Kültür-Sanat

Bir dönemin kültür ve ilim merkezi: Kıraathaneler

Temeli 1800’lü yıllarda atılan kıraathaneler halkın bilgi düzeyinin artmasını, sosyalleşmesini sağlardı. Ayrıca ticaretten siyasete kadar her türlü bilgi paylaşılırdı.

Türk kültüründe geçmişten bugüne önemli bir yere sahip olan kahvehanelerde, ilerleyen yıllarda kitaplar, gazeteler, dergiler okunmaya başlandı. Bu da ortaya kahveli kütüphane yani kıraathane anlayışını çıkardı.

Kıraathanelerin isim kökeni “okumak” anlamına gelen “kıraat”ten geliyor.
Aynı zamanda “Okuma salonu” ya da “okuma evi” olarak da anılan kıraathaneler, Osmanlı döneminde halkın bir araya gelerek, gündelik olaylardan haberdar olduğu, sosyalleştiği, sanattan bilime bilgi alışverişi yapmak için buluştuğu bir yerdi.

Kıraathane’de ümmiler varsa, okuma yazma bilen bir gönüllü sesli bir şekilde gazete ve dergilerde bulunan yazıları okur, böylece herkesin bilgilenmesi sağlanırdı. Fenden sanata, ticaretten siyasete her türlü gelişme ve haber kıraathanelerde ortak konulardan olurdu.

Sırf okumak isteyenlerin değil, bilgilenmek isteyenlerin de geldiği bir yerdi kıraathaneler. Dönemin tanıkları bu yönden kıraathaneleri üniversiteye benzetirdi. Temelleri Osmanlı döneminde atılan kıraathanelerde, kimi zaman edebiyat eserleri kitlesine ulaşırdı, kimi zaman memleket meseleleri konuşulurdu. Kıraathanelerin ayrıca toplumsal hiyerarşiyi kaldırmak ve her kesimden insanın bir arada olmasını sağlamak gibi bir rolü de vardı.

Sarafim Kıraathanesi

“Marmara Kıraathanesi: Beyazıt’ta bir Hayat Sahnesi” ve “Eski İstanbul Kıraathaneleri” kitaplarının yazarı Cem Sökmen, kıraathane kavramının geçmişi 1554’e dayanan kahvehanenin 19. yüzyılda oluşmuş yeni formu olarak yorumluyor.

“Kahvehaneler 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başta İstanbul’da olmak üzere yaygınlaştı. 1600’lerden 1900’lere kadar esnaf, yeniçeri, aşık, meddah, tulumbacı, semai kahvehaneleri gibi türleri ortaya çıktı ve bazıları birbirinin kültürel mirasını devam ettirdi.”

Osmanlı döneminde açılan ilk kıraathanenin 1857 yılında, Ermeni Sarafim Efendi’nin İstanbul Beyazıt’ta açtığı “Sarafim Kıraathanesi” olduğu biliniyor. Sarafim’de kitap ve gazete satışı yapılırdı. Girişinde depo ve matbaa bulunan kıraathanenin birinci katında gazete, dergi ve kitapların olduğu bir okuma salonu bulunurdu.

Osmanlı kıraathanelerinde neler yapılırdı?

Kıraathaneler, Osmanlı tarihinin anahtar kurumlarından birisiydi. Yazar Cem Sökmen, aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarıyla tanışılmasının aynı dönemde olduğunu dile getiriyor:

“1909’da Cemiyetler Kanunu’na kadar dernekleşme olmadığı için en uygu buluşma yeri kıraathaneler oldu. Namık Kemal, Ziya Paşa gibi Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyesi olarak bilinen isimlerin, başta Sarafim olmak üzere buna benzer mekanlarda buluştuğunu bilinir.”

Bu mekanlarda gazetelerin okuryazar olmayanlara okunması sayesinde haberler toplum tarafından yorumlanır, tartışılırdı. Ayrıca, Türkçe gazetelerin yanı sıra yabancı kaynaklardan gazeteler de yer alırdı. Bunun amacı ülkede yaşayan azınlıkların da bilgilenmesini sağlamaktı.

Aynı zamanda okuma kültürünün gelişmesinde kıraathanelerin çok büyük katkıları oldu. Bu okuma salonlarında sadece gündelik sohbet edilmezdi. Tartışma, şiir ve kitap okumaları yapılırdı.

Karagöz, orta oyunu, hokkabaz ve milli oyunlar… Geleneksel sahne sanatları gibi kültürel etkinlikler de kıraathanelerde yer alırdı.

Sait Faik Abasıyanık üniversitelere benzetti

Yazar, şair, gazeteci, edip, aşık, meddah… Eski dönemlerden beri edebiyatçıların uğrak yeri olan kıraathaneler, edebiyat, sanat ve müzik alanlarında gelişme yaşanmasını da sağladı. Burada, şairler şiirlerini yayınlamadan önce dostlarına okurdu, aydınlar gündemle ilgili konulardan konuşur ve fikir paylaşımı yapardı.

Yahya Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Tarık Buğra gibi Türk edebiyatında önemli yer edinmiş edebiyatçılar kıraathanelerle iç içe yaşadı. Abasıyanık, Kıraathaneler adlı bir hikayesinde bu mekanları üniversiteye benzetti.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Kaç nesil ve kaç terbiye burada birleşirdi” dediği kıraathaneler, üniversite öğrencisi, akademisyen, gazetecileri bir araya getiren bir kültür merkezi olarak da değerlendirilirdi.

Cem Sökmen, bu mekanların üstat kabul edilen bazı aydınlarla sohbet etmeyi sağlaması açısından “ikinci üniversite”, “akademi” gibi tabirlerle de anıldığını anlatıyor.

“Modernleşme atmosferinde kimliğini kazanan bir dönemin kıraathaneleri, söyleyecek sözü olanların, tartışılacak düşünceleri olanların kendilerini ifade etme ortamıydı. Pek çok yayının çıkarılma fikri bu aydın kıraathanelerinde yapılan sohbet, tartışma ve toplantılarla olgunlaştı.

Kaynak: TRT Haber

 

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir