(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Türkiye’nin Milli Enerji ve Maden Politikası (2)

    -Milli Enerji ve Maden Politikası’nın Kapsamı ve Amaçları Türkiye son on beş yıllık süreç içerisinde bir çok alanda hızlı bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. Enerji alanında da hayata geçirilen projeler, koyulan hedefler ve geliştirilen politikalar ile Türkiye büyüme ve kalkınma noktasında bir üst lige çıkmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda son olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı […]

Türkiye’nin Milli Enerji ve Maden Politikası (2)
12 Haziran 2017 - 10:14 'de eklendi ve 2197 kez görüntülendi.

 

 

bayrak-atatürk ile ilgili görsel sonucu

-Milli Enerji ve Maden Politikası’nın Kapsamı ve Amaçları
Türkiye son on beş yıllık süreç içerisinde bir çok alanda hızlı bir dönüşüm gerçekleştirmiştir.
Enerji alanında da hayata geçirilen projeler, koyulan hedefler ve geliştirilen politikalar ile Türkiye büyüme ve kalkınma noktasında bir üst lige çıkmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda son olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak tarafından 6 Nisan 2017 tarihinde kamuoyuna sunulan “Milli Enerji ve Maden Politikası” Türkiye’nin ilerleyen döneme yönelik enerji vizyonunu ortaya koyması açısından son derece önemlidir.
Enerjinin üretiminden tüketimine, dağıtımından iletimine birçok alanında ilerleme ve gelişmeyi amaç edinen bu politika ile birlikte Türkiye içinde bulunduğu değişim ve dönüşümü istikrarlı bir şekilde devam ettirmeyi
hedeflemektedir.
Türkiye açısından son derece önemli bir noktada bulunan enerji konusu, geliştirilen politika ve stratejiler çerçevesinde şekillenmeyi sürdürmektedir. Özellikle son dönemde gerek ulusal gerekse uluslararası platformlarda enerji konusunda kritik bir misyon üstlenen Türkiye bu doğrultudaki politikalarını güçlendirerek devam
ettirmektedir.
Milli Enerji ve Maden Politikası da bu amaçla gündeme gelmiş ve ortaya attığı stratejilerle Türkiye’nin küresel enerji piyasalarındaki konumunu sağlamlaştırmak adına programlanmıştır. Bu stratejiler arz güvenliği, yerlileştirme ve öngörülebilir piyasa başlıkları altında toplanmaktadır.
Tüm bu politikaların hayata geçirilmesi ile şu hususlara dikkat çekilmektedir:
*Enerji odaklı cari açığın düşürülmesi ve enerji sektörünün gelişmesine paralel olarak istihdam artışı sağlayarak güçlü bir ekonomik yapı oluşturulması sonucunda yüksek GSYH’ye ulaşılması amaçlanmaktadır.
*Yerli enerji üretiminin artırılması ile enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve enerji arz güvenliğinin sağlanmasıyla kaliteli ve kesintisiz enerji temini gerçekleştirilerek ülkenin refah seviyesinin yükseltilmesi hedeflenmektedir.
*Türkiye’nin yıllardan beri kronik bir sorunu haline gelen enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ile arz güvenliğine bağlı risklerin minimize edilmesi öngörülmektedir.
Bu çalışmanın devamında Milli Enerji ve Maden Politikası’nın üç önemli ekseni olan arz güvenliği, yerlileştirme ve öngörülebilir piyasa kavramları detaylı bir şekilde incelenerek bu alanlarda gerçekleşen ve planlanan stratejilerden
bahsedilecektir.
ARZ GÜVENLİĞİ
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından Milli Enerji ve Maden Politikası’nın üç ekseninden biri olarak, sürdürülebilir enerji temininde Türkiye’nin arz güvenliğini sağlamasının kritik bir öneme sahip olduğu açıklanmıştır.
Türkiye’nin geleceğe yönelik enerji perspektifini belirlemesinde arz güvenliğinin sağlanması öncelikli alanlardan biri olacaktır.
Enerjide kaynak ve pazar çeşitliliğinin sağlanması, kaynak transferinin sürdürülebilir ve güvenilir olması ve ithal edilen kaynakların maliyetlerinin azaltılması gibi hedefleri içeren arz güvenliği, bu politikada bahsi
geçen “güçlü ekonomi” ve “ulusal güvenlik” konuları ile de yakından ilgilidir.
Enerji kaynaklarına duyulan ihtiyacın artarak devam etmesi, arz güvenliğini son yıllarda ithalatçı ülkelerin gündeminde ilk sıraya yükseltmiştir. Küresel ölçekte yüksek talep artış hızına sahip ülkeler arasında bulunan Türkiye, ekonomik büyümesini sürdürürken bir yandan da artan enerji talebini karşılamak adına politikalar
geliştirmektedir.

Birçok sektörde (sanayi, konut, ulaşım) kullanılan petrol ve doğalgaz ithalatının giderek artması enerji kaynaklarındaki dışa bağımlılığı artırmakta ve bu durum beraberinde Türkiye’yi arz güvenliğini sağlama noktasında

yeni arayışlara itmektedir.
Bu bağlamda Milli Enerji ve Maden Politikası kapsamında arz güvenliğinin sağlanması beş başlık çerçevesinde ele alınmıştır. Bunlar; ülke ve kaynak çeşitlendirmesi, doğalgaz ve petrol depolama tesisleri, sisteme doğalgaz sağlama
kapasitesi, iletim-dağıtım altyapısı ve enerji verimliliği şeklinde sıralanmıştır.
Petrol ve doğalgaz ithalatında birkaç ülkeye yüksek oranlarda devam eden bağımlılık, arz güvenliği noktasında belli başlı riskleri de beraberinde getirmiş ve bu durum ülke ve kaynak çeşitliliğinin sağlanması yolunda Türkiye’nin
yeni projelere imza atmasını gerekli kılmıştır.

Türkiye’nin halihazırda petrol ve doğalgaza olan bağımlılığı yüzde 90’ın üzerinde seyrederken ithalatın yapıldığı pazarlarda çeşitliliğe gidilmesi, arz güvenliğinin sağlanması noktasında ayrı bir öneme sahiptir. Bilindiği üzere doğalgazı Rusya (Batı Hattı, Mavi Akım), Azerbaycan (BTE), İran, Cezayir, Nijerya, Katar ve ABD’den ithal eden Türkiye, petrol ithalatının büyük bir kısmını ise Irak (Kerkük-Yumurtalık), Rusya, İran ve Azerbaycan’dan (BTC) temin etmektedir.

Mevcut boru hatlarına ek olarak ülke çeşitliliğinin artırılmasına yönelik yapım ve plan aşamasında olan birçok boru hattı projesi bulunmaktadır.
Azerbaycan doğalgazının Türkiye’ye transferini sağlayacak olan TANAP’ın 2018 yılı ortalarında faaliyete geçmesi beklenmektedir. Bunun yanında Rus doğalgazının ithal edildiği Batı Hattı’na alternatif olarak planlanan Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi üzerinde de iki ülkenin iş birliği devam etmektedir.
Öte yandan uzun yıllar boyunca petrol ithal edilen Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile doğalgaz ithalatının gerçekleştirilmesini sağlayacak Kuzey Irak Doğalgaz Hattı üzerine de görüşmeler devam etmektedir. Son olarak Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı projesi ile Türkiye, ülke çeşitliliğini artırarak arz güvenliğini güçlendirmeyi
planlamaktadır.
Doğalgaz ithalatında birkaç ülkeye bağımlı olmamak adına ülke çeşitliliğini artıracak olan LNG de yeni bir alternatif olarak görülmekte ve bu alana dünya genelinde önemli yatırımlar yapılmaktadır.
Artan enerji tüketimi ile Türkiye birçok ülkenin LNG aracılığı ile doğalgaz ihraç etmek istediği bir ülke haline gelmiştir. 1994 yılında ilk yeniden gazlaştırma terminali olan Marmara Ereğli ile LNG ithal etmeye başlayan Türkiye, bu ithalatı ilk olarak Cezayir’den, sonrasında ise Nijerya’dan yapmaya başlamıştır.
Buna ek olarak 2001 yılında Aliağa’da kurulan ve 2006 yılında faaliyete geçen Ege Gaz Aliağa yeniden gazlaştırma terminali de Türkiye’nin LNG ithalatına önemli katkılar sunmaktadır. Söz konusu iki yeniden gazlaştırma terminali ile Türkiye toplamda 12 milyar metreküpü aşan LNG ithalatı gerçekleştirmektedir.
2009 yılı sonrasında ise spot piyasalar üzerinden Katar’dan LNG ithal eden Türkiye, bunun yanında enerji ihracatçısı ülke olma noktasında ilerleyen ABD’den de LNG yolu ile doğalgaz ithal etmeye başlamıştır.
Türkiye’nin yıllık doğalgaz tüketimi göz önüne alındığında arz güvenliğini sağlamak adına yeniden gazlaştırma terminallerine yenilerini eklemesi gerekmektedir. Ancak söz konusu terminallerin faaliyete geçme süresinin uzunluğu Türkiye’yi alternatifler üretmeye itmiştir.
Bu bağlamda uluslararası doğalgaz piyasalarında giderek daha fazla gündeme gelen yüzer depolama ve yeniden gazlaştırma üniteleri (Floating Storage Regasification Unit‒FSRU) aracılığı ile LNG ithalatı artmaya başlamıştır.
Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından kritik bir yatırım olan 85 milyon metreküp depolama ve günde azami 20 milyon metreküp sisteme gaz basma kapasiteli ilk FSRU yatırımı altı ay gibi kısa bir sürede faaliyete geçirilmiştir.

Buna ek olarak BOTAŞ’a ait günlük 20 milyon metreküp kapasiteye sahip ikinci FSRU yatırımının yakın zamanda gerçekleştirilecek olması arz güvenliği noktasında Türkiye’nin elini güçlendirecektir.

2016 yılında LNG kapasitesinin yüzde 90’a yakın bir artışla 34 milyon metreküpten 64 milyon metreküpe yükseltilmesi hedefe ulaşılması noktasında kritik bir başarı olarak görülmektedir.
Buna ilave olarak 2017 yılı için LNG kapasitesinin 107 milyon metreküpe ulaştırılması da
hedeflenmektedir. Ayrıca 2017 yılı ilk çeyreğinde artan doğalgaz talebini karşılamada FSRU aracılığı ile LNG’nin payının yüzde 25 seviyesine yükselmesi bu alana yapılacak yatırımların gerekliliğini ortaya koymaktadır.

(devam edecek)

ERDAL TANAS KARAGÖL, İSMAİL KAVAZ, SALİHE KAYA, BÜŞRA ZEYNEP ÖZDEMİR

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER