Gündem

Avusturya Semboller Yasası’nın Hedefinde Ne Var?-2-

UHA Haber / Amerika Birleşik Devletleri Georgetown Üniversitesi Bridge Initiative’de araştırmacı ve Salzburg Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Farid Hafez ‘ın kaleme aldığı ‘Avusturya Semboller Yasası’nın Hedefinde Ne Var?’ başlıklı perspektifinin 2. son bölümü:
YASA DOĞRUDAN KİMİ HEDEF ALMAKTADIR?
Avusturya hükümetine göre PKK’nın Avusturya’da 4 bin civarında sempatizanı bulunmaktadır. Örgütün sembolleri kendi düzenlediği protestolarda görüldüğü gibi PKK sempatizanı örgütlerin farklı konularda bir araya geldikleri ve diğer gruplarla beraber düzenlenen gösteriler sırasında da sıklıkla kullanılmaktadır.
Sembolleri sokaklarda çok daha seyrek görülse de bu durum Hamas için de geçerlidir. Türk kökenli gençler arasında daha yaygın sembol ise bozkurt işareti,
diğer adıyla bozkurt selamıdır.
Bozkurt selamı sadece MHP’ye ait bir sembol olmaktan ziyade Türk milliyetçiliğinin sembolü olarak Türk gençleri tarafından kullanılmaktadır. Bu örgütlerin sembolleri en yaygın olanlardandır ve dolayısıyla direkt bu yasadan etkilenmektedir.
YASA DOLAYLI OLARAK KİMİ HEDEF ALMAKTADIR?
Yasa içişleri bakanının yalnızca bir kararnameyle diğer “bağlantılı” örgütlere sembol yasağını genişletmesine olanak sağlamakta ve bu durum potansiyel olarak hükümetin adı geçen örgütlerle irtibatlandırmak istediği her grubu etkileyebilmektedir.
Kanun koyucular tarafından Müslüman Kardeşler’in sembollerinin hükümetin Müslüman karşıtı politikalarını eleştiren Müslüman STK’ları da hedef alan bir tarzda yorumlandığı resmi belgelere yansımıştır.
Bu yorumun dayanağı peşin hükümlü bir akademisyen tarafından yazılmış bir rapordur. Bu kişi Avrupa’da sesini en çok duyuran Müslüman STK’ları karalama ve kamusal alandan dışlama amacıyla çalışan bir düşünce kuruluşunda görev yapmaktadır.
Bu durum uzmanların Müslüman Kardeşler’in yasa dışı ilan edilmesi çağrısının siyasi muhalefete karşı ciddi önlem alma girişiminden başka bir şey olmadığı Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) benzer girişimleri hatırlatmaktadır.
Örneğin “Barış için Yahudi Sesi”ne ait İslamofobi ile Mücadele Ağı (NAI) isimli projeye göre Donald Trump yönetiminin bu yasayı (Müslüman Kardeşler Yasağı, FH) Müslüman topluluklar adına çalışan hem ulusal hem de yerel organizasyonları hedef alan bir başkanlık kararnamesiyle kolayca kullanabileceğini ileri sürülmektedir.
Avusturya’da da durumun benzer şekilde olacağı öngörülmektedir. Ayrıca İslamofobik söylemlere sahip ABD’li Daniel Pipes Washington Times’a yazdığı bir yazıda Batı Avrupa’da ilk kez göç karşıtı ve İslamlaşma karşıtı politikaları savunan bir hükümetin iktidara geldiğini belirterek Avusturya’da eşi benzeri görülmemiş bir durumun mevcut olduğunu ileri sürmüştür.
Bu durum yeni muhafazakar İslamofobiklerin gözünde Avusturya’yı kurumsallaşmış İslamofobinin uygulanması için bir laboratuvar haline getirmiştir.
İSLAM’I YENİ BİR ÇERÇEVEYE OTURTMAK
Bu son girişimin arka planında kökleri geçmişe uzanan düşünce kalıpları bulunmaktadır. 2017’de aşırı sağcı FPÖ başkanı “faşist İslam”ın yasaklanması çağrısını yapmıştır.
“İslamofaşizm” kavramını ilk olarak kullanan New York Times gazetesinin en çok satan kitaplar listesindeki “Dördüncü Dünya Savaşı”nın (World War IV) yazarı yeni muhafazakar görüşe sahip Norman Podhoretz’dir. Ona göre “İslamofaşizm” bir sonraki haçlı seferinin yeni düşmanıdır.
Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache de “faşist İslam” kavramını İslam’ın bir dinden ziyade siyasi bir ideoloji olarak yeni bir çerçeveye oturtulması stratejisini uygulamak için kasıtlı olarak kullanmıştır.
Strache “faşist İslam” sembollerinin yasaklanmasıyla Avrupa’da aşırı sağın rağbet gören referans noktası “İslamlaşmanın yayılması”na son verileceğini ileri sürmüştür.
Bu girişimle Strache, Nazi sembollerini yasaklayan Avusturya’nın mirasını devralmaktadır. Bu durum aynı zamanda İslam’ın bir dinden çok siyasi bir ideoloji olarak yeni bir çerçeveye oturtulması girişimini de beslemektedir.
Mevcut siyasi konjonktürde Strache “iyi İslam” ile “kötü İslam” ayrımı yapmaya çalışmaktadır. Fakat muhalefette olduğu dönemde farklı bir dil kullanan Strache
“İslam ile İslamcılık arasındaki farkın terörle terörizm arasındaki farkla aynı” olduğunu ileri sürmüştür.
Bir başka deyişle İslamcılıkla savaşmanın eninde sonunda İslam’ın kendisiyle mücadele etmek anlamına geldiği konusunda herhangi bir şüphe duymamaktadır.
YASANIN UZUN VADEDE MUHTEMEL ETKİLERİ NELERDİR?
Yabancı ve Müslüman organizasyonları hedef almak bu yasanın nihai amacı olmayabilir. Avusturya hükümetinin mevcut politikalarına bakıldığında hükümetin genellikle sivil toplumu eşi benzeri görülmemiş bir şekilde kısıtladığı kolayca görülebilmektedir.
Son zamanlarda çevre ve insan hakları organizasyonları hedef alınmıştır. Hükümet çevre örgütlerini çevre konusunda karar verme süreçlerinden dışlamak istemiş ve bunun için müzakere masasına oturabilecek örgütlerin en az yüz üyesi olması gerektiğini ileri sürmüştür.
Bu durum yalnızca Veri Gizliliği Kanunu’nun sorgulanmasına yol açmakla kalmayıp aynı zamanda kişilerin ve bu tür örgütlerin hükümetin hedefi haline geleceği korkusuyla desteklenmesini engelleyebilir. Zira Başbakan Kurz geleceğe yönelik siyasi vizyonunu açıklarken STK’ların Akdeniz’deki mültecilerle ilgili faaliyetleri hakkında konuşmuş ve bu STK’ların devlet politikalarına müdahale etmelerine izin verilmeyeceğini açık bir şekilde dile getirmiştir.
Kurz’un isteğinin Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile aynı olduğu görülmektedir: tek elden kontrol edilen ve muhalif grupların müdahalesine kapalı güçlü bir devlet.
Özet olarak Semboller Yasası’nın STK’ların faaliyet alanlarının kısıtlanması girişimine sebep olan ve ilk önce toplumun en zayıf kesiminin (devlet kurumlarının saldırılarına karşı onları koruyacak siyasi desteğin sınırlı olduğu ileri sürülen yabancı kökenli
kesim) peşine düşen bir yasa olduğu anlaşılmaktadır.
Bu yasayla Müslüman STK’lar daha otoriter politikaların uygulanması konusunda deneme tahtası haline getirilmektedir.

***

FARID HAFEZ
Amerika Birleşik Devletleri Georgetown Üniversitesi Bridge Initiative’de araştırmacı ve Salzburg Üniversitesi’nde öğretim üyesidir
www.setav.org | info@setav.org | @setavakfi
ANKARA • İSTANBUL • WASHINGTON D.C. • KAHİRE • BERLİN

Pelin Çift İle Gündem Ötesi

‘Pelin Çift ile Gündem Ötesi’ her Çarşamba ‘Diriliş’ Dizisinden sonra TRT 1 Ekranlarında..

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir