(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Hollanda, Türk politikacıları ret ederek Uluslararası hukuk kurallarını çiğnemiştir

Alttaki iddia bana ait değil. Amsterdam Üniversitesinde, Politika ve Uluslararası Hukuk Yüksek Öğretim üyesi Av. Geert-Jan Alexander Knoops ve  Utrecht Üniversitesi’nde  İnsan hakları Hukuku Yüksek Öğretim Üyesi Ton Zwart’ın iddialarıdır. (İlhan Karaçay) *** Türk Bakanları Hollanda’ya sokmamak için geçerli bir neden yoktu Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkiler, sadece siyasi alanda değil, hukuki alanda da bozuldu. […]

Hollanda, Türk politikacıları ret ederek Uluslararası hukuk kurallarını çiğnemiştir
06 Mayıs 2017 - 0:08 'de eklendi ve 2831 kez görüntülendi.

Alttaki iddia bana ait değil. Amsterdam Üniversitesinde, Politika ve Uluslararası Hukuk Yüksek Öğretim üyesi Av. Geert-Jan Alexander Knoops ve  Utrecht Üniversitesi’nde  İnsan hakları Hukuku Yüksek Öğretim Üyesi Ton Zwart’ın iddialarıdır. (İlhan Karaçay)

***

Türk Bakanları Hollanda’ya sokmamak için geçerli bir neden yoktu

Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkiler, sadece siyasi alanda değil, hukuki alanda da bozuldu.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun uçağına iniş izni verilmemesi ve Aile bakanı Kaya’nın istenmeyen yabancı ilan edilmesi, 1961 Viyana Diplomatik İlişkiler Anlaşması’na aykırıdır.

Bu anlaşmaya göre, başka ülkelerin Bakanları Hollanda topraklarında serbestçe hareket edebilirler. Bu anlaşma bir ülkeye, yabancı Bakanlar’ın girişine önlem aldırabilir ama, bunun yapılabilmesi için olağan dışı gerekçelerin olması lazım. (örneğin devlet sırlarının açığa çıkarılması ve casusluk gibi)

Yabancılar yasasına göre, Hollanda’nın ulusal güvenliğine tehdit oluşturan ve Hollanda’nın uluslararası ilişkilerine zarar verecek olanlar ‘istenmeyen yabacı’ ilan edilebilirler. Ama,  Bakan kaya’da olduğu gibi, onların konuşmalarını imkansızlaştırma hakkı yoktur.

Anlaşıldığı üzere, Bakan Kaya’nın beraberindeki iki kişinin, ellerinde diplomatik pasaportları olduğu halde tutuklanmaları da Uluslaraarası hukukun ihlalidir.

20013 yılında, o zamanın Dışişleri bakanı Frans Timmermans’ın başı ağrımıştı.  Zira Hollanda adliyesi, sarhoş bir şekilde çocuklarını dövmekte olan Rus diplomat Dimitri Brodin’in evine girmişti. Ne var ki, onun diplomatik konumu, evine girilmesine izin vermiyordu. Bu durumda Timmermans’a Rusya’dan özür dilemekten başaka yapacak şey bırakmıyordu.

Hollanda hükümeti, Türk pasaportu da taşıyan Hollandalılar’ın, yapılacak olan referandumda ‘evet‘  oyu kullanılması çağrısı konusunda taraf olmuştu. Bu çağrıya önlem almak için Türk Bakanları ülkeye sokmamak için geçerli bir neden yoktu. Ayrıca, fikir özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü de ihlal edilmişti.

Avrupa İnsan Hakları Anayasası’na (EVRM) göre, bir kişinin konuşma özgürlüğü kısıtlanamaz.  EVRM, politikacıların milliyetine bakmaksızın haklarını  daha gçlü bir şekilde korumaktadır.

Başbakan Rutte’ye göre, Türk Bakanlar’ın Hollanda’ya girişi, Hollanda toplumu içinde, başka ülkelere ait  politik kampanyalar yapılması için yer olmadığı için önlenmiştir. Ama 2013 yılında, zamanın Başbakanı David Cameron’a, Brexit-referandumu için Lahey’de izin verilmişti. Üstelik, Hollandalı politikacılar da dış ülkelerde faaliyet göstermişlerdir.  Tıpkı, İşçi Partili Bakan Ploumen’in New York’ta yaptığı gibi.

Ve bir başka ülke, Hollandalı bir politikacının konuşmasına mani olursa, Hollanda devleti hemen harekete geçiyor. Zamanın Dışişleri Bakanı Maxime Verhagen, 2009 yılında, Geert Wilders’in Birleşik Krallığa girmesine izin verilmemesi üzerine, İngiliz meslektaşına itirazda bulunmuştu. Wilders o zaman, parlamentoda galası yapılacak olan Fitne filmi için gitmişti.

(Wilders’in ülkeye girme kararı İngiliz mahkemesinden çıkmıştı)

Belediye Başkanı Aboutaleb, önce Türk başkonsolosun residansının bulunduğu caddenin, sonra da Başkonsolosluğun bulunduğu sokakların kapatılması emrini vermişti. Belediye yasaları böylesi bir olağanüstü hale izin veriyordu. Ama, bunun için bir kargaşa ortamının kesinliği var olmalıydı. Ama Belediye Başkanı, gerekçe olarak, sosyal medyadan çağrı yapıldığını ve yığınların da buna kulak verdiğini gösterebildi.

Ama bu yeterli bir neden değildi. Çeşitli grupların kargaşa çıkaracaklarına dair bir belirti yoktu. Böyle bir ortam olsaydı dahi, polisin oradaki görevi, Türk politikacıların konuşabilmeleri için önlem almak ve muhtemel karşı gösterilere mani olmaktı.

Hollandalı politikacılar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, kendisini daha da diktatör yapacak olan referandumun başarılı olmaması için podyumları kullanamamasını istiyorlardı. Kaldı ki, diktatörler referandum yapmazlar. Anayasa ve uluslararası hukuk şartları, bu gibi hakları korumaktadır.

Anayasa, hükümeti, uluslararası hukuk kurallarına uymasını emrediyor.
Bu olayda Hollanda bu yükümlülüğü yerine getiremedi.

***

Sen ne muhteşemsin be Hollanda!

Yorumun başlığı, ‘Sen neymişsin be Hollanda’ anlamında, ‘ Ne şahane bir ülkesin Hollanda’. Türkiye’de ‘Sen neymişsin be abi’ içerkli bir şarkı vardır.
Şimdi,  ‘Sen neymişsin be Hollanda’ demenin tam zamanı.

Dünya haritasında bir nokta gibi görülen Hollanda, politika, ekonomi ve insan hakları açısından dünya formatında bir güreşçidir.
GHeçen haftaki yorumumda ‘Hollanda Uganda mı’  başlıklı bir yorum yazmıştım. Iraklı Ali Hasan Hüseyin’in, cinayet zanlısı olarak tutuklanışını tenkit etmiştim. Zira tutuklayanlar dahi herkes Iranklı’nın katil olmadığını biliyordu. Polis, halkın galeyana gelmesini önlemek için bir sahne düzenlemişti.

Şimdi diyeceksiniz ki ‘bu ne perhis ne lahana turşusu’. Haklısınız.  Ama şunu kabul etmeliyiz ki, dünyanın en demokratik ve en gelişmiş ülkelerinden biri olan Hollanda’da da hatalar yapılması olağandır.
Şimid gelelim, Hollanda’nın neden muhteşem olduğuna.

Yorumun bu bölümünde, hiç yakalanmayacağı düşünülen Sırp Kasap Slobodan Miloseviç’in yakalanıp Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi’nde yargılanışı dile getirilmiş.
Lahey’de bir çok uluslararası kuruluşun yer aldığı belirtiliyor ve parasızlık nedeniyle hırsızlık yapan ve fahişe olarak çalışan kadınların Rusya, Yuguslavya ve Romanya gibi ülkelerdeki mağduriyetlerine hep Lahey’de çözüm arandığı anlatılıyor.

Hollanda’nın neden muhteşam olduğunun bir kanıtı da, dostum Muhammet Uysal’ın bir lafından anlaşılıyor.  Marmara depremi sonrasında, Prensen Margriet ve Başbakan Kok’un da aktif olduğu bir yardım kampanyasından sonra tam 65 milyon euro (rekor) yardım toplanmıştı. İşte o zaman Muhammet Uysal, ‘ Hollanda çok küçük ama, kocaman bir kalbi var’ demişti.

Uluslararası Yüksek Adalet Divanı Sarayı’nda, Türkiye’nin hediye ettiği devasa bir halının bulunduğu belirtilen yorumda,  ‘Alçak Topraklar’ anlamındaki Nederland ismindeki ‘Neder’in   sadece coğrafi bir alçaklık anlam taşıdığı, Hollandalılar’ın aslında çok yükseklerde olduğu da belirtilmiş.

İşte bu nedenle de ‘Sen neymişsin be Hollanda’ demişiz.

İlhan KARAÇAY ile ilgili görsel sonucu

              İlhan KARAÇAY

              Gazeteci – Yazar

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER