Avrupa

Almanya’da Camilerin Finansmanı ve Cami Vergisi Tartışmaları -6-

CAMİ VERGİSİNİN UYGULANMASI NE KADAR GERÇEKÇİ?
Almanya’da camilerin dış finansmanlarının önünün kesilmesi çabalarının bir sonucu olarak ortaya atılan cami vergisi fikri ne hukuken ne de siyaseten gerçekleştirilebilir görünmektedir. Zira öncelikle Alman devletinin “tarafsızlık” ilkesi gereği Müslümanlara nasıl inanacakları, inançlarını nasıl yaşayacakları ve nasıl organize olacakları noktasında müdahalede bulunması Anayasa’ya aykırıdır.
Bu noktada Müslümanlar söz konusu olunca bazı özel ve ayrımcı uygulamalara gidilmesi zaten sürekli olarak “negatif ayrımcılığa” uğrayan Müslüman göçmenlerin bu ülkeye aidiyet duygularını zedeleyecektir.
Kilise ve Yahudi cemaatinin ne organizasyon ne de kendi din adamlarına verdiği eğitim seminerleri, ne de din dersi içeriklerini devlet müdahalesi olmadan belirleyebilmeleri ise Müslümanlara karşı uygulanan negatif ayrımcılığın hissin ötesinde bir vakıa olduğunu göstermektedir.
Yurt dışı finansmanı tartışmalarında öne çıkan argümanlardan biri de bu yolla camilerde radikalleşmenin önüne geçilmesi iddiasıdır.
Diğer yandan yurt dışı finansmanı konusunun DİTİB ve Türkiye özelinde tartışıldığı gözönüne alındığında köken ülkeden gelebilecek desteğin kesilmesiyle radikalleşmenin önüne geçileceği argümanı bu bağlamda inandırıcı değildir. Zira Almanya’da çoğunluğu oluşturan Türk Müslümanların arasında radikal ve selefi akımların neredeyse hiç etki alanı bulamaması, iddianın aksine bu camilerin radikalleşme karşısında bir “emniyet sibobu” işlevi gördüğünü göstermektedir.
Nitekim Saksonya-Anhalt Eyaleti İç İstihbarat Dairesi Başkanı Jochen Hollmann camilerin genç göçmenlerin kimlik oluşumunda olumlu bir rol oynadığına dikkat çekerek bu yapıların “güç tahakkümünün sembolü veya terörist ve aşırı akımların stratejilerinin bir parçası olmadıklarına’’ dikkat çekmektedir.
Almanya’daki vahhabi ve selefi radikal akımların daha ziyade Alman mühtedi gençler arasında rağbet bulması ve bu akımların sembol isimlerinin Almanca vaaz vermeleri meselenin dil bilmek veya köken ülke kültürüne ve diline bağlılıkla bir ilgisinin bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
1984’ten beri Almanya’da hizmet veren ve son döneme kadar bir “sorun” olarak görülmeyen DİTİB’in sorunsallaştırılması da meselenin siyasi olduğu kanaatini güçlendirmektedir.
Bunun yanı sıra Hiristiyanlık; Katoliklik, Protestanlık, Özgür Kiliseler gibi farklı organizasyonlar altında dini cemaat statüsü kazanabilirken Müslümanların tek blok halinde organize olmalarını beklemek gerçekçi ve adil görünmemektedir.
SONUÇ
Almanya’daki Müslümanlarla ilgili tüm tartışmaların bir yandan buradaki Müslüman cemaatlerin eski organizasyon yapılarının burada yaşayan Müslümanların giderek artan ve değişen ihtiyaçlarına cevap veremediği, diğer yandan devletin kültürel entegrasyon ve güvenlik siyaseti çerçevesinde yürütüldüğü görülmektedir.
Almanya’nın ülkede İslam’ın kurumsallaşması ve kontrolü yolunda son dönemde ciddi adımlar attığı görülmektedir. Alman devleti ile Müslümanlar arasında geçmişte yaşanan tecrübelere dayalı olarak ciddi bir güven sorunu bulunmaktadır.
Burada yaşayan Müslümanlar hem siyasi söylem yoluyla hem de medya eliyle sürekli ötekileştirilmekte ve ülkedeki İslamofobik hava her geçen gün daha da normalleşmektedir.
Cami vergisi tartışmaları bu güvensiz havayı ve tarafların farklı motivasyonlarla hareket ettiğini açıkça ortaya koymuştur. İmam açığı ve finansman sorunlarına çözüm arayan Müslümanlar, Alman makamlarınca güvenlikle ilgili ve siyasi kaygılarla yapay tartışmaların içine çekilmektedir.
Cami vergisi ve benzeri meseleler tartışılırken devlet sadece güvenlik endişesi ve yanlış ön kabullere dayalı “entegrasyon” perspektifinden bakarak Müslümanların dini içerik, yaşama pratiği ve organizasyon biçimlerine müdahalede bulunma çabası içindedir.
Camilerin finansmanı teknik bir konuyken siyasilerin söylemleriyle meselenin siyasi ve ideolojik bir bağlamda tartışılması finans ve personel kaynağı noktasında çözüm arayan Müslümanların da meseleye temkinle yaklaşmasına neden olmaktadır. Ayrıca Alman Anayasası’nın bu bağlamda devlete getirdiği sınırlamaların Müslümanlar söz konusu olduğunda kolayca gözardı edilebilmesi ve Müslümanların sürekli negatif ayrımcılığa uğramaları bu grupların ülkeye aidiyet ve bağlılık hislerini de zedelemektedir.
Esas radikalleşme tehlikesinin bu yabancılaşmayla başlayacağını hatırlatmak gerekmektedir. Kendi etnik-dini gelenek ve kimliğine tutunan ve burada tutarlı bir anlam dünyası bulan genç Avrupalı Müslümanların radikalleşmeye daha dirençli olacağı da unutulmamalıdır.
Almanya’da yaşayan Müslümanların cami vergisi veya hukuki statü gibi düzenlemelerden çok daha öncelikli bir şekilde toplumsal ve siyasi açıdan kabul gördükleri ve eşit vatandaşlar olarak yaşayabildikleri bir atmosfere ihtiyaçları vardır.
Müslümanları cami vergisi gibi yapay tartışmalarla kontrol etme ve onlara şekil verme çabasının yerini onları anlama ve topluma aidiyetlerini güçlendirme siyaseti almalıdır.

Alman İslamı projesine razı gelmeyen köklü dini cemaat ve kurumların tasfiye edilmeye çalışılması dikkat çekicidir.

Bu çerçevede bazen bu kuruluşlar ve Alman devleti arasında imzalanan anlaşmaların tek yönlü olarak iptaliyle bazen de Stuttgart’ta görüldüğü üzere Alman devletinin domine ettiği projelere bu kurumların gönüllü olarak dahil olmamalarıyla gerçekleşmektedir.

Siyasi çevrelerin cami vergisine yönelik argümanlarına bakıldığında bu uygulamanın da Müslüman cemaatlerin kontrolü, köken ülkeyle bağların koparılması ve köklü İslam kurumlarının devre dışı bırakılmasında bir araç olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak Müslüman toplumun dini pratiğini düzenleyen İslam dersi gibi projelerin yada cami vergisi gibi uygulamaların Almanya’daki Müslüman toplumun çoğunluğunu temsil eden bu kurumların iş birliği olmaksızın uzun vadede sağlıklı olarak gerçekleştirilebilmesi şüphelidir.

Burada Müslüman cemaatlerin oluşturdukları birlikler ve çatı yapılanmaların bölünmesi yoluyla bu hedefe ulaşılabileceği ihtimaliyse gözardı edilmemelidir.
Camiler ve bunların yurt dışından finansmanı etrafında yürütülen tartışmalar dikkatle incelendiğinde mevcut camiler hakkında olumsuz bir imaj yaratıldığı görülecektir.
Almanya tarafından atılan adımlar dikkatle takip edildiğinde Müslüman çocukların dini eğitiminin camiden devlet kontrolünde oluşturulacak İslam ya da din derslerine kaydırılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.
Bu durumun tüm taraflarca bütün yönleriyle tartışılması elzemdir. Son olarak şu anda Almanya’daki Müslüman cemaat, kuruluş ve camilerin de ciddi bir anlayış ve organizasyon değişikliğine ihtiyacı olduğu açıktır.
Bu noktada sadece Almanya değil tüm Avrupa Müslümanlarının ve Avrupa devletlerinin yönlendirici siyasetine kapılmadan kendi aralarında iş birliğine giderek sorunlarıyla geç olmadan yüzleşmeleri gerekmektedir.
Avrupa Müslümanlarının kendilerine yol gösterecek öncülere ve yeni bir fıkhetme biçimine ihtiyaçları olduğu göz önünde bulundurularak dini yapıların “imam” ve “cami” tartışmalarının çok ötesinde bu temel konulara eğilmeleri sağlanmalıdır.
Almanya’nın kültür iklimi içinde zamanla İslam’ın Avrupa pratiğinin oluşması tabii bir süreçtir ancak güvenlik ve kültürel entegrasyon kaygılarıyla bu sürecin devlet eliyle dayatılan uygulamalarla siyasi bir projeye dönüştürülmesine dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Almanya’da yaşayan Müslümanlar da razı gelmeyeceklerdir. (bitti)
***
YAZAR HAKKINDA
Zeliha ELİAÇIK ile ilgili görsel sonucu
Zeliha Eliaçık
İlk, orta ve lise eğitimini Türkiye’de tamamladıktan sonra Almanya’da yabancı öğrenciler için üniversiteye hazırlık okulu “Studienkolleg”i birincilikle bitirdi. Ruhr Bochum Üniversitesi’nde Oryantalistik (Şarkiyat) ve Siyaset Bilimi bölümlerinden mezun olan Zeliha Eliaçık, “İsrail Devletinin Kuruluşundan Günümüze Yemen Yahudilerinin Sosyal ve Hukuki Statüleri” isimli saha çalışmasıyla aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı.
Alman Akademik Değişim Servisi’nin (DAAD) burs ve teşvikleriyle Suriye, Yemen ve Ürdün’de beş yıl süreyle alan çalışmalarında ve akademik görevlerde bulundu. Son olarak Alman-Ürdün Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve kültür işleri sorumlusu olarak çalıştı.
Eliaçık ağırlıklı olarak şarkiyat (oryantalistik), Müslüman ve Avrupa toplumlarında azınlıklar, ırkçılık ve Almanya’nın İslam siyaseti alanlarında çalışmalar yapmaktadır. SETA İstanbul Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak görev yapan Zeliha Eliaçık Almanca, İngilizce ve Arapça bilmektedir.
Pelin Çift İle Gündem Ötesi

Pelin Çift ile Gündem Ötesi’ her Çarşamba ‘Diriliş’ Dizisinden sonra TRT 1 Ekranlarında..

 

Tuba Nur TÜRKELİ
Tuba Nur TÜRKELİ
Tuba Nur Türkeli 24.08.1989 yılında Almanya'nın başkenti Berlin kentinde dünyaya geldi. Liseye kadar Almanya'da okudu. 2009-2013 yılları arasında Lisans eğitimini Kocaeli Üniversitesi'nin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde gerçekleştirdi. 2014-2017 yılları arasında Yüksek Lisans eğitimini Almanya'nın Nürnberg kentinde Friedrich-Alexander-Üniversitesi'nin Beşeri/Sosyal Bilimler ve Teoloji Fakültesi'nde uzmanlık alanı olarak Siyaset Bilimini seçtiği Ortadoğu Çalışmaları bölümünde tamamladı. Çeşitli kuruluşlarda mesleğiyle ilgili staj ve çalışma imkanı buldu. NSU terör örgütüyle ilgili yaptığı, haber ve araştırmaları birçok medyada yayınlandı. Bir dönem T.C Berlin Büyükelçiliği'nde de staj yaptı. Anadil seviyesinde Almanca ve iyi derecede İngilizce biliyor.
http://(UHA)%20Uluslararası%20Haber%20Ajansı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir