Türkiye

‘ATSIZ’ Din Düşmanı Değildi

Seksenler_2019 banner

UHA HABER / Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) Başkanı Mesut Emre Karaköse, ülkemizde son zamanlarda özellikle gençlerin dinden uzaklaştığı yönünde iddialar bulunduğunu brlirterek, “Hatta öyle ki; dindar ailelerden gelen, imam hatip okullarında okuyan, din kültürü öğretmeni olanlar arasında bile dini inançlarını sorgulayan ya da terk edenlerin göz ardı edilemeyecek oranda olduğu görünüyor.” dedi[1]

Mustafa Kemal ATATÜRKMesut Emre Karaköse, bu gençlerin bir kısmının kendini deist, ateist, agnostik, panteist gibi sıfatlarla tanımlarken hiç de azımsanmayacak bir kısmının ise Gök Tanrıcı veya Şamanist olduğunu ifade ettiğini, ifade edemeyenlerin de göz önüne alınacak olursa bu konunun ciddiyetle ele alınması gerektiğinin ortada olduğunu ifade etti.

“Baştan belirtmek gerekir ki bu yazıyı yazarken amacım dini alanda devam eden bir tartışmanın parçası olmak veya yeni bir tartışma başlatmak değildir” diyen Mesut Emre Karaköse, “Dini konularda hüküm vermek hiç değildir. Toplumu ciddi anlamda tehdit eden bir sosyal soruna işaret etmektir” dedi

Mesut Emre Karaköse, İlk bakışta abartılmış bir iddia gibi görünse de toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde devamı için bu konunun üzerine kamu kurumları ve sivil toplumun titizlikle eğilmesi gerektiğini,[2] çünkü Avrupa ülkelerinde somut olarak görüleceği üzere geleneksel inanç sistematiğinden ani kopuşların, toplumsal buhranı tetiklediğini, intihar vakalarında ve suç oranlarında kayda değer artışa neden olduğuna dikkat çekti.

Bir çok Avrupa ülkesi ziyaretinde gözlemleme imkanı bulduğunu söyleyen Mesut Emre Karaköse, ancak Arnavutluk’ta yakından müşahede ettiği bir hususu belirtmek istedi.

Mesut Emre Karaköse, Arnavutluk’un asırlarca Osmanlı idaresi altında kalmış ve Avrupa coğrafyasında Kosova ve Bosna ile birlikte İslam ülkesi vasfını kazanmış bir ülke olduğuna değinerek, bir dönem halkının tamamına yakınının Müslüman iken, Enver Hoca isimli diktatörün de etkisiyle bugün Müslümanların toplam nüfusa oranının yüzde elliler seviyesine gerilediğine vurgu yaptı.

“Endülüs gibi bir dönem İslam toprağı olan bir ülkenin, bu vasfından uzaklaştığını görmek üzüntü vericidir” şeklinde konuşan Mesut Emre Karaköse, “Öte yandan İslam olma özelliğinin Türklük bilincini korumadaki olumlu etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Finler, Macarlar ve hatta Bulgarlar gibi kavimlerin bugün Türklük ailesinden uzaklaşmalarında İslam olmamalarının etkisi bilim adamları tarafından çalışılmaktadır” şeklinde aktardı.

Mesut Emre Karaköse, Türklüğün kültür ve tarih mirasına katkıları olmuş önemli insanların toptancı bakış açısıyla ve günlük tartışmaların gölgesinde ele alınamayacağını belirterek,  “Mesela Sultan Abdülhamid, Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa gibi isimlerin hepsi de önemli ve değerlidir. Sultan 2. Abdülhamid Osmanlıyı çok zor bir dönemde on yıllarca ayakta tutmuş bir diplomasi ve siyaset dehasıdır. Atsız’ın isabetli tabiriyle Gök Sultandır, Ulu Hakandır. Elbette ki her insan gibi hataları olmuştur, eleştirilebilir. Türk Milletinin büyük bir değeridir. Sultan Hamid de bizimdir, Enver Paşa da, Mustafa Kemal Atatürk de” ifadesini kullandı.

“Tarihe damgasını vurmuş büyük değerlerimizin kendi dönemsel şartları içindeki rekabet ve çatışmaları hiçbirine kıymetinden bir şey kaybettirmez, bizi de bu şahsiyetler arasında bir tercihe zorlamaz” diyen Mesut Emre Karaköse, aksi takdirde birini överken diğerini yerme hatasına düşebileceğimize dikkat çekti.

Mesut Emre Karaköse, şöyle devam ediyor:

“Konuyu fazla dağıtmadan bizi bu yazıyı yazmaya sevk eden hususa gelecek olursak; özellikle gençler arasında İslam’dan uzaklaşanların önemli bir kısmının Türkçü olduğunu iddia eden grupların tesiriyle bu yola girmeleri irdelenmelidir. Türkçülük (geçtiğimiz yüzyıldaki fikir babaları Ziya Gökalp ve Nihal Atsız’ göre) Türk’e duyulan sevgidir.[3] Yani sevgi üzerine kurulu bir düşünce sistemidir, hareket noktası milletini sevmenin tabiiyetidir. Milleti oluşturan unsurlarla barışık olmayı gerektirir. [4] Hele ki Türk milleti gibi 300 milyonluk büyük bir nüfusun çok büyük oranda ve asırlardır mensubu olduğu İslam dinine düşmanca tutum ve davranışlar sergileme sonucunu asla doğurmaz”.

Mesut Emre Karaköse, kişisel olarak herkesin inancında hürdür, ancak Türklük ya da Türkçülük adına İslam düşmanlığı yapıp genç dimağlarla oynamaya, insanların inanç değerlerini zedelemeye kimsenin hakkı olmadığını, bu konudaki kara propagandaların çoğunluğunun sosyal medya üzerinden sahte hesaplarla yayıldığını,  İsimsiz ve imzasız saçmalıkların ortaya atıldığını açıkladı.

Bu hesaplardan kimilerinin aşağılık fetö örgütü iltisaklı olduğu, bilişim alanında çalışan birimlerin tespitleriyle ortaya konulduğuna dikkat çeken Mesut Emre Karaköse, “Bununla beraber hala hangi karanlık mihraktan talimat alarak hareket ettiği ortaya çıkmayan ve ne yazık ki profesyonel ekipler tarafından desteklendiği için çok sayıda takipçi ve etki alanına ulaşan hesaplar varlığını devam ettirmektedir” dedi.

Mesut Emre Karaköse, belli merkezlerden kurgulanarak piyasaya sürülen Facebook, WhatsApp grupları ve bilumum uygulama üzerinden gençlerin vatan ve millet sevgisi duygularının istismar edildiğini ve dinden çıkmaya teşvik edildiğinin altını çizdi.

Öte yandan birbiri peşi sıra Türkçü olduğu iddiasıyla dernekler kurulduğunu, dergiler çıkarıldığını söyleyen Mesut Emre Karaköse, ” ve ne ilginçtir ki bunlar yine birbiri ardına kapanmaktadır. İçlerinde samimiyetle faaliyet gösterenler muhakkak ki vardır ama birçoğu karanlıkta kalan yönleriyle soru işareti oluşturmakta ve hangi istihbarat servisinin operasyonu olduğuna dair kuşkular dağılmamaktadır” şeklinde konuştu.

“Bilindiği gibi Hüseyin Nihal Atsız, Türkçülük fikriyatının köşe taşlarından” olduğunu belirten Mesut Emre Karaköse, Ömrü boyunca çizgisinde kırıklık olmadan, Türkçülük ve Turancılık yolunda çaba sarf ettiğini, eşsiz üslubuyla büyük bir edebiyatçı, ciddi bir tarihçi, fikir hayatımıza ve bir döneme damgasını vurmuş mümtaz bir şahsiyet olduğunun altını çizdi.

Mesut Emre Karaköse, Türkçülüğün 20. yüzyıldaki önemli bir teorisyeni ve aksiyon sahasına taşıyan ismi olduğuna dikkat çekerek, hayatı boyunca türlü baskı, zulüm, sürgün, ihanet, hapislik, yokluk, zorluk görse de Türklüğün yılmaz savunucusu olduğunu, Atsız’ın başka grupların baskısıyla, kışkırtmasıyla görüş beyan etmediğini, samimi görüş ve düşüncelerini korkusuzca yazan namuslu ve mert bir insan olduğunu kaydetti.

Mesut Emre Karaköse, “Atsız’ın İslamiyet’le ilgili görüşleri, Onun eserlerini okumuş kişiler tarafından malumdur. Bu görüşleri ve Atsız’ın Müslüman olup olmadığı gibi faydasız bir tartışma bu yazının konusu değildir. Bu görüşlere rağmen Atsız İslamiyet’le kavga etmenin, Türklüğe ve Türkçülüğe fayda sağlamayacağını görmüştür ve “Milleti yapan unsurlardan biri de din olduğuna göre, Türkler’in dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki, Türkler’in dini müslümanlıktır. Eski dinimiz olan Şamanlık’tan da bazı unsurlar alarak bir Türk müslümanlığı haline gelen bu din, on yüzyıldan beri bizim milli dinimiz olmuştur.” diyerek İslam düşmanlığı yaparak Türkçü olunmayacağını ortaya koymuştur” dedi.

Mesut Emre Karaköse, “Hüseyin Nihal Atsız gibi bedel ödemiş, nesillere etki etmiş bir fikir ve aksiyon adamı bu çizgideyken, Gak Tanrı inancına ya da Şamanizm’e dair hiçbir bilgisi olmayan bazı cahillerin İslamiyet’e muarız saldırıları akıl ve mantıkla izah edilemez” şeklinde aktardı.

İslamiyetin Türklerin tarih boyunca girip çıktıkları türlü dinlerden her hangi bir din olmadığına dikkat çeken Mesut Emre Karaköse, “Yüzyıllardır mensup oldukları, uğrunda bitmeyen Haçlı seferlerine göğüs gerdikleri ve oluk oluk kan döktükleri, içeriden ve dışarıdan saldırılara karşı koydukları dindir. Büyük Türk imparatorluklarının hareket noktası olmuştur. Türk Cihan Hâkimiyeti ülküsünün ayrılmaz parçasıdır” dedi.

Mesut Emre Karaköse, Kızıl Elma yolunda, Nizam-ı Âlem ülküsü ve İlayı Kelimetullah (Allah’ın adını yayma) davası yol gösterici olduğunu hatırlatarak, bu dinle savaşmaya kalkmak ve böyle bir imkânı başkalarına terk etmek yerine bu dinin değerlerini ideallerin bir parçası olarak değerlendirme gayretinin daha akılcı da olacağını, Türkleri birleştirmek isteyenlerin, Müslüman Türkleri birleştirmeden bu aşamaya ulaşamayacağının göz ardı edilmemesi gerektine vurgu yaptı.

“Sakalar, Kunlar gibi tarihin çok eski ve karanlıkta kalmış dönemlerine gitmek bu tezleri çürütmez” şeklinde konuşan Mesut Emre Karaköse, İslami mesajın Göktürk döneminde geldiğini, o çağlardan itibaren Türklerin temasının başladığını ve Türk topluluklarının kitleler halinde bu dinin mensubu olduğunu açıkladı.

Mesut Emre Karaköse, yukarıda belirtildiği üzere 300 milyona ulaşan ve devasa bir coğrafyada varlık gösteren Türk Budununun büyük çoğunluğunun  İslam dininin mensubu olduğunu ifade etti.

“Saha, Hakas, Çuvaş, Tuvalı, Altaylı ve Gagauz Türkleri başımızın tacıdır” diyen Mesut Emre Karaköse,  “Türk Dünyasının ayrılmaz parçasıdır. Dinlerinde özgürdürler. Tercihleri saygıdeğerdir, bizim tartışma alanımıza girmez. Sayıları yüzbinlerle ifade edilebilecek bu topluluklar korunmalıdır. Onların farklılıkları bizim büyük ve sağlam birliğimize gölge düşürmez. Elbette bu topluluklara inanç dayatılmasının önünde durulmalıdır. İnancımıza beklediğimiz saygıyı onlardan esirgemeyiz” dedi.

Mesut Emre Karaköse, “Kuşkusuz ki Atsız bir yalvaç ya da din adamı değildir. Kaldı ki yalvaçların bile her söylediği ve yaptığı doğru değildir. Literatürde sehiv ve zelle olarak tanımlanan hatalar yapmışlardır. Bir insan olarak Atsız’ın da görüş ve düşüncelerinin bir tekâmül çizgisi olmuştur. Atsız’ın çıkardığı dergilere yetişememiş ama bütün makalelerini okumuş bir kadro olarak ilk gençlik yıllarında çıkarmaya başladığımız ve 29 sayı devam eden Dolunay Dergisi Serdengeçti, Galip Erdem, Cemil Meriç, Erol Güngör gibi Atsız’dan da ilham alarak yayın hayatına devam etmiştir” şeklinde kaydetti.

“Kısacası kimseye dini anlayış dayatmayın denilirken, aynı kişiler tarafından İslam karşıtı dayatmalar yapılmasına seyirci kalınması beklenemez” şeklinde konuşan Mesut Emre Karaköse, bu kişilerin Atsız’ın ismini istismar etmelerinin kabul edilemeyeceğini, herkesin inancında hür ama inançlara saygı beklemenin de en doğal hak olduğunu belirtti.

Mesut Emre Karaköse, “Herkesin dini kendine ilkesi bu konuda düsturumuzdur ancak bilinmelidir ki İslamiyet’le kavga etmek faydasızdır. Ne Türklüğe, ne Türk Dünyasına katkı sağlamaz, aksine zarar verir” şeklinde kaydetti..

HABER : Ataner YÜCE
_________________________________________________________

Dipnotlar

[1] https://t24.com.tr/haber/turkiyede-muhafazakar-genclik-dinden-uzaklasiyor-mu,610494

[2] https://tr.euronews.com/2019/03/19/turkiye-de-deizm-neden-yukseliste-ateizm-deizm-agnostizm-panteizm-ne-demek

[3] Nihal ATSIZ, Türkçülük, Orkun Dergisi, 10.sayı, 1 Ekim 1943

[4] Ziya Gökalp; Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak

Mesut Emre KARAKÖSE: (Ankara) 1981 Kayseri doğumludur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden lisans, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Anayasa Hukuku Anabilim dalından yüksek lisans derecesi almıştır. 6 ay süreyle İngiltere’de devlet teşkilatı, temel hak ve hürriyetler, sivil toplum kuruluşları hakkında araştırmalar yapmıştır. Anayasa Hukuku alanında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır. Halen Hacettepe Üniversitesinde Kamu Hukuku Doktora çalışmasına devam etmektedir. 08/10/2019 tarihinden itibaren SASAM’ın 2. Başkanı olarak göreve başlamıştır.

[UHA Haber Ajansı, 20 Şubat 2020]

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir