(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

100. yılına doğru, “Osmanlı’nın son fethi; Bakü”

I. Dünya Savaşı’nda özellikle İtilaf Devletlerinin Türk boğazlarını geçip gerekli yardımları yapamamaları, Rusya’da büyük bir yokluk ve sefalete yol açmıştı. Buna mevsim normallerinin çok çok üzerinde soğuk geçen 1916-1917 kışı eklenince zaten çok zor günler geçiren Rus halkı, bir de açlık ve yakacak bulamama sorunu ile karşılaşmış ve bu durum Rus halkının kendini yönetenlere karşı […]

100. yılına doğru, “Osmanlı’nın son fethi; Bakü”
14 Eylül 2017 - 22:45 'de eklendi ve 201 kez görüntülendi.

I. Dünya Savaşı’nda özellikle İtilaf Devletlerinin Türk boğazlarını geçip gerekli yardımları yapamamaları, Rusya’da büyük bir yokluk ve sefalete yol açmıştı.

Buna mevsim normallerinin çok çok üzerinde soğuk geçen 1916-1917 kışı eklenince zaten çok zor günler geçiren Rus halkı, bir de açlık ve yakacak bulamama sorunu ile karşılaşmış ve bu durum Rus halkının kendini yönetenlere karşı isyan etmesine önemli bir dayanak oluşturmuştur.

Lenin önderliğinde başlayan isyan, kısa sürede büyük bir karşılık bulmuş ve Julyen takvimine göre 25 Ekim 1917’de, miladi takvime göre 7 Kasım 1917’de “Ekim Devrimi” denilen ihtilalle Rusya’da çarlık yönetimi devrilerek yerine Lenin başta olmak üzere bir grup Bolşevik’in öncülüğünde sosyalist bir devletin temelleri atılmaya başlanmıştır.

Bu ihtilalin en önemli karakteri Vladimir Lenin’dir ve Lenin bu süreçte Almanya’nın yoğun desteğini almıştır. Almanya tarafından verilen bu destek de devrimin başarılı bir şekilde gerçekleşmesinde etkili olmuştur. Gerçekleşen ihtilalin arkasından 3 Mart 1918 tarihinde Rusya ile Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan Krallığı arasında Brest Litovsk Barış Antlaşması imzalanmış ve Rusya I. Dünya Savaşı’ndan çekilen ilk devlet olmuştur. Bu antlaşmaya göre Osmanlı Devleti’ne Kars, Ardahan, Batum ve Artvin zaman kaybetmeden boşaltılarak Türklere bırakılacak ve “Rusya gerek genel, gerek devletler hukuku bakımından oradaki yeni duruma karışmayacaktır. Orada yeni durumun tespitini, komşu devletler ve hele Türkiye ile anlaşacak olan yerli halka bırakacaktır.”[1] İki devlet arasında imzalanan bu antlaşma ile doğu sınırındaki Rus tehlikesi son bularak, yerini Ermeni mezalimine bırakacaktır.

Diğer taraftan Azerbaycan ve Bakü’de yeni bir süreç başlayacaktır. Zira Bakü’deki zengin petrol yatakları, Sovyet Rusya’nın yanı sıra İngiltere ve Almanya’nın her zaman iştahını kabartan bir unsur olarak durmaktadır. Bununla birlikte Kafkasya ve oradan Turan illerine ulaşma düşüncesi Enver Paşa başta olmak üzere tüm İttihat ve Terakki mensuplarının rüyalarını süslemektedir. Bu uğurda Sarıkamış Harekâtı yapılmış, daha sonra Halil Paşa komutasındaki Türk ordusu Irak’tan İran üzerine bile yürümüştür ama o dönemlerde sonuç alınamamıştır.

Antlaşmanın imzalandığı dönemde Bakü’de Bolşevikler, Ermeniler ve Menşevikler Müslüman Türklere karşı büyük bir katliam yaparak binlercesini katletmişlerdir. Bölgede tam bir otoritesizlik oluşmuş, gücü yetenin gücü yeteni boğazladığı bir dönem başlamıştır. 25 Nisan 1918’de Bakü Halk Komiserleri Konseyi toplanarak kendilerini Güney Kafkasya’nın ilk ve tam yetkili Sovyet yönetim kurumu ilan etmişlerdir. Bu gelişme üzerine Müslümanlar Bolşeviklerle ilişkilerini keserek Osmanlıdan duruma müdahale etmesini ve Türk ordusunun gelerek kendilerini kurtarmasını istemiştir. Öte yandan Mehmet Emin Resulzade’nin öncülüğünde bir grup Türk de 28 Mayıs 1918’de İstiklal Beyannamesi yayınlayarak Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu resmen dünyaya ilan etmişlerdir.

Müttefikimiz Almanya, Brest Litovsk Antlaşması’nın bir sonucu olarak ortaya çıkan Ermenistan ve Gürcistan’ın bağımsızlıklarını tanımasına rağmen Azerbaycan’ı tanımadıkları kesme tehdidinde bulunmuştur.

Azerbaycan cephesinde bu tür gelişmeler olurken, Doğu Anadolu bölgesinde özellikle Rusların çekilmesinden sonra ortaya çıkan ve Rusların bıraktığı silah ve mühimmatı ele geçiren Ermeniler büyük bir kıyım yaparak Müslüman Türk halkı bölgeden uzaklaştırarak kurmuş oldukları Ermenistan Devleti’nin sınırlarını genişletmek için zemin hazırlamaktadırlar. Bu katliamlara son vermek ve bölgeyi temizlemek için Enver Paşa tarafından Irak’ta bulunan 6. Ordu mensubu bir grup subay ve er ile bölgede faaliyet gösteren Teşkilat-ı Mahsusa’dan yapılan takviyelerle Kafkas İslam Ordusu adında bir ordu oluşturulur.

Söz konusu ordu kumandanlığı için Enver Paşa tarafından üç kişi düşünülmüştür. Birincisi Kâzım Karabekir Paşa, ikincisi Prens Faruk, üçüncüsü ise Nuri Paşa’dır.

Enver Paşa Kafkas İslam ordusuna komutan olarak ilk önce Kâzım Karabekir Paşa’yı düşünmüştür. Kâzım Karabekir Paşa bu sırada tuğgeneral rütbesinde 1. Kafkas Kolordusu Komutanı olarak Erzincan’ı kurtarmış ve Erzurum istikametinde harekâtına devam etmektedir.”[2] Bu düşünceye paralel olarak Kâzım Karabekir’e teklifte bulunmuş ancak Kâzım Karabekir bu vazifeden affını istemiştir.

Diğer taraftan İran taraflarında bulunan Halil (Kut) Paşa, emrindeki birliklerle Azerbaycan Türklerine yardım için harekete geçmiş, önüne çıkan Ermeni kuvvetlerini temizleyerek Tebriz’e girmiştir.

Gerek Kafkas İslam ordusunun oluşumu gerek orduya atanması düşünülen komutan için yoğun uğraşlar verildiği bir dönemde, Azerbaycan Bağımsızlık hareketinin öncülerinden Naki Keykurun, İttihat ve Terakki yönetimi ile Enver Paşa arasında geçen görüşmeyi şöyle anlatmıştır: “Bu arada, her gün kurulacak ordu ile ilgili komisyona gider, müracaat edenleri tetkik eder, kayda geçerdik. Ancak görüştüğüm siyasi şahıslardan, İttihat ve Terakki merkezinde yalnız Talât, Enver ve Cemal Paşaların Türk ordusunun Kafkasya’ya gitmesini istediklerini, diğerlerinin buna muhalif olduklarını öğrendim. Hemen hemen her gün Enver Paşa ile görüşüyoruz. Bir görüşmede kendimi toparladım ve Enver Paşa’nın beni sevmesinden de istifade ederek dedim ki: “Paşam, sizin ile açık konuşmak istiyorum. Biz Kafkasya Türkleri olarak iki kuvvete inanıyoruz. Yukarıda Allah, aşağıda Enver… Duyduğuma göre sizin Nuri adında bir paşa kardeşiniz var. Sizden rica ediyorum. Kafkasya’ya gidecek askerî teşkilatın başına Nuri Paşa’yı tayin ediniz. Paşam, ülkemiz dünyanın en zengin parçalarından biridir. Kocaman dev Rusya’yı kudurtan, sağa sola saldırtan Bakü petrolüdür ki yüzde yetmişi biz Azeri Türklerinindir. Halkı zeki ve çalışkandır, aynı zamanda oldukça kahramandır…”[3]

Kâzım Karabekir’in görevi kabul etmemesi ve bu tür değerlendirmelerinde etkisiyle Enver Paşa, kardeşi Nuri Bey’in Kafkas İslam ordusu komutanı olarak atanmasına karar verir. Nuri Bey, o günlere kadar Trablusgarp’ta Enver Paşa’nın yarım bıraktığı mücadeleyi devam ettirmektedir ve rütbesi binbaşı, yaşı da 28’dir. Ancak komutan atanması düşünülen orduda, kendisinden hem yaş olarak hem kıdem olarak daha büyük subayların olduğu düşünülerek tıpkı ağabeyi Enver Paşa’ya zamanında yapıldığı gibi hızlı bir terfi sistemiyle Paşa yapılmış ve Kafkas İslam Ordu Komutanı olarak atanarak Azerbaycan’a gönderilmiştir.

Bakü’de Bolşevikler, İran taraflarında İngiliz askerleri olmak üzere her yönden hassas bir dönemde Azerbaycan’a gelen Nuri Paşa’nın bu gelişine Almanlar da sıcak bakmamaktadır.

Azerbaycan’a Musul ve Tebriz üzerinden meşakkatli bir yolculuk sonunda gelen Nuri Paşa, burada Gence’ye yerleşecek ve çalışmasına başlayacaktır. Nuri Paşa’nın Gence’ye gelişi, Azerbaycan Türkleri üzerinde büyük bir heyecan ve sevince sebep olmuş, yıllarca Rus esareti altında yaşayan halk sokaklara dökülmüştür. Zira Nuri Paşa, her ne kadar kendilerini kurtarmak için oluşturulan ordunun başkumandanı da olsa halkı asıl heyecanlandıran Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkumandan vekili, Genelkurmay Başkanı, Halifenin Damadı, Kafkasya ve Turan âşığı Enver Paşa’nın kardeşi olmasıdır. Nuri Paşa Gence’ye gelişini Osmanlı Ordusunda bir asker şöyle anlatacaktır; “Gence istasyon meydanında muhteşem karşılamanın sevinç ve heyecanı alayımızı âdeta sarhoş etmişti. Artık ince belli, Kafkas kıyafetli Azeri Türklerinin sıcak çevresi içindeydik. Şimdi o anı görmenin, yaşamanın heyecanını dile getirmek kolay değildir. Ancak şu kadarını diyebiliriz ki: asırlardan beri esaret altında kalmaya mahkûm edilmiş olan ırkdaşlarımızın hürriyet ve istiklallerine kavuşmalarının sonsuz sevincini paylaştığımız olağanüstü bir bayram günü idi.”[4]

1918 yılının bahar ve yaz ayları Türk ordusunun her cephede erimeye başladığı ve hazin sonun adım adım yaklaştığı dönemdir. Ancak Kafkas İslam ordusunun Bakü’yü Bolşeviklerden kurtarma harekâtı, Nuri Paşa’nın kumandasında hızla devam etmektedir. Bu süreçte Lenin’i destekleyerek “Bolşevik İhtilali”nde rol oynayan Almanya da Bakü için Bolşeviklerle görüşmelere başlamış ve Türk ordusunun harekâtına da engel olmaya gayret ettiği. Diğer taraftan bölgede bulunan Gürcüler, Ermeniler, Ruslar, Türk ordusunun Bakü Harekâtını sekteye uğratmak için ellerinden geleni yapmışlar ayrıca işgalci Bolşevikler de İngilizlerden yardım istemişlerdir.

“Osmanlı Devleti, Azerbaycan’ı kurtarma harekâtına başladığından beri Sovyet Rusya’yı, Ermenistan’ı, Gürcistan’ı, Azerbaycan Ermenilerini, İngiltere’yi ve müttefiki Almanya’yı müşterek bir cephe gibi karşısında bulmuştur. Bakü harekâtında Osmanlı Devleti’ni diğer düşman unsurlardan daha çok müttefiki Almanya zor durumda bırakmıştır.”[5] Zira Almanya, Bakü petrollerinden pay sahibi olmak istemektedir ve bunun için bir taraftan Bolşeviklerle pazarlık ederken bir taraftan da Türk ordusunun olası bir Bakü harekâtını engellemek istemiştir.

Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam ordusu, 5 Ağustos 1918’de yaptığı ilk Bakü harekâtında başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmıştır. Daha sonra yine Enver Paşa’nın her türlü olumsuzluğa ve imkânsızlığa rağmen Türkiye’den yapılan gerek asker gerek silah desteğiyle tekrar bir taarruz için hazırlıklara başlanılmıştır.

Bu süreçte Enver Paşa, kardeşi, Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’ya gönderdiği telgrafta, “… Almanlar Brest Litovsk Antlaşması’nın korunmasını, Rus hükûmetiyle yapılan barışın bozulmasına meydan verilmemesini ileri sürüyorlar. Bununla beraber Azerbaycan’ı müstakil bir İslam hükûmeti olarak tanıyacağız ve daha sonra bu hükûmetin bizimle olan irtibat derecesini tayin edeceğiz. Bakü şehrini Almanlar Azerbaycanlılara bırakmak taahhüdü altına girmek istemezlerse de kurulacak Azerbaycan hükûmetinin Bakü’süz yaşayamayacağını iddia ve bu noktada ısrar ediyoruz…”[6] diyerek Bakü’süz bir Azerbaycan’a müsaade etmeyeceklerini bildirmiştir. Diğer taraftan Ruslar, Bakü’ye karşı taarruz için daha teşkilatlı bir şekilde hazırlanmakta olan Türk ordusu karşısında tedbir olarak Almanlara taviz verip yanlarına çekmeye çalışmaktadırlar. Nihayet 27 Ağustos 1918’de Brest Litovsk’a ek bir anlaşma imzalarlar. İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği 28 Ağustos’ta Ruslarla imzalanmış olan antlaşmayı Babıaliye zaman geçirmeden bildirirler. Söz konusu Antlaşmanın ana maddeleri şöyledir:

“- Bu bakımdan üçüncü bir devlet ordusunun Bakü sancağına ve ona bitişik Cevat, Şamahı ve Kuba sancaklarının gösterilen kısımlarına girmemesi için nüfuzunu kullanacaktır.

– Rus hükûmeti petrol üretimini artırmak için elinden geleni yapacak ve bunun dörtte birini Almanya’ya verecektir.”[7] Yaklaşık dört yıldır, tüm cephelerde kader birliği yapılan Almanya savaşın bu son evresinde, Türklerin karşısına geçmiş ve Bakü’nün Türk ordusu tarafından kurtarılmasını engellemeye çalışmıştır.

Ancak her türlü olumsuzluğa ve engelleme çalışmalarına rağmen Türk ordusu 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girecek, fethedecektir. Fetih haberini alan Enver Paşa Kafkas İslam ordusuna çektiği telgrafta, “Büyük Turan İmparatorluğu’nun Hazar kenarındaki zengin bir konak yeri olan Bakü şehrinin zaptı haberini en büyük sevinçle karşılarım. Türk ve İslam tarihi sizin bu hizmetinizi unutmayacaktır. Gazilerimizin gözlerinden öper, şehitlerimize Fatihalar ithaf ederim.”[8]

Türk ordusunun Bakü’yü zapt edip uzun süredir baskı ve zulüm yapan Bolşeviklerden ve Ermenilerden temizlemesi üzerine, şehirde normal hayat başlamış, can güvenliği sağlanarak mülki idarenin tesisine başlanmıştır. Olağanüstü durum nedeniyle artan hayat pahalılığı da kısa sürede son bulmuş, kapanan dükkânlar açılmış, kadim Türk şehrine güven ve huzur gelmiştir. Yusuf Vezir Çemenzeminli, Türk ordusu tarafından kurtarılmış olan o günlerin Bakü’sünü “Akşamları şehir kulübünde halk türküleri okunuyor ve musikimiz çalınıyordu. Kulüpte herkes şapkasını çıkarmadan oturabiliyordu. İlyas Bey’le ben cepheden dönen ya da cepheye giden Türk subaylarına ziyafetler veriyorduk. Subaylar Bağdat’ın kuşatılmasından ve Sina Çölü’ndeki askerî operasyonlardan bahsediyorlardı. Libya’nın çöllerine, Galiçya’nın çamurlu yollarına, Ermenistan dağlarının kar fırtınalarına aşinaydılar. Kur’an yasakladı, demeden şampanya içiyor, Enver Paşa’dan ve damarlarında Türk kanı dolaşan bütün insanları bir araya getirecek olan Turan imparatorluğundan bahsediyorlardı. Bütün bu konuşmaları, hayretler içinde ve zevk alarak dinliyordum. Unutulmaz bir rüya kadar tatlı ve cezbediciydi.”[9] diye anlatmıştır.

Diğer taraftan Bakü’nün Türk ordusu tarafından kurtarılması, hem Bolşevik Rusya’yı hem İngiltere’yi hem müttefikimiz Almanya’yı rahatsız etmeye devam etmiştir. Durum karşısında bu ülkeler Osmanlıya nota üzerine nota vermeye başlamış ve Bakü’nün boşaltılmasını talep etmişlerdir. Bolşevikler, ihtilal yaparlarken Rusya sınırları içindeki tüm milletlerin “kendi geleceklerini tayin etme hakları olduğunu” ilan etmişlerse de diğer Türk bölgelerinde olduğu gibi Azerbaycan içinde Azeri Türklerinin bu haklarını kullanmalarına müsaade edilmeyecektir. Ayrıca bu hakkı kullandırmak sadece Rusya’nın kontrolünde de değildir. İngiltere Başbakanı Lloyd George anılarında Bakü için, “Rusya’nın bizden ayrılmasından ve Brest Litovsk Antlaşması’nın imzalanmasından sonra müdahaleyi gerekli gördüğümüz başka bir Rus ülkesi de vardı. Merkez devletlerinin Hazar Denizi kıyılarındaki petrol alanlarından çıkarılmalarını önlemek istiyorduk… 26 Ağustos’ta Türkler Bakü’ye saldırdılar. Birliğimiz onları püskürttü. Bundan sonra Türkler kenti kuşattı ve General Dustervil 14/15 Eylül gecesi onu boşaltmak zorunda kaldı. Enzeli’ye çekildi. Bu hareket amacına ulaşmıştı. En buhranlı anda merkez devletlerinin Bakü petrol kuyularını kullanmaları önlenmişti. Artık bunlardan çıkarlanabilmeleri için çok geç olmuştu. Altı hafta sonra Türkiye barış istedi.”[10] diyerek Bakü’nün kendileri için ne kadar önemli bir şehir olduğunu ifade etmiştir. Almanların da bu petrol zengini şehre ilgileri devam etmekte olup bu kapsamda Bakü’ye bir Alman taburu göndererek Enver Paşa’dan şehrin kendilerine teslimini istemişlerdir.

Almanların bu talebi karşısında Enver Paşa, 23 Eylül 1918’de Halil Paşa’ya çektiği telgrafta,“… Bakü’ye gönderilmek istenen Alman taburu hakkında Nuri, merkezî hükûmetten emir ve müsaade almadıkça buna müsaade edemeyeceğini General von Kress’e bildirsin. Eğer bunu dinlemeyerek zorla kuvvet göndermeye teşebbüs ederlerse bu hâlde demir yolu köprüsünün attırılması ve her hâlde geçmelerine mâni olunması uygundur.”[11] demiştir.

Enver Paşa, Azerbaycan’a önemli miktarda maddi yardım ve silah göndermiştir. Ayrıca bir kısım Osmanlı subayının Azerbaycan vatandaşlığına geçerek orada kalmalarını sağlamış ve yeni kurulmuş olan genç Azerbaycan Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürmesini sağlamaya çalışmış ancak Azerbaycan Cumhuriyeti uzun süreli olamamış ve 45 gün gibi kısa bir süre varlığını sürdürerek I. Dünya Savaşı sonunda ortadan kaldırılmıştır.

Gerek I. Dünya Savaşı öncesinde gerek savaş sırasında ve gerek savaştan sonraki yıllarda, Enver Paşa’nın Alman hayranlığı, bu uğurda ülkeyi büyük bir savaşa sokarak yüzbinlerce insanın ölümüne sebebiyet verdiği yönündeki suçlamalar bir yanda dururken, Bakü için ülkesinin ve ordusunun dağılmak üzere olduğu bir zamanda Almanları karşısına almıştır. Ancak bu durum da fazla uzun sürmemiştir. Zira İtilaf Devletleri tüm cephelerde savaşı kesin olarak kazanmaya başlamışlar, buna karşı olarak da önce Bulgaristan, arkasından da Almanya ve daha sonra da Avusturya ve en son olarak da Osmanlı İmparatorluğu ateşkes istemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu da 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros Ateşkes Anlaşması ile tüm Kafkasya’yı boşalttığı gibi Bakü’yü de İngilizlere teslim etmek zorunda kalmıştır.

Zafer Tekin

Zefer TEKİN

Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi – SASAM

zafertekin@sahipkiran.org

***

DİPNOTLAR

[1] Nejdet Karaköse, Nuri Paşa, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2012, s.123

[2] age., s.150

[3] age., s.150

[4] age., s.166

[5] age., s.197

[6] age., s.208

[7] age., s.215

[8] age., s.234

[9] Yusuf Vezir Çemenzeminli, Ali ve Nino, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2005, s.275

[10] Nejdet Karaköse, age., s.234

[11] age., s.247, 248

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER