(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

İran’ı Sınırlandırma Politikası Var Mı?

İran’ı sınırlandırmak isteyen herhangi bir aktörün ilk yapması gereken, içeriyi tahkim etmektir. Yapay gerekçelerle başlatılan, ideolojik motivasyonlu Katar ablukası, Körfez’in saflarını gevşekleştirmesiyle İran’ın işine yaradı. Bir süredir ABD, İsrail ve Körfez’in ‘İran’ı sınırlandırmaya’ çalıştığı ön kabulü üzerinden yorumlar yapıyoruz. Şimdiye kadar Katar, Lübnan, Yemen, Suriye, Filistin ve Türkiye’ye karşı izledikleri politikanın satır aralarında ‘İran’ı sınırlandırma’ […]

İran’ı Sınırlandırma Politikası Var Mı?
01 Ocak 2018 - 15:56 'de eklendi ve 394 kez görüntülendi.

İran’ı sınırlandırmak isteyen herhangi bir aktörün ilk yapması gereken, içeriyi tahkim etmektir. Yapay gerekçelerle başlatılan, ideolojik motivasyonlu Katar ablukası, Körfez’in saflarını gevşekleştirmesiyle İran’ın işine yaradı.

Bir süredir ABD, İsrail ve Körfez’in ‘İran’ı sınırlandırmaya’ çalıştığı ön kabulü üzerinden yorumlar yapıyoruz. Şimdiye kadar Katar, Lübnan, Yemen, Suriye, Filistin ve Türkiye’ye karşı izledikleri politikanın satır aralarında ‘İran’ı sınırlandırma’ gayreti arıyorduk. Fakat geldiğimiz nokta mezkur ülkelerin ya bir İran’ı sınırlandırma politikası olmadığını ya da böyle bir niyetleri olmadığını gösteriyor.

Katar meselesinde normalde ittifaklarını güçlendirmeleri gerekirken Körfez İşbirliği Teşkilatı’nı bölmeyi tercih ettiler. Oysa İran’ı sınırlandırmak isteyen herhangi bir aktörün ilk yapması gereken, içeriyi tahkim etmektir. Yapay gerekçelerle başlatılan, ideolojik motivasyonlu Katar ablukası, Körfez’in saflarını gevşekleştirmesiyle İran’ın işine yaradı.

Lübnan’da da başarısız bir Hariri girişimi yaşandı. Amaç Hizbullah’la mücadelede yetersiz gördükleri Hariri’nin istifasıydı. Lübnan’daki Sünni siyasetin zayıflatılması pahasına bu adım atıldı. Fakat daha sonrasında yaşananlar herkesin malumu. Hariri’nin başarısız istifa girişimi, Hizbullah’ı söylem olarak güçlendirdi, Körfez’in Lübnan üzerindeki nüfuzuna gölge düşürdü. İyi düşünülmemiş, aceleye getirilmiş bir adımdı, bunun anlaşılması uzun sürmedi.

Suriye’de İran’ın hakimiyet alanını kısıtlayacak ve vekilleriyle mücadele edecek bir yapılanma mezkur devletler tarafından kurulamadı. Hatta İran’ın lojistik hattını kesecek olan Deyrizor’un rejim ve İran’ın eline geçmesine karşı herhangi bir strateji ortaya koyulamadı. Diğer taraftan ise sahada İran nüfuzuyla mücadele edebilecek aktörler yabancılaştırıldı. Destek kesildi. Suriye’deki etkisizlik en çok İran’ın işine yaradı.

Yemen’de İran etkisine karşı başlatılan savaş, İran’ın etkisinin daha da arttığı bir denklem ortaya çıkardı. Savaşın uzaması ve yıkımın artması, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin hedef saptırması, Yemen’de işleri İran’ın lehine çevirdi. BAE’nin Islah obsesyonu Suud’un başına birçok dert açtı.

Ve Türkiye’ye karşı BAE merkezli yürütülen operasyonlar da İran’ı sınırlandırma şeklinde bir projeden ziyade ideolojik bir kavganın ortaya koyulduğunu gösterdi. Zira Ortadoğu’daki güç dengelerinde herhangi bir aktörün yanında görmek isteyeceği ülke Türkiye’dir. Geleneksel aktörlerin gücünün eridiği bu dönemde ayakta kalan Türkiye olmuş, Türkiyesiz hesaplamalar kadük kalmıştır. Yani bölgede bir denge kurmaya çalışılıyorsa eğer, mezkur ülkelerin çalması gereken ilk kapı Türkiye’nin kapısıdır.

Şimdiye kadar ABD, İsrail, Suudi Arabistan, BAE’nin ortaya koyduğu performans, İran’ın etki alanını daha da genişletmeyi başarmıştır. Bu denklemde strateji eksikliği bariz bir şekilde ortaya çıkan Körfez’in şapkasını önüne koyup iyi düşünmesi gerek. Muhammed bin Selman’ın Ankara ziyareti bunun için iyi bir fırsat. Türkiye her konuda diyaloga açık, yeter ki bölgeye istikrar getirecek ve bölge insanının faydasına olan bir proje ortaya koyulsun.

[UHA Haber,   01 Ocak 2018]

Ufuk Ulutaş ile ilgili görsel sonucu

Ufuk ULUTAŞ

Direktör, Dış Politika Araştırmaları
uulutas@setav.org

Ufuk Ulutaş

Dış Politika Araştırmaları Direktörü
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olan Ufuk Ulutaş, Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde lisansını, Ohio State Üniversitesi Tarih bölümünde yüksek lisansını ve Ankara YBU Uluslararası İlişkiler ’de Suriye’deki DAİŞ varlığı üzerine doktorasını tamamladı. Kudüs İbrani Üniversitesi’nde İbranice ve Ortadoğu politikası dersleri aldı. Mershon Uluslararası Güvenlik Çalışmaları Merkezi’nde araştırma asistanı ve Melton Yahudi Çalışmaları Merkezi’nde önce Samuel M. Melton ardından George M. & Renée K. Levine araştırmacısı olarak çalıştı. Ohio State Üniversitesi’nde dünya tarihi dersleri verdi. SETA DC Ortadoğu Program Koordinatörlüğünü yürüttü. Mogadişu merkezli Heritage Institute for Policy Studies isimli düşünce kuruluşunun yönetim kurulunda yer aldı. Hâlihazırda SETA’nın Dış Politika Direktörü olarak görev yapan Ulutaş, Akşam gazetesinde köşe yazmakta ve TRT Haber kanalında “Küresel Siyaset” isimli haftalık televizyon programını yapmaktadır. Ortadoğu siyaseti ve tarihi, İsrail siyaseti ve Yahudi tarihi, Türk dış politikası ve ABD’nin Ortadoğu politikası üzerine çok sayıda akademik makale ve rapor kaleme aldı. “The State of Savagery: ISIS in Syria” isimli kitabın yazarı olan Ulutaş, Suriye, Filistin, İsrail ve devlet dışı şiddet kullanan aktörler üzerine yoğunlaşmaktadır.

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER