Gündem

Analiz : Rusya Yaptırımlarının Etkileri (Son)

SONUÇ VE ÖNERİLER
Rusya 2014’te Kırım’ı ilhak edip Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçıları desteklemeye başlamasından sonra Obama yönetimi AB ile birlikte Moskova yönetimine yönelik bazı yaptırımları hayata geçirmiştir. İlk başta bazı kişi ve firmalara yönelik olan yaptırımların kapsamı Skripals zehirlenmesi gibi olaylarla giderek artmıştır.
Kasım 2018’de Rusya’nın Kerç Boğazı’ndaki Ukrayna donanma gemilerine el koymasıyla Amerikan-Rus gerilimi yeni bir boyuta taşınmıştır.
Rusya yaptırımları Kongreden geçerek Trump’ın onayıyla yürürlüğe giren CAATSA ile yasa düzeyine çıkarılmıştır. Gerek ABD kamuoyunda oluşan Moskova karşıtı atmosfer gerekse Rusya’nın uluslararası politikadaki sert tutumu DASKAA gibi yeni yasa tasarılarının Kongreye sunulmasına ortam hazırlamış ve yaptırımların kapsamının daha
fazla artacağı düşüncesini kuvvetlendirmiştir.
Kongrede Demokratlara doğru değişen bir güç dengesi aynı zamanda ABD’nin Rusya karşısında daha sert bir yaklaşım sergilenme olasılığını artırmaktadır. Zira yeni yaptırımların uygulamaya konulmasında ABD’nin kendi iç
politikası ve siyasi mücadelelerinin de etkisi bulunmaktadır.
Amerikan ve AB yaptırımlarının Rus dış politikasında ciddi bir değişikliğe neden olduğunu söylemek zor olsa da Washington yönetimi yaptırımlar konusunda ısrarcı politikasını sürdürmekte ve böylece kötü olan ABD-Rusya ilişkileri daha da kötüleşmektedir.
ABD’nin bu tutumuna karşı AB son derece ihtiyatlı bir duruş sergilemektedir. Brüksel’in Ukrayna krizi çerçevesinde Moskova’nın bu ülkeye yönelik saldırgan politikasını kabul etmeyeceği ve bu kapsamda uygulanan yaptırımlardan vazgeçmeyeceği anlaşılmaktadır. Ancak Rusya ile ilişkilerde yeni gerginlikler oluşturmaktan çekinen AB’nin şimdilik ek yaptırım paketine başvurmayacağı da anlaşılmaktadır.
ABD’de yasalarla getirilen yaptırımların kaldırması başkanlık emriyle uygulamaya konulan yaptırımların kaldırılmasından çok daha zorlu bir süreç gerektirir. Yasalarla getirilen yaptırımları kaldırma yetkisi ABD başkanlarının değil Kongrenin yetkisindedir.
Bununla birlikte Beyaz Sarayın Kremline yönelik yaptırımlarını Ukrayna’daki kriz “tamamen çözülene kadar” sürdüreceği ve bu krize yönelik ufukta bir çözüm gözükmemesi birlikte düşünüldüğünde bu yaptırımların yıllarca devam edeceği söylenebilir.
ABD ve AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar kapsam ve uygulanan özel ve tüzel kişiler açısından farklılıklar göstermektedir. AB’nin Rus gazına olan bağımlılığı göz önüne alındığında Brüksel yönetiminin enerji yaptırımları sadece petrol sektörünün sınırlı alanlarına uygulanırken ABD yaptırımlarının ise hem petrol hem de doğal gazı hedef aldığı görülmektedir. Hatta bir adım daha ileri gitmeyi düşünen ABD, Rusya’nın yurt dışındaki enerji projelerine de yaptırım uygulayacağı sinyalini vermektedir.
Yaptırımların genişletilmesine yönelik 2018’de Kongreye gelen DASKAA tasarısı mevcut tüm Rus yaptırımlarının ortak bir paydaya indirilmesini önermektedir. Tasarıya göre Rusya yaptırımlarının denetlenmesine yönelik özel
bir birim kurulması istenmektedir.
Tasarının Kongreye gelmesindeki asıl amaç ise Rusya’nın Kırım’ı Ukrayna’ya iade etmesini ve Donbass’taki isyancılara askeri desteğini kesmesini sağlamaktır. Ayrıca Moskova yönetimi Gürcistan ve Moldova’daki ayrılıkçılarını desteklemeyi durdurmaya çağrılmaktadır.
Ek olarak Rusya’nın Suriye’deki askeri operasyonları durdurması, ülkenin hükümet yanlısı güçleriyle olan ittifaktan
çekilmesi ve artık Beşer Esed rejimini desteklemekten vazgeçmesi talep edilmektedir.
Sonuç olarak ABD ile Rusya arasında birçok konuda farklılık olduğu ve bu farklılıkların kolay kolay ortadan kalkmayacağı anlaşılmaktadır. Bundan dolayı ABD tek taraflı yaptırımlar yoluyla Rusya’yı sıkıştırmak istemektedir.
Aslında yaptırımlar ülkelerin kendi aralarında bloklaşmasına zemin hazırlamaktadır.
Yaptırımlardan az veya çok birçok devlet etkilenmekte ve buna göre yaptırımlara karşı tavırlarını ortaya koymaktadır. ABD’nin tek taraflı aldığı bu kararlar yaptırımlara karşı çıkan blok içindeki bağları kuvvetlendirmekte, geleneksel müttefiki olan bazı ülkelerle de arasına mesafe koymaktadır.
Washington’ın Rus yaptırımları kapsamında AB ülkelerini de –Kuzey Akım2 projesinde olduğu gibi– yaptırımlarla tehdit etmesi geleneksel Kuzey Atlantik iş birliğini zayıflatmaktadır. Yaptırımların savunucusu olarak ABD yalnızlaşmakta ve sonuç olarak istenilen neticenin ortaya çıkma ihtimali düşmektedir.
Türkiye’nin en büyük enerji partnerlerinden biri olan Rusya’nın özellikle enerji sektörüne uygulanan yaptırımlar doğal olarak Ankara yönetimini de etkilemektedir. ABD’nin kararlaştırdığı tek taraflı ve uluslararası hukuk
bağlamında bağlayıcılığı olmayan yaptırımlar karşısında Türkiye’nin çıkarlarının korunması
gerekmektedir.
Bu çerçevede uluslararası platformlarda diğer çıkarları etkilenen ülkelerle birlikte hareket edilmesi ve yaptırımlar konusunda uluslararası hukuk çerçevesinde tepki gösterilmesi önem arz etmektedir.
Türkiye ile Rusya’nın girişimiyle ortaya çıkan TürkAkım projesinin yaptırımlardan etkilenme riski bulunmaktadır. Projenin Türkiye kısmına dair anlaşmaların yaptırımlardan önce yürürlüğe konulması nedeniyle yaptırımlara tabi olmayacağı anlaşılmaktadır. Aynı zamandabu proje Batı Hattı’ndan Ukrayna üzerinden gelen gazın yerini alacak doğal gazı taşıyacaktır. Fakat projenin Türkiye’den sonraki rotasının belirlenmesi noktasında yaptırımlardan dolayı bazı zorlukların olacağı görülmektedir.

Bu zorlukların aşılması için Türkiye’den sonraki rotanın yeni bir proje yerine TürkAkım şeklinde devam etmesi ve boru hattının geçeceği ülkelerin belli oranlarda bu projede pay sahibi yapılmasının doğru bir strateji olacağı anlaşılmaktadır.

Diğer bir proje olan Akkuyu NGS’nin de dolaylı yoldan yaptırımlardan etkilenme olasılığı bulunmaktadır. Temeli 2015’te atılan Akkuyu’ya yaklaşık 24 milyar dolar değerinde yatırım yapılacaktır. Rusya’nın yaptırımlarla köşeye sıkıştırılmak istenmesi bu ülkenin enerji ve finans sektörlerinin büyük yatırımlar gerçekleştirmesi noktasında elini zayıflatmaktadır.
Bundan dolayı nükleer santralin yüzde 49’luk hissesinin Türk firmalara verilmesi projenin finansal açıdan sağlam zeminde ilerlemesini sağlayacaktır. Böylece projedeki yerlilik oranı artacak ve Türk firmaları da nükleer enerji sektörüne adım atmış olacaktır.
Yaptırımlardan dolayı Rusya’nın Avrupa ile yeni enerji boru hatları yapmasının gittikçe zorlaştığı anlaşılmaktadır. Yüksek doğal gaz rezervi ve üretimi olan Rusya’nın bu durumda önemli bir strateji değişikliğine gideceği öngörülmektedir.
Süresi biten boru hattı anlaşmalarını tekrar revize etmek isteyecek olan Rusya diğer taraftan LNG formatına dönüştürdüğü doğal gazı dünya piyasalarına sunacaktır.
Esasen uluslararası enerji kuruluşlarının gelecek projeksiyonlarında doğal gazın müşteriye daha fazla LNG olarak ulaştırılacağı tahminleri de bulunmaktadır. Bu durumda Rusya’da LNG terminallerinin ön plana çıkacak olması ve bunların yapımında Türk firmalarının daha aktif rol alması düşünülebilir.
Aynı zamanda daha fazla LNG teslimatı demek–Türkiye bu durumu istememesine rağmen–boğazların daha fazla gemi tarafından kullanılması ve Rusya’nın boğazlara daha fazla bağımlı kalması anlamına da gelmektedir.
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı olması enerji güvenliği konusunu daha hassas hale getirmektedir. Bu yüzden Türkiye’nin enerji ihracatçılarıyla birlikte yeni proje ve iş birlikleri yapması önemlidir.

Yapılan bu proje ve iş birlikleri bir yandan enerji güvenliğinin sağlam temeller üzerinde yükselmesini diğer taraftan

da Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artmasını sağlamaktadır. Ancak yaptırımlar Türkiye’nin enerjide Rusya ile iş birliğinde daha fazla maliyet oluşturacağından yeni projelerin ortaya çıkmasını olumsuz etkileyecektir.
Bundan dolayı Türkiye’nin Rusya ile enerji alanında yapılacak iş birliklerinde uluslararası baskı ile kendi ekonomik ve güvenlik çıkarları arasındaki dengeye uygun hareket etmesi önemlidir.
***
YAZAR HAKKINDA
Yunus Furuncu
Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde lisansını tamamlayan Yunus Furuncu, aynı üniversitede “Türkiye’de Bankacılık ve İstanbul’da Bankaların Dağılımı” başlıklı tezi ile 2009 yılında yüksek lisans eğitimini bitirdi. 2012-2016 yılları arasında Düzce Üniversitesi’nde “Türkiye’nin Enerji Bağımlılığı” ile ilgili yazdığı doktora tezi ile doktorasını alan Furuncu SETA enerji masasında araştırmacı olarak çalışmaktadır.

UHA Haber Ajansı 

Kader BASAYOĞUL
Kader BASAYOĞUL
Kader BASAYOĞUL 1990 yılında Bingöl’de dünyaya geldi. İlköğretiminin ilk iki yılını Bingöl’ün Sancak beldesinde okuduktan sonra İlköğretiminin geri kalanına İstanbul’da devam etti. 2007 yılında Erenköy Kız Lisesi’nden mezun oldu. 2009 yılında girdiği üniversite sınavında Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik bölümünü kazandı. Üniversite yılları boyunca İzmit Belediyesi’nin Sosyal sorumluluk projelerinde yer aldı. 2012 senesinde Haber7.Com’da stajını yaptı. 2015 yılının Nisan ayında çalışmalarına başlayan Neoldu.Com’un ilk editör kadrosunda yer bulan Basayoğul, birçok alanda araştırma haberlerine imza attı.. 2017 yılında Neoldu.com’daki işinden ayrıldı. Şuanda (UHA) Uluslararası Haber Ajansı'nda Araştırma Haberciği çalışmalarına devam eden Basayoğul, Fotoğrafçılığa olan ilgisinden dolayı Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünü de okudu. Bugüne kadar yaptığı Araştırma Haberler ile adından söz ettiren Kader Basayoğul, güzel sanatlara da olan hayranlığından, ileri düzeyde fotoğrafçılık kursuna devam ediyor,
http://(UHA)%20Uluslararası%20Haber%20Ajansı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir