Gündem

Avrupalı DEAŞ üyelerini dönüşte ne bekliyor?

UHA HABER / Araştırmacı Eliaçık, aslında DEAŞ’lı Avrupalıların geri dönüşü meselesinin yeni olmadığını hatırlatarak, Almanya İç İstihbarat Dairesi’nin verilerine göre, 2013’ten beri Suriye ve Irak’a DEAŞ saflarında savaşmaya giden bin 50 savaşçının üçte birinin halihazırda bireysel olarak ülkeye geri dönmüş durumda olduğunu, fakat büyük yankı uyandıran Paris ve Brüksel saldırılarının dönüş yapan DEAŞ’lılar tarafından gerçekleştirilmiş olmasının, Avrupalı devletlerini bu konuda daha hassas hale getirdiğine dikkat çekti.

“Avrupa devletleri ciddi bir güvenlik tehdidi olarak gördükleri DEAŞ’lı teröristleri dönüşlerinden sonra mümkün olduğunca hızlı bir şekilde kontrol altına almak istiyor” diyen Zeliha Eliaçık, bu nedenle Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Alman vatandaşlarının geri dönme hakları bulunduğunu, ancak Almanya’ya girerken göz altına alınmaları ya da tutuklanmaları halinde geri kabulün mümkün olduğunu açıkladığını belirtti.

Eliaçık, Dışişleri’nin Türkiye’den DEAŞ’lılarla birlikte dosyalarını ve suç işlediklerine dair verileri istemesinin nedeninin, tutuklama veya gözaltı işlemlerini sınırda hızlı bir şekilde gerçekleştirebilmek olduğunu, ancak bunun düşünüldüğü kadar kolay olmadığını, zira dönen DEAŞ’lıların bulundukları bölgede suç işlediklerine dair güçlü sabit delillerin gerekli bulunduğunu söyledi.

Zeliha Eliaçık, nitekim kamplarda ve cezaevlerinde bulunan kişilerin kimlik tespitlerinin yapılması ve veri toplanması için Alman istihbarat ve güvenlik birimlerinin bu yıl içerisinde Suriye ve Irak’a gittiklerinin resmi ağızlardan doğrulandığını ifade etti.

DEAŞ’lıların savaş bölgelerinde daha da radikalleşecekleri ve Avrupa için daha büyük bir tehdit oluşturabilecekleri kanaatini taşıyan çoğu uzmanın, bu kişilerin ülkeye getirilerek burada kontrol altına alınmaları ve rehabilite edilmeleri gerektiği görüşünde olduğuna dikkat çeken Araştırmacı Eliaçık, ancak işlenen suçların ispatı ve delillendirilmesinin epey güç olduğu için, halihazırda dönüş yapan DEAŞ’lıların çok azı hakkında tutuklama veya soruşturma kararının bulunduğuna vurgu yaptı.

Eliaçık, Türkiye’nin bu hafta içinde iade ettiği kişiler hakkında Almanya’da çıkarılmış bir tutukluluk kararı bulunmadığı için, bunların da ilk etapta serbest kalacağının düşünüldüğü, fakat güvenlik birimlerinin, dönen tüm DEAŞ’lıların sıkı kontrol altında tutularak izleneceğini açıkladığını söyledi.

“Geri dönen DEAŞ’lıların işe yarayıp yaramadığı şüpheli “deradikalizasyon” programlarına alınmasının ve tüm gün gözlemlenmelerinin Avrupa ülkeleri için oldukça yüksek bir maliyeti var” diyen Eliaçık, “Sadece tek bir DEAŞ’lının izlenmesi için bile 25 memur görevlendirilmesi gerektiği düşünülürse, bunun uzun vadede sürdürülebilir bir yol olmadığı açık. Bu nedenle, Türkiye’nin kararlı tavrı neticesinde gönderilecek DEAŞ’lıları geri almak dışında bir seçeneği kalmayan Avrupa ülkeleri, daha büyük sayıda DEAŞ’lının ülkeye girişi söz konusu olduğunda, bunu engellemek için farklı arayışlara gireceklerdir” şeklinde değerlendirdi.

Avrupa devletlerinin, bu kişilerin örgüte katılım süreçlerindeki etkenleri, “teolojik bir radikalleşme” ve “Ilımlı İslam-Radikal İslam” karşıtlığına indirgeyerek bu sorunla baş edemeyeceklerini görmeleri gerekiyor. DEAŞ’a katılan Avrupalıların beyanları, bu kişilerin kendilerini ait hissettikleri üst kimliklerin ve toplulukların maruz kaldığı haksızlıklarla kendilerini özdeşleştirdiklerini ve sorunun çok daha derinde olduğunu gösteriyor“.

DEAŞ’lılar neden geri istenmiyor?

SETA İstanbul Avrupa Araştırmaları Direktörlüğünde Araştırmacı Zeliha Eliaçık, Almanya dahil Batı Avrupa devletlerinin terörle mücadele yasalarının oldukça zayıf olmasının, DEAŞ’lı teröristlerle mücadeleyi güçleştirdiğini, Alman Ceza Kanunu’nun 129b maddesine göre terör örgütü üyesi olmasının suç teşkil ettiğini, fakat şu ana kadar verilen cezalara bakıldığında, sadece terör örgütü üyesi olmak suçlamasından, ortalama olarak 3-5 yıl hapis cezası verildiğinin görüldüğünü belirtti.

“DEAŞ’lıların, bulundukları bölgelerde sivil ölümlerine veya işkenceye karıştıkları ispat edilebilirse, ek cezalarla bu tutukluluk süresi uzatılabiliyor” diye açıklayan Zeliha Eliaçık, “fakat bu suçların ispatı son derece güç. Birkaç yıl önce ülkeye dönen DEAŞ’lıların aldıkları kısa süreli cezalar sonrasında yakında serbest kalacakları gerçeği ise güvenlik birimlerini endişeye sevk ediyor” dedi.

Eliaçık, DEAŞ’lıların geri alım süreciyle oluşacak ekonomik ve siyasi maliyetin ve güvenlik risklerinin hiçbir yetkili ya da politikacının üstlenmek istemediğini, ve nitekim DEAŞ’lılar faktörünün, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ için de yeni bir propaganda malzemesi olabileceğini, onların elini güçlendirebileceğini ve karşı aşırı sağ terör saldırılarını tetikleyebileceğinin altını çizdi.

Bu nedenle, kısa ve orta vadede DEAŞ’lıların, yakın bir gelecekte ise ülkelerine dönecek PKK/YPG üyesi Avrupalı teröristlerin, Avrupa’da güvenlik riskini artıracağına vurgu yapan Eliaçık, bunlarla ve aşırı sağ terör örgütleriyle mücadele için ise Avrupa devletlerinin “terör” kavramının tanımında değişikliğe giderek kapsamını genişletmeleri ve daha ağır cezaları yürürlüğe koymaları gerekebileceğini anlattı.

Eliaçık, “Nitekim Almanya 2015 yılında “devlet güvenliğini tehdit eden eylem hazırlamak ve yürütmek amacıyla Almanya’yı terk” etmeyi suç kapsamına aldı. Ayrıca çatışmalara katılmasa bile, aşçı veya temizlikçi olarak çalışan kadınların da DEAŞ terör örgütü üyesi olarak kabullerini mümkün kılan yasal değişikliklere gidilmeye başlandı. Ne var ki iade edilen DEAŞ’lıların tutuklanmaları da güvenlik tehlikesini ortadan kaldırmıyor. Aksine, hapishanede radikalleşmelerin daha da artması mümkün” dedi.

Avrupa devletlerinin, bu kişilerin örgüte katılım süreçlerindeki etkenlerinin, “teolojik bir radikalleşme” ve “Ilımlı İslam-Radikal İslam” karşıtlığına indirgeyerek bu sorunla baş edemeyeceklerini görmeleri gerektiğini hatırlatan Araştırmacı Eliaçık, DEAŞ’a katılan Avrupalıların beyanlarının, bu kişilerin kendilerini ait hissettikleri üst kimliklerin ve toplulukların maruz kaldığı haksızlıklarla kendilerini özdeşleştirdiklerini ve sorunun çok daha derinde olduğunu gösterdiğini, DEAŞ’a katılan kişilerin çoğunun daha evvel kriminal bir geçmişi olduğu düşünüldüğünde, meselenin sosyoekonomik ve entegrasyonla ilgili boyutlarının da göz ardı edildiğinin anlaşıldığına dikkat çekti.

Eliaçık, özellikle dini motivasyonla DEAŞ’a katılan fakat pişman olanların tekrar topluma entegrasyonu ve rehabilitasyonunda dini cemaatlere ihtiyaç duyacak olan Avrupa devletlerinin, Müslüman azınlıkları ötekileştirmekten vazgeçmeleri gerektine vurgu yaparak, “bunun yerine, nevzuhur dini referanslı modern terör örgütlerine karşı, Avrupa’daki köklü dini geleneklere saygı göstererek, özellikle DEAŞ’a katılımın son derece düşük olduğu DİTİB ve benzeri Türk STK’larıyla işbirliğine gitmeli ve bunları desteklemeli” şeklinde kaydetti.(bitti)

KAYNAK : SETA

HABER : Ataner YÜCE

***

Zeliha Eliaçık

Araştırmacı, Avrupa Araştırmaları, İstanbul
İlk orta ve lise eğitimini Türkiye’de tamamladıktan sonra Almanya’da yabancı öğrenciler için üniversiteye hazırlık okulu “Studienkolleg”i birincilikle bitirdi. Ruhr Bochum Üniversitesi’nde Oryantalistik (Şarkiyat) ve Siyaset Bilimi bölümlerinden mezun olan Zeliha Eliaçık, “İsrail Devletinin Kuruluşundan Günümüze Yemen Yahudilerinin Sosyal ve Hukuki Statüleri” isimli saha çalışmasıyla aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı. Alman Akademik Değişim Servisi’nin (DAAD) burs ve teşvikleriyle Suriye, Yemen ve Ürdün’de beş yıl süreyle alan çalışmalarında ve akademik görevlerde bulundu. Son olarak Alman-Ürdün Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve kültür işleri sorumlusu olarak çalıştı. Eliaçık ağırlıklı olarak Şarkiyat (Oryantalistik), Müslüman ve Avrupa toplumlarında azınlıklar, Irkçılık ve Almanya’nın İslam siyaseti alanlarında çalışmalar yapmaktadır. SETA İstanbul Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nde Araştırmacı olarak görev yapan Zeliha Eliaçık Almanca, İngilizce ve Arapça biliyor.
[UHA Haber Ajansı, 27 Kasım 2019]
Veysel KAVRAYAN
Veysel KAVRAYAN
Veysel Kavrayan, (Eğitimci-Yazar-Gazeteci), Kocaeli’nde doğdu. İktisat Bölümü ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde lisans eğitimini başarıyla tamamladı. Pedagojik Formasyon Eğitimi alarak kısa bir süre eğitim alanında çalıştı. Halen Medya ve İletişim alanında üniversitede eğitim almaktadır ve KOÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Turizm İşletmeciliği Ana Bilim Dalı'nda Tezli Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. Uluslararası bir kozmetik firmasında Ankara Bölge Koordinatörü olarak çalıştı. Dünya Güzellik Yarışmaları Türkiye Başkanı Süha Özgermi'yle beraber önceleri baş asistanlık, sonrasında ortaklık yaptı. Türk Dünyası konusunda araştırmaları bulunuyor. Birçok haber ve araştırmaları hakkında ulusal ve uluslararası ödülleri mevcuttur. 2016 Yılında 'Yılın En İyi Gazetecisi ve En İyi Haber" ödüllerini almıştır. 2018, 2019 yıllarında Türkiye Azerbaycan Kardeşlik Gecesi'nde ödüle layık görüldü. Çeşitli Sivil Toplum kuruluşlarında kurucu ve yönetici olarak görev almaktadır. Halk bilimi, sanat, tarih, ezoterizm, turizm, sağlık, ekoloji, geleneksel ve tamamlayıcı tıp, futurizm, teknoloji ve mimari ilgi alanlarıdır. Gastronomi Araştırmacısı olarak gastronomi ve turizm konularında konuşmacı; yemek yarışmalarında jüri üyeliği yapmaktadır. Çocuk Gastronomisi alanında akademik çalışmaları olmuştur. Bu alanda Gastrofil olarak tanınmaktadır. Halen, Uluslararası Haber Ajansı ve Türkuaz Haber Ajansı'nın Genel Yayın Koordinatörü olarak çalışmaktadır. Çeşitli ulusal ve uluslararası dergi ve gazetelerde de yazmaktadır. İngilizce ve az derecede Rusça biliyor.
http://(UHA)%20Uluslararası%20Haber%20Ajansı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir