(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Trump’ın Suudi Arabistan Ziyaretini Anlamlandırmak: İlişkilerin Restorasyonu? (1)

    •Obama döneminde Washington-Riyad ilişkilerinde gerilim alanları nelerdi? GİRİŞ Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 45. başkanı olarak geçtiğimiz Ocak ayında göreve başlayan Donald Trump, ilk yurt dışı ziyaretlerini Suudi Arabistan, İsrail ve Vatikan’ı kapsayan bir turla gerçekleştirdi. Üç semavi dinin merkezleri konumundaki ülkelere yönelik bu turda Trump’ın muhataplarıyla öncelikli olarak ele aldığı konular arasında Suudi […]

Trump’ın Suudi Arabistan Ziyaretini Anlamlandırmak: İlişkilerin Restorasyonu? (1)
07 Haziran 2017 - 11:18 'de eklendi ve 127 kez görüntülendi.

 

 

bayrak-atatürk ile ilgili görsel sonucu

•Obama döneminde Washington-Riyad ilişkilerinde gerilim alanları nelerdi?
GİRİŞ
Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 45. başkanı olarak geçtiğimiz Ocak ayında göreve başlayan Donald Trump, ilk yurt dışı ziyaretlerini Suudi Arabistan, İsrail ve Vatikan’ı kapsayan bir turla gerçekleştirdi. Üç semavi dinin merkezleri konumundaki ülkelere yönelik bu turda Trump’ın muhataplarıyla öncelikli olarak ele aldığı konular arasında Suudi Arabistan, İsrail ve Vatikan’a karşı yürütülen mücadelenin yoğunlaştırılması, İran tehdidine karşı Ortadoğu ve İslam ülkeleri merkezli “tek bir cephe” oluşturulması, İsrail-Filistin sorununun çözümü ve bölgede kalıcı bir barışın sağlanması için müzakere sürecinin hızlandırılması gelmektedir.
Trump’ın bu ziyaretlerle yeni dış politika yönelimine dair de bir mesaj vermek istediği söylenebilir. Bu çerçevede Trump’ın ziyaretinin, Barack Obama döneminde adeta bir kenara konulan “geleneksel müttefikler” ile ilişkilerin yeniden canlandırılması amacına da hizmet etmesi beklenmektedir.

Nitekim Obama döneminde hem Suudi Arabistan hem de İsrail ile gerilen ilişkilerin onarılması, Trump yönetiminin özellikle Ortadoğu siyaseti açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle Trump’ın ilk yurt dışı ziyaretinin en önemli ayağı ise şüphesiz Obama döneminde ilişkilerin gerildiği Suudi Arabistan olarak görülebilir.
Trump liderliğinin Suudi Arabistan’ı bölgede iş birliği yapılabilecek en önemli aktörlerden birisi olarak kabul etmesi
 ve Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için Riyad’ı kritik bir oyuncu olarak görmesi, Washington’ın bu ülke ile olan ilişkilerinde Obama döneminden çok daha farklı bir yaklaşımı benimseyeceğinin göstergesidir.
Bu nedenle ikili ilişkiler anlamında bir enkaz devralan Trump’ın Obama yönetiminden farklı bir dış politika izleyeceği ve bu yeni yönelimin Ortadoğu ayağındaki en önemli unsurlarından birisini Suudi Arabistan’la ilişkilerin restorasyonunun oluşturacağı belirtilmelidir.

Bu durumun farkında olan Suudi Arabistan yönetimi ise Trump’ın ziyaretini “tarihi” olarak nitelendirmiştir. Özellikle İran’ın bölgede artan etkisi ve petrol fiyatlarının düşmesine paralel olarak ekonomisinde kırılganlıklar yaşama ihtimali gibi nedenlerle bölgesel politikalarda kendisini yalnız hissetmeye başlayan Riyad, Trump yönetiminin bu yeni yaklaşımı karşısında son derece olumlu bir tutum içerisinde olmuş ve ilişkilerin eski haline dönmesi konusunda üzerine düşen adımları atmaya başlamıştır.

Bu arka plan ışığında elinizdeki perspektifte Donald Trump’ın Ortadoğu’ya düzenlediği gezi Suudi Arabistan bağlamında incelenecek ve ziyaretin iki ülke ilişkilerinde ne anlama geldiği tartışılacaktır. Çalışmada ilk olarak ikili ilişkilerin tarihine kısaca değinilecek, daha sonra Obama döneminde Washington ile Riyad arasındaki ilişkilerin hangi süreçlerden geçerek gerildiği detaylandırılacaktır.
Üçüncü kısım Trump döneminde ikili ilişkilerin şekillenmesinde etkili olacak faktörlere odaklanacak, son olarak da Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretinin nasıl anlamlandırılabileceği vurgulanacaktır.
İKİLİİLİŞKİLERE GENEL BAKIŞ
Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerin merkezinde Riyad’ın sahip olduğu petrol kaynaklarının bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

1933’ten bu yana Suudi Arabistan’ın petrol sanayisinde etkin konumda olan ABD, 1938’de Dammam şehrinde yeni petrol rezervlerinin keşfedilmesiyle bu ülkedeki varlığını artırmıştır. 1944 yılında Arap-Amerikan ortaklığında kurulan ARAMCO şirketi ile Washington, Suudi petrolü üzerindeki hakimiyetini pekiştirmiş ve kalıcı bir hale getirmiştir.

Yine bu dönemde ABD’nin 32. başkanı Franklin Roosevelt’in Suudi Arabistan Kralı Abdülaziz’in iki oğlu Prens Faysal ve Halid’i 1943’te Beyaz Saray’a davet etmesi ve 1945’te Kral Abdülaziz Suud ile USS Quincy gemisinde görüşmesi
iki ülke arasındaki ilişkilerin miladı olarak görülebilir.
Söz konusu görüşmede Suudi Arabistan’ın ABD’ye sağlayacağı petrol karşılığında Riyad’ın güvenliği garanti edilmiştir. Bu nedenle ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri tarihsel perspektiften özetlemek gerekirse “petrole karşılık güvenlik” prensibinin ön plana çıktığı görülecektir.
Suudi Arabistan’ın 1973 yılında uyguladığı petrol ambargosu ve yine 1980’de ARAMCO’yu millileştirmesi kararlarına rağmen iki ülke arasındaki ilişkiler olumlu biçimde devam etmiştir. ABD’den Suudi Arabistan’a başkan düzeyindeki ilk ziyaret 1974 yılında Richard Nixon tarafından gerçekleştirilmiştir.
1979’da Sovyetler’in Afganistan’ı işgali de ikili ilişkilere olumlu yansımıştır. Bu dönemde komünizm tehlikesine karşı ABD’nin Müslüman savaşçılar ile Suudi Arabistan’ın cihatçıları ikili ilişkilerdeki yakınlaşmanın parçası olmuştur.
Soğuk Savaş döneminde “çifte sütun” politikasının iki ayağından biri olan İran’ın devrim sonrası “büyük şeytan” ilan
edilmesi, Suudi Arabistan’ın ABD için önemini artırmıştır.
1991’de Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgali ikili ilişkileri ortak tehdit çerçevesinde yakınlaştırmıştır. Nitekim Saddam’ın saldırgan dış politika anlayışından güvenlik tehdidi algılayan Riyad yönetimi, güvenliğin teminatı için ülke topraklarına Amerikan askerlerinin konuşlanmasına izin vermiştir.
11 Eylül 2001 tarihinde ise ikili ilişkileri derinden etkileyen terör saldırıları gerçekleşmiştir. 15’i Suudi Arabistan vatandaşı olan 19 hava korsanı ABD’deki İkiz Kuleler ve Pentagon’a terör saldırıları gerçekleştirmiştir. Bu durum ikili ilişkileri ciddi bir şekilde yaralamıştır.
Saldırıları izleyen dönemde ABD Başkanı George W. Bush’un inisiyatifiyle başlatılan Saddam’ın iktidardan uzaklaştırılması operasyonu Riyad ile Washington hattında gerginliğe neden olmuştur. Riyad yönetimi her ne kadar Saddam’ın iktidarda kalmasını istemese de Amerikan müdahalesi sonrası Irak’ın mezhepsel çatışmalarla boğuşacağı ve bu durumdan İran’ın fayda sağlayabileceği kaygısıyla müdahaleyi desteklememiştir. Nitekim gelinen noktada Riyad’ın bu yöndeki öngörüleri doğru çıkmıştır. Başkan Barack Obama döneminde ise iki ülke ilişkileri ciddi biçimde zedelenmiştir.
Her ne kadar Washington’dan Riyad’a hiçbir başkan döneminde olmadığı kadar yüksek miktarda silah satışı ve yüksek düzeyli ziyaret gerçekleştirildiyse de özellikle Obama’nın ikinci döneminde alınan kararlar Suudi Arabistan
yönetiminin tepkisini çekmiştir.
Washington’ın İran ile yürüttüğü nükleer müzakereleri olumlu biçimde sonuçlandırarak Tahran’a yönelik yaptırımları büyük oranda kaldırması, Riyad’ın güvenlik kaygılarını had safhaya çıkarmıştır. Bu durum Riyad’ın daha iddialı, Amerika’ya bağımlılığı azaltıcı ve saldırgan politikalar izlemesine yol açmıştır.
Suudi Arabistan’ın Mısır’da Sisi darbesini desteklemesi ve Yemen’de doğrudan askeri bir operasyon kararı alması ABD ile farklılaşan politikalarının göstergeleri olarak söylenebilir. (devam edecek)

,

 

 

 

 

 

 

 

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER