Türkiye

Analiz : İdlib Türkiye için önemli bir prestij

Idlib’in kaybedilmesi Türkiye’nin hem diplomasi masasındaki gücünü zayıflatır hem de Suriye’nin geleceğinin şekillenmesindeki rolünü azaltır.

ABD ise SDG/SDK’yi Esed rejimle görüşmeye teşvik etmektedir. Nitekim SDK 28 Temmuz 2018’de Tabka şehrinde Esed rejimiyle geniş ve çok yönlü bir müzakere gerçekleştiğini duyurmuştur.
PYD/YPG güçlerinin Esed rejimiyle masaya oturması ve muhtemelen gerçekleşen müzakerelerin neticesinde bazı tavizler vererek rejimi Doğu Fırat bölgesi üzerindeki egemenliğini kabul etmesi Esed rejiminin İdlib’e daha fazla odaklanmasını beraberinde getirecektir. Ancak Türkiye’nin Humus, Dera ve Guta bölgelerin aksine İdlib’e doğrudan müdahale etme imkanına sahip olması ve sonrasında burada gözetim noktaları kurmasının rejim ve rejim destekçilerini genel olarak engellediği iddia edilebilir.
Nitekim Türkiye, İran ve Rusya’nın İdlib gerilimi azaltma bölgesinin cephe hatlarına kur dukları gözetim noktalarının temel amacı sınır hattındaki çatışmaları durdurmak ve tarafların alan kaybedip kazanmasını engellemektir.
Gözetim noktaları sınır hattında ne kadar etkili ise de cephe arkasına düzenlenen hava harekatlarına karşı işlevsizdir.
Türk gözetim noktaları ve Türkiye’nin doğrudan müdahale imkanı olmasaydı Rusya, İran ve rejimin İdlib bölgesine yönelik kara harekatı başlatmaları öngörülebilirdi. Nitekim Rusya, İran ve rejimi İdlib’e saldırmaktan alıkoyan
Türkiye’nin sahadaki etkisi ve karşı taraf aleyhine üretebileceği yüksek askeri ve siyasi maliyettir. Nihayetinde Astana sürecinin hayata geçirilmesindeki en temel rol Türkiye’ye aittir.
Türkiye’nin Suriyeli askeri ve siyasi muhalefet üzerindeki etkisi bu grupların Astana sürecinin bir parçası olmasını beraberinde getirmiştir.
Türkiye’nin olası desteği nedeniyle İdlib’e yönelik kapsamlı bir harekatın maliyeti oldukça artacağından Rusya, İran ve rejim Astana süreci kapsamında Türkiye ile beraber bir yol haritası belirlemeyi tercih etmiştir. Ancak bölgeye yönelik hava harekatları görece azalmış olsa da halen devam etmektedir.
Rejim ve müttefikleri HTŞ ve diğer radikal grupları bahane ederek İdlib’de muhalifleri zaman zaman hedef almaktadır. Türkiye ise İdlib’de attığı adımlar ve yürüttüğü yoğun çalışmalar neticesinde HTŞ’yi zayıflatmaya ve böylelikle bölgeye olası bir saldırıyı önlemeye çalışmaktadır. Aslında HTŞ’nin İdlib’deki varlığı sadece Rusya ve rejim için bahane değil aynı zamanda Ankara’nın Suriye politikası için ciddi bir meydan okumadır.
Türkiye’nin HTŞ’nin siyasi bürosuyla –dolaylı olmak kaydıyla– iletişime geçerek HTŞ’nin kendisini lağvetmesini talep ettiği birçok kaynak tarafından dillendirilmiştir. Nitekim Türkiye’ye yakın olan Suriyeli muhalif gruplarca HTŞ’ye yönelik bu minvalde birçok talep olmuştur.
HTŞ’nin kendisini lağvetmeyi reddediyor olması Türkiye’nin İdlib’deki politikasını zorlaştırmaktadır. HTŞ’yi zor durumda bırakan ve böylelikle zayıflatan başka bir adım ise İdlib’de muhalifler arasındaki askeri dengenin HTŞ’nin aleyhine değişmesidir.
Bu anlamda Ahraru’ş-Şam ve Nureddin Zengi grubunun kurduğu Cephetü’l-Tahrir Suriye ve Feylaku’ş-Şam, Ceyşu’l-Nasr, Ceyş İdlib Hür, 1. Sahil Tümeni, 2. Sahil Tümeni, Fevcu’l-Evvel, Ceyşu’l-Sani, Ceyşu’l-Nukba, Şüheda el-İslam Dareyya, Fırka el-Hurriye ve 23. Fırka’nın birleşmesi sonucu şekillenen Ulusal Özgürleştirme Cephesi’nin güçlenmesi HTŞ’yi daha da geriletecektir.
Nitekim son dönemde HTŞ ile Ahraru’ş-Şam ve Nureddin Zengi Hareketi’nin kurduğu savunma paktı Cephetü’l-Tahrir Suriye ve Sukuru’ş-Şam ile önemli çatışmalar yaşanmıştır.
Çatışmaların şiddeti hafiflemiş olsa da HTŞ İdlib’de zayıflamış ve birçok alan kaybetmiştir. Bu bağlamında Cephetü’l-Tahrir Suriye, Vataniye Cephesi, Ceyşu’l-Ahrar, Sukuru’ş-Şam Tugayları bir araya gelerek Cephetü’l-Vataniye lil-Tahrir’i kurması oldukça önemli ve dikkat çekici bir hamle olmuştur.

Kurulan yeni yapı HTŞ’yi dengeleyebilecek ve hatta zayıflatacak bir güce sahiptir. İdlib bölgesindeki güç dengelerinin değişmesi ve HTŞ’nin zayıflatılması durumunda HTŞ sorunsalının daha kolay çözülebileceği muhtemeldir.

Diğer yandan HTŞ’nin zayıflaması El-Kaide ve DEAŞ gibi örgütleri İdlib bölgesinde güçlendirme ihtimali da barındırabilir. Cephetü’l-Tahrir Suriye ile HTŞ arasındaki çatışmalar esnasında HTŞ içerisindeki El-Kaide kanadı gruptan ayrılarak Hurrase’d-Din örgütünü kurmuştur.
Hurrase’d-Din örgütü İdlib gerilimi azaltma bölgesini gözetmeyerek cephe hatlarında rejim ve rejim yanlısı milislere karşı saldırılar düzenlemiştir. Bu örgütün Türkiye’yi düşman unsur olarak görmesi endişe verici bir diğer durumdur.
Dolayısıyla HTŞ’ye yönelik adımlar atılırken eş zamanlı olarak Hurrase’d-Din gibi radikal yapılanmaların da baskı altına alınarak zayıflatılması gerekmektedir. Fakat HTŞ’nin zayıflatılması ve hatta tamamen ortadan kaldırılması durumunda Esed rejiminin saldırgan tavrını durdurma ihtimalinin şüpheli olduğunu söylemek mümkündür. Zira
ifade edildiği gibi Esed rejiminin daha önce saldırdığı bölgelerde HTŞ’nin varlığı oldukça sınırlıdır. Örneğin Ceyşü’l-İslam kontrolündeki Doğu Guta gibi bazı bölgeler HTŞ’den arındırılmış bölgelerdir.
Buna karşın Türkiye’nin, Esed rejimini nüfuzu altına alan Rusya ile yürütebileceği müzakereler önemlidir. Rusya’nın temel argümanı bölgede bulunan HTŞ ve diğer küçük radikal yapılanmalar üzerinden şekillenmektedir.
Bu anlamda HTŞ’nin zayıflaması Türkiye’nin diplomatik arenada hareket alanını genişleterek Rusya’ya karşı elini güçlendirecektir. Ayrıca HTŞ’nin zayıflamasıyla tüm muhalif unsurları tek bir emir komuta altında toplayacak bir çatı yapılanma için harekete geçilmesi gereklidir.
Muhalefetin tek bir çatı altında toplanacak olması rejimden gelecek olası bir saldırıya karşı caydırıcı etki yapacaktır.
Esed rejiminin İdlib’e yönelik olası askeri operasyonu tamamen Rusya’nın alacağı pozisyona bağlıdır. Rusya bir yandan Suriye’ye yaptığı askeri müdahale neticesinde asker ve siyasi bir zafer elde etmek istemektedir.
Dolayısıyla Türkiye ile yürüttüğü Astana sürecini ve Türkiye’nin İran’ı dengeleyebilmek için üstlenebileceği rolü önemsemektedir.
Rusya nihayetinde İran’ın Suriye’de kendi nüfuz alanını paylaşmasını istememekte ve İsrail üzerinden ABD ile yürüttüğü müzakerelerde de bu durumdan yararlanmaya çalışmaktadır.
Rusya ayrıca şimdiye kadar çok büyük yatırım yapmış olmasına rağmen yıllar süren yıpratıcı savaş neticesinde rejimin askeri, iktisadi ve beşeri olarak tükenmiş olduğunun da farkındalığıyla İdlib’de yeni bir uzun süreli yıpratıcı savaşa girmeyi arzu etmemektedir. Ancak Moskova, Esed rejiminin egemenliğinin Suriye genelinde yeniden tesis edilmesi konusunda oldukça net ve açık bir tavır da sergilemektedir.

Bu bağlamda Türk askeri personelinin Suriye toprağında kalmaması gerektiğini sürekli dile getirmektedir. Aynı şekilde Nusra Cephesi veya HTŞ’nin yok edilmesi hususunda da ısrarcı olmaktadır. Rusya bu bağlamda Astana süreci ve yeni anayasa yazımını bir fırsat olarak görmekte, belli tavizlerle Esed rejiminin ülke sathındaki egemenliğini tesis edeceğini düşünmektedir.

Türkiye için ise gelinen aşamada muhaliflerin son kalesi konumuna gelen İdlib’in istikrar ve güvenliğini sağlamak oldukça önemlidir. Bir yandan olası bir saldırının yol açacağı ve yüz binlerce kişiden oluşacağı aşikar mülteci akımı söz konusuyken diğer yandan muhalefetin İdlib’i kaybetmesi Afrin ve FKH alanını da savunmasız bırakacaktır.
Esed rejimi ve yanlısı milislerin İdlib’i kontrol ettiği bir durumda bir sonraki hedefin Afrin ve FKH alanı olacağı tahmin edilebilir. Ayrıca İdlib’in kaybedilmesi Türkiye’nin hem diplomasi masasındaki gücünü zayıflatacak hem de
Suriye’nin geleceğinin şekillenmesindeki rolünü azaltacaktır.
Bu bağlamda atılacak askeri ve diplomatik adımlarla İdlib’i güvence altında tutmaya gayret gösterilmesi önem arz etmektedir. (bitti)
YAZARLAR HAKKINDA
Can Acun ile ilgili görsel sonucu
Can Acun
SETA Dış Politika Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak çalışmaktadır. Doğu Akdeniz Üniversitesi Uluslararası Ilişkiler Bölümü mezunudur. Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası Ilişkiler Bölümü’nde yüksek lisans yapmıştır. Kanada’da Kültürlerarası Diyalog Eğitimi almıştır. Mısır’da Kahire-Türkiye Araştırmaları Merkezi’nde ve SETA Kahire’de Mısır üzerine çalışmalar yürütmüştür. Halen SETA Ankara’da Ortadoğu üzerine araştırmalar yapmaktadır. İlgi alanları içerisinde çatışma bölgeleri ve devlet dışı silahlı örgütler bulunmaktadır.
Bilal Salaymeh ile ilgili görsel sonucu
Bilal Salaymeh
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünden 2016’da birincilikle mezun olan Salaymeh, Yüksek Lisans çalışmasını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ‘Neopatrimonyalizmin Suriye’deki Çatışmanın Gidişatı Üzerindeki Etkisi’ adlı tezi ile bitirdi. Doktora eğitimine ODTÜ Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etmektedir. Ortadoğu çalışmaları, özellikle Filistin ve Suriye meseleleri ile yakından ilgilenmektedir. Salaymeh, aynı zamanda mülteci çalışmaları üzerine eğitim aldı. Hali hazırda SETA Dış Politika Direktörlüğünde araştırma asistanı olarak görev yapmaktadır.
Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir