(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Orta Doğu’daki Gelişmeler ve Türkiye’nin Politikaları (3)

1) Bölgesel Gelişmeler : d. İsrail- Filistin –Mısır: 2009’da “one minute” krizini takiben 2010’da İsrail’in İHH’in gönderdiği Mavi Marmara’ya vaki operasyonu sonucu iki ülke arasında baş gösteren gerginliğin zaman içinde (İsrail’in özür dilemesi, ailelerine tazminat ödemesi, Gazze’ye yardım konusunda bir şekilde mutabakata varılmasıyla) çözüldüğü anlaşılmaktadır. İsrail gerek teknolojisi ve askeri gücü gerek demokratik düzeni ve […]

Orta Doğu’daki Gelişmeler ve Türkiye’nin Politikaları (3)
19 Haziran 2017 - 0:00 'de eklendi ve 92 kez görüntülendi.
1) Bölgesel Gelişmeler :
d. İsrail- Filistin –Mısır:
2009’da “one minute” krizini takiben 2010’da İsrail’in İHH’in gönderdiği Mavi Marmara’ya vaki operasyonu sonucu iki ülke arasında baş gösteren gerginliğin zaman içinde (İsrail’in özür dilemesi, ailelerine tazminat ödemesi, Gazze’ye
yardım konusunda bir şekilde mutabakata varılmasıyla) çözüldüğü anlaşılmaktadır.
İsrail gerek teknolojisi ve askeri gücü gerek demokratik düzeni ve uluslararasında özellikle de ABD ‘de sahip olduğu etkinlik ve siyasi ağırlık nedenleriyle Türkiye için çok önemli bir ülkedir. Türkiye’de çeşitli yönlerden İsrail için aynı derecede önemli ve kıymetli bir ülkedir. Bu itibarla iki ülkenin ilişkilerinin yakınlaşması her yönden önemlidir.
Son günlerde Hamas’daki lider değişikliğinin öncelikle İsrail ve bölge barışı bakımlarından son derece olumlu bir gelişme olduğu açıktır. Nitekim yeni Hamas liderliğinin İsrail Devletinin var olma hakkını tanırken kendini Müslüman Kardeşlerden ayıran net bir tutum takındığı görülmektedir.

Bu suretle Müslüman Kardeşler Örgütünün Tunus ve Mısır’dan sonra Filistin’de de etkisini kaybettiği anlaşılmaktadır. Bu gelişmeler siyasi İslam’ın son devirlerde belki de en köklü, popüler zaman zaman silahlı eylem ve ayaklanmalara sahip çıkan Müslüman Kardeşler Örgütü için büyük bir darbe teşkil ettiği gibi bölgede de belirli bir gerilemenin işareti olarak görmek yanlış olmayacaktır.

Diğer ilginç bir gelişmeyi de Suriye’de çatışmaların başından itibaren Esat kuvvetlerinin yanı sıra Şii Hizbullah Örgütünün de hafta sonunda Suriye, Lübnan sınırının temizlenmiş olduğu gerekçesiyle birliklerini geri çekeceğini açıklaması teşkil etmektedir.
Sürpriz ile karşılanan bu karar bazı yorumculara göre Trump’ın bir süredir İran’ın ve Hizbullah’ın Suriye’den çekilmesi yolundaki talebinin sonucu olmaktadır.
Türkiye’nin son zamanlarda bölgenin ve Arap aleminin en ağırlıklı ülkesi Mısır’la ilişkilerini ihya ve yeniden işbirliğine yöneleceğine dair işaretler mevcuttur.
Sisi’nin darbe ile Müslüman Kardeşler üyesi Mursi’yi devirmesinin gerek Arap aleminde gerek Batı’da uzun süreli fazla bir tepki yaratmamış olduğu hatırlanacaktır. Nitekim darbeyi takip eden birkaç ay sonra ABD Mısır’la askeri işbirliğini tekrar canlandırarak yardımlara başlamış, Fransa Rusya için imal ettiği iki adet helikopter/çıkartma gemisini Mısır’a devretmiştir.
Arap aleminden ilk yardıma koşan Suudi Arabistan olmuştur. İki devlet başkanının muntazam aralıklarla bir araya geldikleri ve Suudi Arabistan’ın Sisi’ye ilk aylardan itibaren önemli mali yardımlarda bulunduğu bilinmektedir. Türk özel sektörünün Mısır’da önemli sayılabilecek yatırımlarını ilaveten civar ülkelerden ihracat yönünden Mısır’dan faydalandığı, Türk deniz ulaştırması açısından Süveyş kanalının önemi de bilinmektedir. Bu itibarla Mısır’la ilişkilerin bir an önce normalleştirilmesinin her yönden faydalar sağlayacağı açıktır.
Mısır ve İsrail ile ilişkilerimizin normalleştirilip iyileştirilmesinin diğer bir önemde Doğu Akdeniz Bölgesinin zengin hidrokarbür yataklarına sahip olması ve bölgenin alakalı ülkeler arasında sınırlandırılması, bulunan tabii gaz rezervlerinin Avrupa pazarlarına ulaştırılması teşkil etmektedir.
GKRY ve Yunanistan’ın bu konuda gayet faal politikalar takip ettikleri bilinmektedir. Her ne kadar tabii gazın Türkiye üzerinden boru hattı ile Avrupa pazarlarına sevki ekonomik yönden yararlı görünüyorsa da Türkiye’nin
vakit kaybetmeksizin hem sınırlandırma hem de boru hatları konularında aktif bir tutuma girmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.
e. Körfez Ülkeleri:
Körfez ülkeleri ile Türkiye’nin ilişkileri daima sorunsuz bir seyir teşkil etmiştir. Bölge devletleri barındırdıkları Şii nüfus ve zaman zaman yayılmacılık teşebbüslerine maruz kaldıkları İran’dan her zaman endişe duymuşlardır. Bu ülkelerin genellikle Saddam’ın Kuveyt’i işgali sırasında takındığı kararlı tutum nedeniyle Türkiye’ye belirli bir güven duydukları bilinmektedir.
Buna ilaveten esas itibariyle ABD’ye ve daha az ölçüde de İngiltere’ye güven beslemektedirler. İran’ın geçen yıl P5+1 ile yaptığı anlaşmanın Körfez Ülkelerinde fazla açığa vurulmamakla beraber belirli ölçüde endişe yarattığı bilinmektedir.
Bu çerçevede bir yandan kendi aralarındaki işbirliği teşkilatı olan KİK’e (Körfez İşbirliği Teşkilatı) askeri bir veçhede ilavesiyle ortak bir güç kurarken ABD’nin de Orta Doğu’daki komutanlığı olan (CENTCOM)’u Katar’a taşıdığı
bilinmektedir. Buna ilaveten geçen yıl Türkiye ile Katar arasında (Türkiye-Katar Taktik Türkmen Karargâhı) kurulması, bu üssün Komutanlığının bir Katar’lı, Komutan Yardımcısının da Türk olması kararlaştırılmıştır.
Üs’de 500-600 kadar Türk askerinin bulundurulacağı yolunda basında haberler mevcuttur. Körfez ülkelerinin en güçlüsü ve öbürleri üzerinde de belirli ağırlık ve etkisi olan Suudi Arabistan’dır. Bir bakıma eşitlerarası birinci durumdadır.
Körfez ülkeleri aradaki coğrafi uzaklığa rağmen daima Esad/Baas yönetimlerine karşı çekingen ve mesafeli davranagelmişlerdir. Suriye’de iç savaş başladığında Katar ve Suudi Arabistan dışındaki diğer Körfez Ülkelerinin çok öne çıkmadan IŞİD ile mücadeleye katkıda bulundukları tahmin edilmektedir.

Suudi Arabistan’ın IŞİD’e karşı tutumu ilginçtir. Suudi Arabistan devlet olarak IŞİD’e karşı koalisyonda yer almakla ve bazı hava operasyonlarına katılmakla birlikte Suudi halkın içinden IŞİD’e maddi destek de bulunduğu hatta IŞİD’in önde gelen finansörlerinden olduğu yolunda basın haberlerine de rastlanılmıştır.

Son olarak Suudi Arabistan Savunma Bakanı ve Veliahtın’ın İran’a vaki ağır savaş tehdidi ve İran’ın da bunu aynı şekilde cevaplaması son dönemlerde iki ülke arasındaki rekabetin eriştiği önemli bir aşamaya işaret etmektedir.
Tarafların fiilen silahlı bir çatışmaya gireceğine fazla ihtimal verilmemekle beraber ihtilafın büyümesinin Türkiye’yi bazı güç durumlar ve tercihler yapma karşısında bırakabileceği düşünülmektedir.
Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti sırasın bugünkü terör olaylarının medeniyetler arası bir savaş olmayıp iyi ile kötü arasında bir savaş olduğunu, IŞİD’in mali kaynaklarının muhakkak surette kesilmesi gerektiğini vurguladıktan sonra bölge ülkelerinin aşırıcılığa karşı mücadelede üzerlerine düşeni yapmaları gerektiğini, kendilerinin yerine ABD gücünün düşmanları ezmesini beklememelerini dile getirmesi ilginçtir.
Güney Kıbrıs’da Anastasiades ile Kuzey’de Mustafa Akıncı ile ilgili görsel sonucu
f. Kıbrıs – Ege – Yunanistan:
Güney Kıbrıs’da Anastasiades ile Kuzey’de Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmeleri Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik umutların yeniden artmasına yol açmıştır. Çeşitli müzakereler sonucu bugün gelinen noktada belirli
gelişmeler kaydedilmekle birlikte henüz nihai çözümün uzak olduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda müzakerelere belirli aradan sonra devam edileceği sanılmaktadır.
Kıbrıs sorununun Türkiye’nin AB üyeliği konusunda engel olarak kullanılmaya devam ettiği de bir gerçektir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler bir süreden beri başta ekonomik alan olmak üzere gelişmektedir. İlişkilerdeki sorunların tırmandırılmaması bu konulardaki anlaşmazlıkların çözümü için müspet bir ortam yaratacaktır.
(devam edecek)
BİLGESAM, Dış politika ve Savunma Araştırmaları Grubu
Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER