Gündem Yorum

Analiz : Suriye Yeniden “Arap Birliği”nde mi?

UHA Haber / 2011 yılında patlak veren Arap Baharı gösterileri sırasında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, yüzlerce vatandaşın hayatını kaybetmesine neden olacak şekilde askeri güç kullanmıştı.

Burcu KESKİN

Hazırlayan: Burcu KESKİN

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM)

Bunun üzerine Arap ülkeleri, Suriye’nin Arap Birliği’ne olan üyeliğini dondurma kararı alarak diplomatik bir tavır ortaya koymuştu. Ancak sekiz yıl süren ayrılığın ardından söz konusu ülkeler, Şam rejimiyle ilişkilerini düzeltmek adına Esad yönetimini yeniden Arap Birliği Zirvesine davet ettiler.

Bunun yanı sıra Körfez Ülkeleri Şam’da büyükelçilik açma faaliyetlerini hızlandırdılar. Tüm bu gelişmeler, bölgede yeni bir siyasi uzlaşı zeminin ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Arap Ülkeleri’nin Suriye ile olan ilişkilerini restore etme çabalarını ve bunun bölgeye olan yansımalarını değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Mesut Hakkı CAŞIN (İstinye Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı/T.C. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi)

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Suriye meselesinde sona doğru yaklaşılsa da 1991 yılındaki Irak Savaşı’ndan hareketle Suriye’deki yıkımın olumsuz etkilerinin en az 5-6 yıl daha süreceği öngörüsünde bulundu.

Suriye’nin yeniden inşası sürecinde iki değişkenden söz edilebileceğini ifade eden Caşın, “Bunlardan birinci Rusya’nın devreye girmesi ve ikincisi ABD’nin yapmış olduğu hava harekâtıyla Fırat’ın doğusunun yaklaşık %30’unu kontrol altında tutması.” şeklinde konuştu.

Caşın, Esad rejiminin güçlenmesi noktasında ABD ile Rusya arasında zımni bir ittifakın muteber olduğunu dile getirerek “Küre İttifakı” olarak da adlandırılan ABD’nin Suudi Arabistan-Mısır-İsrail ekseni ile kurmuş olduğu birlikteliği vurguladı.

Diğer yandan eski ABD Başkanı Barack Obama’nın Esad rejiminin yıkılmasından yana bir tavır koyduğunu, Donald Trump’ın ise önce Rusya’yla işbirliğinden yana olduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı, “Günümüzde Washington, kendi kuvvetlerini Irak’a çekme yolunda bir irade belirledi.

Nitekim Helsinki Zirvesi’nde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Trump’ın el sıkıştığını ve ayrıca İsrail’in Golan Tepeleri’nden İran’ı uzaklaştırdığını, bu tarafta ise Rusya’nın bölgeye yerleştiğini görüyoruz. Demek ki bölgede %60’ı rejim, %30’u ABD ve %10’u da Türkiye’nin pay aldığı bir Suriye var.” açıklamasında bulundu.

Astana Süreci’nde yürütülen Türk diplomasisiyle Fransa ve Almanya’nın da desteği alınarak 3,5 milyon mültecinin Avrupa’ya geçmesinin engellendiğini, daha da önemlisi İdlib’de bir katliamın önüne geçildiğini ifade eden Caşın, ilerleyen süreçte bölgede ne olacağıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunarak “Suriye’nin geleceği Esad’lı mı, Esad’sız mı olacak?” sorunun artık tartışılmadığını belirtti ve “ABD’nin tavır değişikliği ile Esad’a destek verdiğini” vurguladı.

Konuyla ilgili Caşın, Cenevre’den sonra yeni anayasanın hazırlanması ve mayıs ayına doğru yapılması planlanan seçimlerden sonra Esad’ın bir müddet daha iktidarda kalmasının muhtemel olduğunu kaydetti.

Diğer yandan Esad’ın bir savaş suçlusu olduğuna dikkat çekerek ülkede bir iç savaş yaşandığını, uluslararası hukukun yasakladığı silahların kullanıldığını ve sivillerin öldürüldüğünü belirten Uluslararası İlişkiler Uzmanı, “Devletler hukukunda devletin kusursuz sorumluluğu esasında devleti yönetenler sorumludur, o halde bu durum mutlaka bir gün uluslararası yargıya tekabül edecektir.” dedi.

Ayrıca Caşın, Rusya ve Çin’in Esad’ın arkasında ciddi bir payanda olduğunu kaydederek bugün de ABD’nin ve Arap Ülkeleri’nin Esad rejimini tekrar sisteme kabul etme yolunda bir “oldubitti” sağlamaya çalıştıklarını söyledi.

Esad’ın seçimleri kazanması halinde Ankara-Şam ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi yönünde yapılan açıklamaları da hatırlatan Caşın “Burada aslolan beka sorunudur ve Ankara, Fırat’ın doğusunda bir terör devleti kurulmasını istememektedir. Ancak bunun nasıl olacağı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Moskova ziyaretinden sonra netleşecektir.” diye konuştu.

Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl ÖZTOP (ANKASAM Kriz Yönetimi Danışmanı)

Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl Öztop, Arap Birliği’nin Suriye rejimini birliğe davet etme kararının sürpriz bir adım olduğunu söyleyerek mevcut şartlar altında Esad rejiminin varlığı sürdürme ihtimalinin arttığını ifade etti.

Özellikle BAE’nin Şam’a yönelik diplomatik adımlarını ve Trump’ın Suriye’den çekilme konusunda yaptığı çelişkili açıklamaları hatırlatan Öztop, “ABD’nin bölgeden tamamen çekileceğini ve bölge halklarının kaderlerini kendilerinin çizmesine fırsat verileceğini düşünmüyorum ama Washington süreci perde arkasından yönetecektir.” dedi.

Bölgede Esad’ın Moskova tarafından da desteklendiğine dikkat çeken Öztop, Rusya’nın Suriye’deki ağırlığının hissedildiğini, buna karşılık ABD’nin Mısır ve BAE ile Suriye konusundaki istişarelerini sürdüreceğini dile getirdi.

Suriye’nin Arap Birliği’ne davet edilmesinin Esad rejimi açısından olumlu bir gelişme olduğunu ancak burada ABD’nin bölgedeki varlığını oradaki aktörler üzerinden yürüteceğini söyleyen Öztop, “Belki de birliğin davetini Esad kabul etmeyecektir. Bu noktada aktörlerin tutumunu zaman gösterecektir. Uluslararası ilişkilerde çıkarlar konuşur. Birliğe üye olduktan sonra nasıl bir politika yürütüleceğine ilişkin görüşme mart ayında yapılacak olan Arap Birliği Zirvesi’nde ele alınacaktır. Esad’ın da konuya bu şekilde yaklaşacağını düşünüyorum.” açıklamasında bulundu.

Diğer yandan Öztop, söz konusu toplantıdan sonra ABD’nin bölgede atacağı adımların netlik kazanacağını dile getirdi. Türkiye’nin bu süreçte Esad rejimiyle iletişime geçip geçmeyeceği meselesinin de altını çizen Öztop, “Terör örgütü YPG’yle olan süreçte güvenlik boyutu da söz konusu ve ABD’nin oradan çekilirken nasıl hareket edeceği en çok Türkiye’yi etkileyecektir. Bu nedenle süreç dikkatlice takip edilmelidir.” diye konuştu.

Uluç ÖZÜLKER (Emekli Büyükelçi)

Uluç Özülker, Suriye’nin sekiz yıldan uzun bir süredir Arap Birliği sürecinin dışında kaldığını hatırlatarak “Esad her halükârda Rusya’nın mutlak desteğiyle ayakta kaldı. Meşruiyet zemininde de BM’de hala bayrağı dalgalanan ve temsilcilerini ön planda gösteren ülke konumundadır. Ayrıca Rusya’nın desteğiyle toprak bütünlüğü anlamında giderek başarısını genişletiyor.” sözlerini kaydetti.

ABD’nin bu koşullarda devreye girdiğini belirten Özülker, Washington’un Suudi Arabistan ve BAE’yi Körfez Bölgesi’nde başat aktör kabul ettiğini, söz konusu ülkelerle İsrail’i bütünleştirdiğini ve bu şekilde de Ortadoğu’da yeni bir denge oluşmaya başladığını ifade etti.

Suudi Arabistan’da Washington’un desteğiyle yeni adımlar atıldığı belirten Emekli Büyükelçi, Fırat’ın doğusunda ABD tarafından tampon bölge oluşturulabildiği takdirde Körfez NATO’su diye adlandırılan Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın başını çektiği bir grubun buraya yerleştirilebileceği iddialarını dile getirdi.

Sözlerinin devamında Özülker, “Bu dengeler içinde bir yandan Suriye kalkınarak ön plana çıkıyor, bir yandan da Arap Ülkeleri farklı boyutlarda bir rol üstelenmeye başlıyorlar.” ifadelerini kullandı.

Suriye’nin Tel Aviv’le ilişkilerinin parlak olmamasına rağmen Rusya’nın ön alması ve destek olmasıyla Şam’ın İsrail’e karşı kendini savunabildiğini vurgulayan Özülker, diğer taraftan Rusya’nın İsrail’e karşı daha etkin bir pozisyona geçtiğini belirtti.

Son olarak Emekli Büyükelçi, tüm bu denge değişimleri içerisinde Arap Birliği’nin Suriye’yi tekrar kendi yanına çekmek ve bütünleşme sağlamak için adımlar attığını ifade ederek bunun arkasında hem konjonktürel gelişmelerin hem de ABD-İsrail ikilisinin Arap Ülkeleri’yle geliştirdiği ilişkilerin rol oynadığını kaydetti ve bu adımın bir sürpriz olmadığını da sözlerine ekledi.

Miray Vurmay GÜZEL (Araştırmacı-Yazar)

Miray Vurmay Güzel, Suriye merkezli olarak hem sahada hem de masada ikili ve bölgesel ilişkiler anlamında kartların yeniden karıldığını ifade ederek bölgedeki birçok ülkenin çelişkili adımlar attığını söyledi.

Özellikle ABD’ye angaje olmuş ama onun politikalarının aksine bir politika izliyormuş gibi görünen pek çok Körfez Ülkesi olduğunu belirten Güzel, Trump’ın dış politikası açısından bakıldığında ABD’nin kendi kuvvetleriyle Ortadoğu’da yapmak istemediği şeyleri sahadaki taşeronlarına yaptırdığını ifade etti.

Güzel, Washington’un bölgede tamamen siyasi ve psikolojik olarak var olmayı istediğini, bu kapsamda bölgede kontrolü sağlamak açısından belli askeri üslerden ayrılmayacağını dile getirdi.

Ayrıca Güzel, Arap Birliği denilen yapının içerik olarak hiçbir şekilde siyasi eylem üretebilen bir kapasiteye sahip olmadığının altını çizdi ve Filistin Davası’nda, Suriye meselesinde, Sudan İç Savaşında ve İsrail-Lübnan arasında yaşanan sorunlarda söz konusu ülkelerden çatlak sesler duyulduğunu kaydetti.

Savaşın ilk yıllarında Arap ülkelerinin Suriye’deki elçilerini geri çekip diplomasiyi dondurma konusunda pasif adımlar attığını hatırlatan Güzel, “En son gelişme olarak Suriye’nin Arap Birliği’ne davet edilmesi, Esad rejimine prestij kazandıracaktır. Türk dış politikası açısından bakıldığında ise gerek Arap Birliği’nin adımını gerekse Suriye’de yeniden karılan kartları anlamak zor görünüyor. Bu süreçte hem mülteci boyutu ve güvenlik açısından hem de bölgesel ve küresel siyasetteki askeri süreç anlamında en çok etkilenen ülke Türkiye’dir.” diye konuştu.

Suriye Anayasasının hazırlanması sürecinde Birleşmiş Milletler (BM) çerçevesinde işlevsel adımlar atılmadığını vurgulayan araştırmacı yazar, Suriye seçimlerinin yapılması, yeni anayasanın neyle şekilleneceği ve ülkedeki yönetim sisteminin ne olacağı gibi gelişmelerin devletler, devlet dışı aktörler ya da devlet üstü kurumların da etkisiyle 2019’un ikinci yarısında netleşeceğini söyledi.

Ercan GÜRSES (Kanal D Ankara Temsilcisi)

Ercan Gürses, Suriye’nin Arap Birliği’ne davet edilmesi meselesini Türkiye’yi sıkıştırma senaryosunun bir parçası olarak gördüğünü dile getirdi.

Nitekim Esad yönetimini Arap Birliği’ne davet eden ülkeler arasında Türkiye ile son zamanlarda sorun yaşayan BAE ve Suudi Arabistan’ın da olduğunu kaydeden Gürses, “Dolayısıyla Suriye politikası içerisinde Türkiye ile sorun yaşayan bazı ülkeler var ve aynı zamanda Rusya ve İran gibi müzakere yürüten ülkeler de var.” diye konuştu.

Gürses, Türkiye’nin sorun yaşadığı ve hiçbir şekilde Suriye’nin geleceğinde olmasını istemediği Esad yönetiminin Arap Birliği’ne yeniden alınması, Kaşıkçı cinayetiyle gerilen Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri, BAE ve Suudi Arabistan’ın ABD bağlantıları gibi gelişmeler düşünüldüğünde Arap Devletlerinin Şam rejimi üzerinde yürüttüğü politikanın Ankara’nın Suriye konusunda elini zayıflatmak amacıyla ortaya konulduğunu söyledi ve yaşananların Türkiye’yi çembere alma organizasyonunun bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

 

 

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir