(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Analiz : ‘Meral Akşener’in Siyasi Anlamı ve IYI Parti’ (2)

DYP’den ‘Yenilikçiler Hareketi’ne, MHP’den ‘İYİ Parti’ye Meral Akşener Akşener’in Siyasete Girişi Türkiye siyasi hayatında Meral Akşener ismi ilk defa 27 Mart 1994 yerel seçimleri öncesinde duyuldu. Tansu Çiller’in genel başkanlığındaki DYP’den Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilen Akşener bu görev için Kocaeli Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanlığı’ndan istifa etmişti. Yaklaşık yirmi yıllık […]

Analiz : ‘Meral Akşener’in Siyasi Anlamı ve IYI Parti’ (2)
11 Kasım 2017 - 0:12 'de eklendi ve 189 kez görüntülendi.

DYP’den ‘Yenilikçiler Hareketi’ne, MHP’den ‘İYİ Parti’ye Meral Akşener

meral akşener ile ilgili görsel sonucu
Akşener’in Siyasete Girişi Türkiye siyasi hayatında Meral Akşener ismi ilk defa 27 Mart 1994 yerel seçimleri öncesinde duyuldu.

Tansu Çiller’in genel başkanlığındaki DYP’den Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilen Akşener bu görev için Kocaeli Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanlığı’ndan istifa etmişti.

Yaklaşık yirmi yıllık bir akademik kariyere sahip olan Akşener parti teşkilatlarında herhangi bir görev almamıştı. Fakat ailesi vasıtasıyla ülkücü-sağ siyasete yakın olduğunu iddia eden bir isimdi.
Seçimlerde oyların yüzde 19’unu alarak üçüncü olan Akşener ilk siyasi yarışında yenilgiye uğradı. Akşener yerel seçimde yenilgiye uğrasa da DYP çatısı altında siyaset yapmaya devam ederek Tansu Çiller’e olan yakınlığını korudu.
Bir taraftan Tansu Çiller’in kurucu başkanlığını yaptığı Zübeyde Hanım Şehit Analarını Koruma Vakfı’nda başkan yardımcılığı görevini yürütürken diğer taraftan DYP Kadın Kolları Başkanlığı vazifesini sürdürdü.
Tansu Çiller ile ilgili görsel sonucu
1995 genel seçimlerine kısa bir süre kala DYP milletvekili adaylarını açıkladığında başlangıçta Çiller tarafından adaylığına sıcak bakılmadığı iddiaları gündeme gelen Akşener İstanbul 3. bölgeden aday gösterildi.
Akşener seçim kampanyası sırasında akademik geçmişe sahip olması ve siyasette tanınmaması nedeniyle zaman zaman “siyasi kalibresinin kamuoyunca meçhul olduğu isimler arasında anılıyordu. Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı ile başlayıp DYP Kadın Kolları Başkanlığı’na getirilmesiyle devam eden sürecin nihayetinde 24 Aralık 1995 seçimleri sonucunda İstanbul milletvekili olarak Meclise girmeyi başardı.
Son bir yılda siyasi hayatında gösterdiği yükselişi milletvekili seçildikten sonra da sürdüren Akşener DYP’nin en üst karar organları olan Genel İdare Kurulu’na (GİK) ve Başkanlık Divanı’na seçilerek Kadın ve Gençlik İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu.

Bu hızlı yükseliş gerek parti içerisinde gerekse de parti dışında Akşener’e yönelik eleştiri ve sorgulamaların artmasına sebebiyet verdi.

Bu konudaki genel kanaat Akşener’in Çiller ailesine yakınlığı sebebiyle partide ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğu üzerineydi. Fakat Akşener’in siyaset sahnesindeki hızlı yükselişi ile beraber basın ve kamuoyu ile ilişkilerinde
takındığı tutum kendisine yönelik eleştirilerin boyutunun farklılaşmasına neden oldu.
İlgili resim
Basını Tehdit İddiaları: “Çiller Fanatiği Gençleri Zor Tutuyoruz”

1996 senesinin Eylül ayında Akşener’in Doğan grubu gazetelerinde DYP hakkında çıkan eleştirilere yönelik söz konusu mecraları hedef alarak yaptığı açıklama basında ciddi bir tepkiye neden oldu: Bu medya grubumuz, tabanımızda ve özellikle gençlik teşkilatlarımızda maalesef geniş bir infiale sebep olmuştur. Günlerdir teşkilatlarımıza ve gençlerimize yaptığımız telkinler sonucu, bugüne kadar arzu edilmeyen bir olayın vuku bulmasını engellemeyi başardık. Hala engel olmaya çalışıyoruz, ama bugünden sonra, Tansu Çiller fanatiği gençlerimizi tutmakta zorluk yaşayacağımız kanaatindeyiz. Sizleri son defa uyarıyoruz. Basının tehdit edilmesi olarak yorumlanan bu açıklama siyasiler ve çeşitli basın kuruluşları tarafından da eleştirilirken Akşener için Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Gazete Sahipleri Birliği başkanları tarafından savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Savcılık kendisine yapılan başvuruları haklı bularak Akşener’in dokunulmazlığının kaldırılması için hazırladığı fezlekeyi Adalet Bakanlığı aracılığıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) gönderdi. Akşener tepkilere rağmen basına yönelik ifadelerinden geri adım atmazken “Olacaklardan kimse sorumlu değildir”açıklaması yaparak konunun daha da büyümesine neden oldu.

Susurluk Skandalının Ardından Yeni İçişleri Bakanı: Meral  Akşener’in basına yönelik açıklamalarının yarattığı infial sürerken 3 Kasım 1996’da Balıkesir’in Susurluk ilçesinde meydana gelen trafik kazası ile Türkiye gündemi tamamen değişti.
Daha sonra “Susurluk skandalı” olarak anılacak kazayı izleyen süreçte yaşanan gelişmeler Refah-Yol hükümetinin İçişleri Bakanı DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar’ın istifasına neden oldu.  Ağar’ın yerine ise sürpriz bir şekilde DYP Genel Başkan Yardımcısı Meral Akşener getirildi.
Kritik bir süreçte Akşener gibi siyasi alanda tecrübesi bulunmayan bir ismin İçişleri Bakanlığı makamına getirilmiş olması kamuoyu ve medyada eleştirilere yol açtı. Daha önce bürokraside de hiçbir deneyimi bulunmayan ve siyasi kariyerine yeni başlamış Akşener’in hızlı yükselişinin nedenleri sorgulanıyordu.
Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit’in de eleştirdiği bu atama Akşener’in kendi partisi DYP içerisinde de tartışmalara neden oldu. Akşener ise bu eleştirilere yönelik, “Ağabey (Ağar), görevini kardeşe teslim ediyor”, “Ağar’ın yükselttiği başarı çıtası aşağı inmeyecektir” ifadelerini kullanırken “Çiller Ailesi’nin Bakanı” olduğu suçlamaları için de, “Tansu Çiller’e benzemek için özel bir gayret sarf etmiyorum ama onun siyasi öğrencisiyim. Ekolünde yürüyen bir kişiyim”
 açıklamalarında bulundu.
Bakanlık dönemi boyunca Çiller ile olan yakın ilişkisini en yüksek düzeyde sürdürecek olan Akşener sonrasında partiden olaylı bir şekilde ayrılacaktı.

Yolundan yürüdüğünü söylediği Tansu Çiller’i “hırsızlık”la suçlarken bakanlık dönemine yönelik eleştirileri ise Çiller’in

talepleri doğrultusunda hareket ettiği şeklinde cevaplayarak sorumluluk almaktan kaçınacaktı.
Emniyet’te Tasfiyeler Dönemi Yoğun bir gündemle bakanlık koltuğuna oturan Akşener görevine Emniyet içerisinde suça karıştığını iddia ettiği 357 polisi meslekten ihraç ederek başladı. Bu kişilerin Susurluk skandalında ihmali bulunduğunu öne süren Akşener, “Bu çürük elmalar teşkilatımızda büyük infial yaratmaktadır. İddia ediyorum ki, bunların kökünü kazıyacağız” ifadeleri ile ihraçların gerekçesini açıkladı.
Süreç içerisinde Emniyet teşkilatındaki bu ilk ihraçların devamı da gelecekti. Susurluk kazasının ve ihraçların yankıları sürerken İçişleri Bakanı Meral Akşener sürpriz bir şekilde İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu’nu görevden aldı.
Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Erbakan’dan habersiz yapılan bu görevden alma devlet teamüllerine uyulmaması sebebiyle ciddi tepkilere neden oldu. Aralık’ta görevden uzaklaştırılan Yazıcıoğlu 17 Ocak 1997 tarihli kararname ile merkeze alındı.
Ünal Erkan ile ilgili görsel sonucu
Eski Emniyet Genel Müdürü Ünal Erkan
Bu kararname Emniyet teşkilatının yapısında önemli değişikliklere yol açması sebebiyle önem taşıyordu. Görevden alınan isimler o dönemde DYP Milletvekili olan eski Emniyet Genel Müdürü Ünal Erkan’ın Emniyet’teki ülkücü kanada yakın ekibi olarak biliniyordu.
Ünal Erkan Mecliste yaptığı konuşmada yapılan tasfiyeleri sert bir biçimde eleştirerek Akşener’i “hırsızın

üzerine gitmek varken başka yangın çıkarmak”la suçladı.

Ünal Erkan’ın en bilinen özelliklerinden birisi Emniyet’te Fetullahçı kadroya karşı mücadele etmiş bir isim olarak tanınmasıydı.
1991 yılında örgüte yakın komiser yardımcılarının hileli kura çekimi ile Emniyet’te istedikleri dairelerde yapılanmalarını engelleyen kişiydi. Dolayısıyla Ünal Erkan’a bağlı olduğu bilinen başta Kemal Yazıcıoğlu olmak üzere diğer ülkücü kanadın tasfiyesi örgütün Emniyet’teki önünü açtı.
Tüm bu gelişmelerin ilk muhatabı olarak İçişleri Bakanı Meral Akşener’in ne yapacağı merak konusuydu. Bu süre zarfında Akşener yine sürpriz bir hamlede bulunarak 1 Nisan 1997’de bir gece yarısı operasyonuyla Emniyet Genel
Müdürü Alaaddin Yüksel’i görevden alarak yerine Kemal Çelik’i getirdi. Bu görev değişimi yapılış şekli ve bakanın tutumu nedeniyle günlerce gündemde kaldı ve tartışma konusu oldu.
İşlemin devlet geleneğiyle bağdaşmadığı ve usul açısından sıkıntılı olduğu birçok siyasi tarafından dile getirildi.
Esasen Akşener’in tek başına gerçekleştirdiği bu işlemin usulen üçlü kararnameyle hayata geçirilmesi gerekmekteydi.
Bu sebeple bir gece yarısı devletin İçişleri Bakanı’nın zoraki yaptığı bu görev değişikliğine tepkiler sürerken Akşener kararından hiçbir şekilde dönmeyeceğini ifade etti.

Alaaddin Yüksel ile ilgili görsel sonucu

Alaaddin Yüksel

Meclisteki birçok siyasinin gecenin bir yarısı alelacele gerçekleştirilen bu görev değişikliğinin ardında yatan sebeplerin Akşener tarafında açıklanmasını beklediği sırada İdare Mahkemesi Alaaddin Yüksel’in görevden alınışı ile ilgili işlem hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Devam eden süreçte yaşanan bu gelişmeyle ilgili Anavatan Partisi (ANAP) tarafından Akşener hakkında soruşturma açılmasını içeren bir önerge TBMM Başkanlığına sunuldu. Yargı sürecinin ardından Alaaddin Yüksel yeniden görevine döndü ve Kemal Çelik de eski görevi olan Hakkari Valiliğine iade edildi.
28 Şubat Döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener: Algı ve Gerçeklik Akşener Türk siyasi hayatında “postmodern
darbe” şeklinde adlandırılan 28 Şubat sürecinde İçişleri Bakanı olarak görev yapıyordu. 28 Şubat 1997’deki yaklaşık sekiz saat süren Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) alınan kararlar Refah-Yol hükümetinin pasifize edilmesi ve
siyasetin ordunun isteklerine göre şekillendirilmesi anlamına geliyordu.
Söz konusu kararlar özellikle 1994 yerel seçimlerinde pek çok büyükşehir belediyesini kazanan ve 1995 genel
seçimlerinde oy oranını beklenenin üzerinde artıran Refah Partisi’ni siyaset alanından uzaklaştırmaya yönelikti.
28 Şubat sürecinde İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Meral Akşener kamuoyunda “28 Şubat sürecinde orduyu karşısına almış” ve “askere karşı dik duruş sergilemiş” kişi olarak anılmaktadır. Fakat Akşener’in 28 Şubat’a giden süreçte ve sonrasındaki söylem ve eylemlerine bakıldığında siyaset kurumu ve ordu arasında iki yönlü bir siyaset izlediği açıkça görülmektedir.
Bu siyasetin ağırlık merkezini de askeri çevrelere karşı Refah Partisi ve siyasetinin yanlışlığını vurgulamak oluşturmaktadır. Yani hükümet ortağı olduğu Refah Partisi’ni ve bu anlamda sivil siyaseti sahiplenici açıklamalar
yerine MGK’nın aldığı kararları savunucu bir noktada durmuştur. Örneğin MGK kararları konusunda sorulan sorulara ilişkin verdiği cevapta bu kararların gayrıciddi olarak değerlendirilemeyeceğini, “kesinlikle askerin bir dayatması olarak görülmemesi gerektiği”, “çünkü Türkiye’de rejime yönelik rahatsız edici boyutlara ulaşmış bir tavrın söz konusu olduğu”nu iddia edecekti. (devam edecek)
YAZAR HAKKINDA
Hazal Duran
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 2012 yılında mezun oldu. İstanbul Şehir Üniversitesi Modern Türkiye Çalışmaları Programı’nda yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Doktora eğitimine Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde devam etmektedir. SETA Ankara Siyaset Araştırmaları Direktörlüğü’nde araştırma asistanı olarak görev yapmaktadır.

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER