(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

İran’ı Sınırlandırmak

SETA Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı‘ın Stratejik Araştırmacı Veysel Kurt, ” Bu coğrafyanın ortalama insanı bugün İsrail, ABD ya da Suud eliyle İran’a yönelik bir müdahale beklentisi içine girmiş durumda. Bu beklentinin doğruluğu, yanlışlığı bir yana ama bir gerçek olarak karşımızda duruyor” dedi. Araştırmacı Veysel Kurt, ‘İran’ı Sınırlandırmak‘ başlıklı yazısını (UHA) Uluslararası Haber Ajansı‘na değerlendirdi. […]

İran’ı Sınırlandırmak
20 Kasım 2017 - 2:38 'de eklendi ve 85 kez görüntülendi.

SETA Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfıın Stratejik Araştırmacı Veysel Kurt, ” Bu coğrafyanın ortalama insanı bugün İsrail, ABD ya da Suud eliyle İran’a yönelik bir müdahale beklentisi içine girmiş durumda. Bu beklentinin doğruluğu, yanlışlığı bir yana ama bir gerçek olarak karşımızda duruyor” dedi.

Araştırmacı Veysel Kurt, ‘İran’ı Sınırlandırmak‘ başlıklı yazısını (UHA) Uluslararası Haber Ajansı‘na değerlendirdi.

Veysel Kurt, “Son dönemlerde Ortadoğu’da meydana gelen bir çok gelişme İran’ın çevrelenmesi ya da sınırlandırılması üzerinden yorumlanıyor. Sanki ortada bu amaca yönelik bir strateji varmış da tıkır tıkır işliyormuşçasına bir hava esiyor” dedi.

“Gelgelelim bu yaklaşım çok gerçekçi temellere dayanmıyor. Hatta bu “sınırlandırma”nın ne anlama geldiğini bile bilmiyoruz” diye konuşan Araştırmacı Veysel Kurt, “İran’ın kendi vekilleri hariç İslam dünyasını rahatsız eden yayılımı, Suriye’nin kan gölüne dönmesinde oynadığı rol ve ayrıştırıcı siyaseti ortalama Müslüman ahaliyi fazlasıyla rahatsız etmiş durumda” şeklinde konuştu.

Veysel Kurt, henüz bir kaç yıl önce “vahdet” gibi kuşatıcı bir söylemi kullanan İran’ın düştüğü bu durumun pek iç açıcı  olmadığına dikkat çekerek, “Dahası hem sıradan insanlar hem de bir çok siyasi aktör bu söylemin mezhepçiliğin üstünü örten bir perdeden başka bir şey olmadığını düşünüyor. Bu durumdan duyulan rahatsızlık, bir çok gelişmenin kendi bağlamından koparılarak bu amaca matufmuş gibi yorumlanıyor” dedi.

Araştırmacı Veysel Kurt, “Aslında İran’ın bu beklenti ve hissiyat üzerinde dikkatle düşünmesi gerekiyor. Bu coğrafyanın ortalama insanı bugün İsrail, ABD ya da Suud eliyle İran’a yönelik bir müdahale beklentisi içine girmiş durumda. Bu beklentinin doğruluğu, yanlışlığı bir yana ama bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Dahası böylesi bir senaryo gerçekleştiğinde İran’ın yüzünü döneceği ne bir ülke ne de kamuoyu var. Bu durum yalnızca İran’a karşı beslenen olumsuz duygulardan kaynaklanmamakta; bununla beraber İran’ın –kendi vekilleri dışında- elini uzatacağı bir güç merkezinin kalmamış olmasından kaynaklanıyor” ifadesini kullandı.

“Gerçekten olan bitenlere baktığımızda İran’ın neredeyse bütün bölgede Şii milisler üzerinden bir yayılma gösterdiğini görüyoruz” diye konuşan Veysel Kurt, “Şii nüfus milis kuvvetlere dönüşmüş durumda.Nasıl ki 2003 işgali ile birlikte İran Irak’ta fiili kontrol kazandıysa bugün aynı şey, Suriye ve Yemen için geçerli. Kısa bir süre sonra Hizbullah’a benzer örgütlerin bir çok ülkede birer paralel ordu olarak ortaya çıkması sürpriz olmayacak. İran’ın sınırlandırılması gerektiği fikri bu tablo karşısında tartışılıyor” dedi.

ABD’NİN İRAN PLANI VAR MI?

Araştırmacı Veysel Kurt, Trump’ın iktidara gelişi ile birlikte bu fikrin hız kazanacağına dair beklentilerin de arttığını belirterek, İran’a karşı geliştirilecek herhangi bir hamleyi ise en çok İsrail ve Suudi Arabistan’ın desteklediğini söyledi.

“Hal böyle olunca Suudi Arabistan’daki taht kavgaları da İran’ın sınırlandırılması bağlamında yorumlanıyor” diye açıklayan Veysel Kurt, “Ancak böylesi bir senaryo için ABD’nin taşın altına elini ne kadar sokacağı sorusu ıskalanıyor. Ancak Trump yönetiminin yüksek perdeden konuşmasına rağmen İran’a karşı bir stratejiye sahip olduğunu düşündürecek emareler yok. İran’ın sınırlandırılması bir yana, aslında nükleer müzakerelere ilişkin bile bir stratejisinin olmadığını yakın geçmişte gördük” ifadesini kullandı.

Veysel Kurt şunları söyledi:

“Buna rağmen Suud eliyle İran’a karşı başlatılacak bir askeri operasyon ya da operasyonların sonuç almasını beklemeyelim. Bunun ip uçlarını Yemen’de gördük. İsrail-Suud ortaklığında Lübnan’da benzer bir hamle de sonuç almayacaktır. Çünkü vekalet savaşları döneminde yaşıyoruz. Dolayısıyla böylesi bir operasyon ya Hizbullah’ı yıpratmaktan öteye gidemeyecek. Yerel aktörlerin devreye girmesi durumunda ise Lübnan iç savaşa sürüklenecektir.

Dahası Lübnan’a karşı başlayacak bir operasyon, İran’ı Bahreyn’de cevap vermeye itecektir. Böylesi bir senaryo Burhanettin Duran’ın deyişi ile ikinci bir kaos dalgası anlamına geliyor. Kayda değer siyasal bir değişim yaratması mümkün olmayan bu kaosta Hizbullah’ın zayıflaması İsrail’in bir artısı olarak görülebilir. Ancak Suudi Arabistan’ın kazancının ne olacağı muğlak.

İran ise hali hazırda böylesi maliyetlere katlanabiliyor. Milis kayıpları hatta Suriye’de yirmiden fazla generali kaybetmeyi bile tolare edebiliyor. Ekonomik maliyetlerin bir kısmını ise zaten Irak’ın petrollerinden karşıladığı artık bir sır değil”.

Araştırmacı Veysel Kurt, değerlendirmesinin sonunda, “Bütün bunlardan İran’ın sınırlandırılamayacağı anlamı çıkmasın. Ancak bunun yolu siyasal düzeyde ortaya konulan bir stratejiden geçiyor. Böylesi bir strateji ise şimdilik yok” diye kaydetti.

Haber : Ataner YÜCE

Kaynak : SETA, UHA Haber

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER