mısır: Devrim ve Karşı Devrim kitabı da 2017’de yayımlandı. Dr. Telci halen Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak görev
yapmaktadır. SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak çalışan İsmail Numan Telci’nin araştırma alanları arasında Mısır siyaseti, Mısır’daki toplumsal hareketler, Körfez siyaseti, Körfez ülkelerinin dış politikaları, Arap devrimleri ve devrim teorileri yer almaktadı.
Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir