(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

NATO’nun Doğu Kanadında Konvansiyonel Savaş Korkusu

    Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’nın geçersizliği, Rusya-NATO anlaşmazlığını kanıtlarken, Avrupa’daki konvansiyonel silahların geleceğine dair endişe verici bir belirsizlik yaratıyor. 1990 Kasım’ında NATO ve Sovyetler Birliği arasında imzalanıp, 1992 Temmuz’unda yürürlüğe giren Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), iki blok arasında askeri güç dengesinin gözetilmesine hizmet ediyordu. Bu denge, en temelinde AKKA’nın imzacı devletlere […]

NATO’nun Doğu Kanadında Konvansiyonel Savaş Korkusu
20 Eylül 2017 - 22:06 'de eklendi ve 1036 kez görüntülendi.

 

 

ne mutlu türküm diyene ile ilgili görsel sonucu

Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’nın geçersizliği, Rusya-NATO anlaşmazlığını kanıtlarken, Avrupa’daki konvansiyonel silahların geleceğine dair endişe verici bir belirsizlik yaratıyor.

1990 Kasım’ında NATO ve Sovyetler Birliği arasında imzalanıp, 1992 Temmuz’unda yürürlüğe giren Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), iki blok arasında askeri güç dengesinin gözetilmesine hizmet ediyordu.

Bu denge, en temelinde AKKA’nın imzacı devletlere ait muharebe tankları, zırhlı muharebe araçları, topçu sistemleri, savaş uçakları, saldırı helikopterleri gibi farklı tasnifteki konvansiyonel teçhizatlara getirdiği sınırlandırma sayesinde kuruluyordu.

Hukuki bağlayıcılık taşıyan AKKA, orantılılık ilkesi, kontrol altında tutma ve nihayetinde bölgesel istikrarın tesisine yönelik olarak, iki farklı kampa bölünmüş devletlerin konvansiyonel silahlarını kısıtlarken, Avrupa’nın bazı bölgeleri için askeri konuşlanma sınırı gibi ilave tedbirler öngörüyordu.

Ne var ki askeri tedbir ve hukuki yükümlülüklere dair ilk çatlak, Rusya’nın Gürcistan ve Moldova’daki askeri mevcudiyeti yüzünden NATO’yla anlaşmazlığa düşmesi ve akabinde 1996’dan 1999’a kadar Viyana’dan İstanbul’a uzanan müzakereler neticesinde oluşturulan “Uyarlanmış AKKA’nın” yürürlüğe girmemesiyle ortaya çıktı.

İkinci çatlak ise Rusya’nın NATO’nun genişlemesinden kaynaklanan güvenlik kaygıları sebebiyle yükümlülüklerini yerine getiremediği tezi üzerinden, 2007 Aralık ayında AKKA’yı askıya alması oldu. Üçüncü ve en derin çatlak ise Rusya’nın 10 Mart 2015 günü itibarıyla AKKA’dan tamamen çekildiğini duyurması oldu ki Rusya’nın antlaşmadan çekilmesi, günümüzde AKKA’nın fiiliyattaki geçerliliğinin sorgulanmasına yol açtı.

AVRUPA’DA BELİRSİZLİK

AKKA örneği, Rusya ile (hâlihazırda 29 üyeden müteşekkil) NATO arasında süregelen tarihsel anlaşmazlığı kanıtlarken, Avrupa’daki konvansiyonel silahların kontrolüne ve geleceğine dair endişe verici bir belirsizlik yaratıyor. Ancak Rusya’nın son yıllarda sadece konvansiyonel silahlanmada değil, Sovyet dönemindeki ‘aktif tedbirler’ uygulaması çerçevesinde yürüttüğü ‘enformasyon savaşı’ ve ‘etki operasyonu’ faaliyetlerinin devamı olarak siber silahlanma yarışında da başı çekmekle itham edildiği unutulmamalı.

Zira Rusya’nın, ABD ve Fransa seçimlerinde olduğu gibi, Ekim ayında Almanya’da düzenlenecek genel seçimler için, siber savaş alanındaki imkân ve kabiliyetlerini acımasızca kullanıma soktuğu ileri sürülüyor. Keza Putin Rusya’sı, “Sovyet yayılmacılığı”nı yeniden hayata geçirmek arzusuyla Gürcistan işgali, Kırım ilhakı ve bilahare Ukrayna’nın doğusunda icra ettiği askeri operasyonları müteakip, Baltık ve Polonya’ya mukabil konvansiyonel silahlarını devreye sokmakla eleştiriliyor.

Bu anlamda, Moskova’nın gerek konvansiyonel savaş gerekse hibrit savaş unsurlarıyla icra ettiği dış, güvenlik ve savunma politikaları, hem 21. yüzyılda savaşın melez karakterini, değişen çehresini ve hibrit harp yöntemlerini hem de asgari ölçekte bölgesel askeri kuvvet dengesinin gün geçtikçe bozulacağını kanıtlar mahiyette.

Kısaca Soğuk Savaş sonrasında Rusya ve NATO arasında tesis edilmek istenen askeri denge, eskisine benzer şekilde, tarafların caydırıcılık amaçlı hızla silahlanması nedeniyle, uluslararası gündemin her geçen gün daha fazla öncelikli meselelerinden biri haline geliyor.

Rusya’nın 2008’de deklare ettiği askeri reform ve modernizasyon programı, savunma bütçesindeki artış, özellikle 2014 yılı itibarıyla dış politikada sert güç unsurlarına başvurması, eski Sovyet periferisindeki askeri konuşlanma vb. bir dizi faktörün, mevcut güvenlik ortamı itibarıyla, NATO Avrupa’sının bilhassa ‘varoluşsal tehdit’ algısı üzerinden ‘teritoryal’ endişelerini kamçıladığı aşikâr.

RUSYA’NIN NİCELİKSEL ÜSTÜNLÜĞÜ

Bu bağlamda Rusya’nın, Sovyet dönemi sonrası her dört yılda bir icra ettiği geniş kapsamlı bir askeri tatbikat olan Zapad (Batı) tatbikatının yanı sıra, son yıllarda sıklıkla gerçekleştirdiği Belarus ve Kaliningrad merkezli “anlık tatbikatlar”, bölgesel istikrarın idamesi açısından büyük bir soruna işaret ediyor.

Öncelikle bu hususta, 1991’den bu yana düzenlenenler arasında en geniş kapsamlısı olarak tanımlanabilecek Zapad-2017 için Kremlin’in geri sayımı başlattığı, NATO üyesi olmayan İsveç’in ise son 20 yıldan bu yana en büyük askeri tatbikatı olan ve 3 hafta sürecek Aurora 17 için geçtiğimiz Pazartesi günü başlangıç işareti verdiği göz önünde bulundurulmalı.

Rusya her ne kadar Zapad’a sadece 13 bin askerinin katılacağını beyan etse de, Batılı uzmanlar bu tatbikatta 100,000 askerin yer alacağını tahmin ediyorlar.

Diğer taraftan ABD’nin ünlü düşünce kuruluşu RAND, olası bir savaş halinde, Rus güçlerinin Talin ve Riga başkentlerini en fazla 60 saat içerisinde işgal edeceğine dikkat çekiyor ki bu tarz tatbikat senaryo analizleri, NATO’nun doğu kanadındaki müttefiklerin endişelerinde haksız olmadıkları yorumlarını beraberinde getiriyor.

Öte yandan yaklaşık 20 bin askerden müteşekkil İsveç birliğine, ABD bin kişilik taburuyla, keza NATO üyesi olmayan Finlandiya ile diğer NATO müttefikleri Danimarka, Norveç, Fransa, Estonya ve Litvanya da farklı sayılarda asker ve silah sistemleriyle destek sunuyorlar.

Ne var ki İsveç, ABD ve NATO kuvvetleriyle müşterek olarak Baltık denizinde en büyük askeri tatbikatını gerçekleştiredursun, Putin Rusya’sı nispeten daha agresif bir tutumla, Baltık bölgesinde çok daha fazla sayıda tatbikat düzenlemekte.

Öyle ki Rusya’nın, 2015’ten bu yana NATO ve İttifak’taki Avrupalı devletlerden daha fazla askeri tatbikat icra ettiği ifade ediliyor.

Bu bağlamda Frankfurter Allgemeine tarafından yapılan bir araştırmanın bulguları oldukça çarpıcı: Kırım ve Ukrayna’nın üstünden üç sene geçmesine karşın, Rusya’nın askeri tatbikatlarının kapsamı ve sayısı NATO’nun çok daha üstünde seyrediyor.

Mesela 1 Ocak 2015 tarihinden 2017 Ağustos’unun ortalarına kadar icra edilen tüm askeri tatbikatlar asgari bir tugay büyüklüğünde. Dolayısıyla bağımsız hareket edebilen bir birlik düzeyine tekabül edecek kapasitede, en az bin 500’den fazla askerden teşekkül ettirilmiş.

Mevzubahis zaman dilimi içinde NATO müttefiklerinin 38 tatbikat icra ettiği görülürken, Rusya’nın tatbikat sayısı (müttefiklerin tatbikat sayısının 3 katına ulaşacak şekilde) 124 olarak kayıtlara geçmiş.

Yine araştırmaya göre, Rusya her sene yüzlerce harbe hazırlık denetlemesi yapıyor. Bahsi geçen dönem için Rusların 23 adet denetimine mukabil, NATO’nun bu dönemde icra ettiği tatbikat bulunmuyor.

Araştırma bulgularındaki en çarpıcı rakamlardan biri ise ‘anlık tatbikat’lar. Rusya’nın bu dönemde tam 22 tane anlık tatbikat gerçekleştirdiği, buna karşın NATO bünyesinde gerçekleştirilen anlık tatbikatın bulunmadığının altı çizilmeli.

NATO’nun Rusya’yla arasındaki tatbikat sayısı farkını azaltmak üzere gayretleri oldukça geri kalmakla birlikte, Rusya’nın tatbikat sayısındaki düşüş de göze çarpıyor.

Rusya’nın son zamanlarda Suriye gibi sınır ötesinde yürüttüğü operasyonlardan dolayı askeri tatbikatlarında bir yavaşlama meydana geldiği düşünülüyor.

Genel itibarıyla bakıldığında Rusya’nın asgari bin 500 askeriyle yürüttüğü tatbikat sayısı 2015 yılında 54 iken, 2016 yılında 44’e düşmüş. 2017 yılı içinde gerçekleştirilen tatbikat sayısının da muhtemelen 26’ya ulaşacağı bekleniyor.

Rusya’daki düşüşün aksine, NATO ve müttefikleri tarafından 2015’te 13, 2016’da 14 ve 2017 Ağustos’una kadar ise 11 tatbikatın yürütülmesi dikkat çekici.

Yukarıdaki rakamların ortaya koyduğu tablo okunduğu takdirde, Avrupa topraklarında Rusya ve NATO arasındaki karşılıklı silahlanma yarışının hızla tırmanmakta olduğu, bunun da bölgedeki askerileşme seviyesini tetikleyerek bilhassa Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya’yı gittikçe büyüyen bir endişeye sevk ettiği görülüyor.

Sadece Kaliningrad’da konuşlandırılan hava savunma sistemleri dahi, Rusya’nın askeri güç projeksiyonunun somut bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

REKABETİN MALİ BOYUTU

Ayrıca Baltık denizi bölgesi üzerinden cereyan eden jeopolitik rekabetin bir gereği olarak, gerek Rusya gerekse NATO, deniz ve hava operasyonları için askeri modernizasyon programlarına milyarlarca dolar aktarıyorlar.

Öyle ki Rusya’nın resesyona rağmen genellikle artış eğilimi sergileyen savunma bütçesi, diğer genel bütçe kalemleri içerisinde oldukça geniş bir yer tutuyor.

Avrupa’daki güvenlik ikileminin bir uzantısı olarak, taraflar sadece silahlanmada değil, aynı zamanda harbe hazırlık durumunun pekiştirilmesi ve operasyonel etkinlik seviyesinin arttırılması gayesiyle, eğitimden taarruzî harekâta süratle intikalin sağlanabileceği şekilde düzenledikleri eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de nispeten önemli bütçeler ayırıyorlar.

Bahsi geçen tatbikatların, son ve belki en fazla tartışılması gereken bir diğer boyutu ise ‘hukuki’ mekanizmasının işlevselliği. Zira şeffaflıktan uzak bir uygulamayla Rusya’nın, Viyana Sözleşmesi’ndeki mevzuatı ihlal ettiği dile getiriliyor.

Moskova’nın, Viyana Sözleşmesi’nde benimsendiği şekilde tatbikatları önceden haber vermediği ve bu nedenle gözlemcilerin Rusya’nın icra ettiği askeri tatbikatlara gidemediği, halbuki Rusya’nın NATO nezdinde yürütülen tatbikatlara gözlemci göndermeye devam ettiği sert bir dille eleştiriliyor.

Kuşkusuz Rusya’nın anlık tatbikatları icra ederken teknik ve hukuki angajmanlara bağlı kalmaması, NATO’nun doğu kanadına ilişkin savaş senaryolarını daha yüksek bir olasılıkla değerlendirilmesine yol açıyor.

Haliyle bu durum, Baltık denizi bölgesindeki silahlanmanın ve askeri konuşlanmanın artmasına yol açıyor ve “Putin’in saldırgan dış politikası ve öngörülemez kişiliği” nedeniyle bölgede beklenmedik bir çatışmasın zuhur etmesi ihtimalini gündemde tutuyor.

[UHA Haber, 20 Eylül]

Dr.Merve SEREN

SETA Araştırmacı, Güvenlik Araştırmaları

***

Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini, Başkent Üniversitesi’nde ve Erasmus bursuyla gittiği Rheinische Friedrich Wilhelms Universität Bonn’da, “Avrupa Birliği” alanında aldı. Kara Harp Okulu Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Bölümü’nde doktora derslerini tamamladıktan sonra, tez aşamasında Polis Akademisi Uluslararası Güvenlik Bölümü’ne geçiş yaptı. Hâli hazırda stratejik istihbarat üzerine yazdığı tez çalışmalarını sürdürmektedir. 2011’de National Democratic Institute ve Freedom House tarafından yürütülen “Legislative Fellows” programına kabul edildi. 2012’de Atlantic Council “Young Atlanticist” seçilerek, GLOBSEC Forum ve NATO Chicago Zirvesi’ne katıldı. 2013’te, Richardson Center’ın düzenlediği “First Middle East Generational Ambassadors Summit” programına seçildi. 2005-2015 yılları arasında TBMM’de parlamenter danışmanı olarak görev yaptı. Şubat 2015 itibariyle SETA ekibine dâhil edilen Seren; terörizm, DDR süreci, istihbarat analizi ve stratejik istihbarat üretimi konularında araştırmalarına devam etmektedir.

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER