(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Türkiye Üzerinde 15 Temmuz Rövanşı mı?

Dikkat! Görünmez El Bir Kez Daha Sokaklarda… Sokaklar üzerinden Türkiye’ye ayar verilmeye çalışılıyor. Hedef görünürde her ne kadar iç siyaset gibi görünse de, nihai hedefin dış politika olduğu çok açık. Ve aslında bugünlerde yaşadığımız şey, bizlere çok da yabancı değil.  Eğer tarihsel hafızayı biraz zorlarsanız, benzer hadiselerin 19. yüzyılın son yıllarından itibaren kurtlar sofrasında bir […]

Türkiye Üzerinde 15 Temmuz Rövanşı mı?
21 Nisan 2017 - 18:41 'de eklendi ve 360 kez görüntülendi.
Dikkat! Görünmez El Bir Kez Daha Sokaklarda… Sokaklar üzerinden Türkiye’ye ayar verilmeye çalışılıyor. Hedef görünürde her ne kadar iç siyaset gibi görünse de, nihai hedefin dış politika olduğu çok açık. Ve aslında bugünlerde yaşadığımız şey, bizlere çok da yabancı değil. 
Eğer tarihsel hafızayı biraz zorlarsanız, benzer hadiselerin 19. yüzyılın son yıllarından itibaren kurtlar sofrasında bir meze yapılmaya çalışılan Osmanlı İmparatorluğu üzerinde de tatbik edilmeye çalışıldığını sizler de rahatlıkla görebilirsiniz.
Aynı şekilde, Türk siyasi hayatının son yetmiş yıllık tarihine bakıldığında da, özellikle de ellili yılların ikinci yarısından itibaren; “siyaset-bürokrasi-sokaklar” üçlüsü üzerinden bu ülkeye ayar verme girişimlerinin ayyuka çıkarılma girişimlerine ve bunun ülkeye ne tür maliyetlere yol açtığına da şahitlik edebilirsiniz.
Peki, neden Türkiye’ye böyle zaman zaman “ayar operasyonları” yapılıyor? Sorulması gereken en doğru soru belki de bu. Çünkü buna verilecek yerinde cevap, aynı zamanda bu operasyonların arkasındaki fail ya da faillerini de doğrudan ortaya çıkartacaktır. O yüzden bu cevap, sanıldığının çok daha ötesinde bir öneme sahip.
Bunun için de söz konusu dönemlere karşılaştırmalı bir şekilde bakmak lazım. Zira olayların tırmandırıldığı bu dönemlerin bazı ortak özellikleri var ki, onlar bugün de geçerliliğini temel mantığıyla korumaya devam ediyor. (Ne de olsa tarihin en fazla tekerrür ettirildiği, ders almasını bir türlü bilemeyen ülkeler grubu içerisinde yer alıyoruz.)
Bunları ana hatlarıyla sıraladığımızda karşımıza sebep-sonuçlar bağlamında (izlenilen yöntem-araçlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle) iç içe geçmiş ve pek de değişmeyen aşağıdaki şu hususların çıktığını göreceksiniz.
Hep Aynı Oyun!
Öncelikle, bu tür operasyonların uluslararası sistemde önemli bir kırılma sürecine girildiği dönemlerde gerçekleştirildiği görülmektedir. Örneğin, 20. yüzyılın başlarında I. Dünya Savaşı’na giden süreçte Osmanlı üzerinde oynanan oyun veya 11 Eylül sonrası gibi. (Güncele yakın bir diğer örnek ise, Soğuk Savaşın sonlarına doğru Türkiye’yi yeni döneme hazırlama ve bir “model” olarak sunma doğrultusunda Türkiye’nin “yeniden yapılandırılması” verilebilir.)
Bir diğer dikkat çekici husus ise, Türkiye’nin “eksen kayması” yaşamaya başladığı dönemlerde bu tür müdahalelerin gündeme gelmesidir. Örneğin, DP döneminde rahmetli Adnan Menderes’in Türk dış politikasına “Sovyet/Rusya Dengesi”ni getirme girişimi böylesi bir akıbetin örneğidir. Bunun dışında Türk dış politikasında yakın çevreye dönüş hamleleri de bu şekilde cezalandırılmaya çalışılmıştır. Örnek mi? İran ve Libya desek…
Devletin yeniden toparlanma, tam manasıyla milli-bağımsız-güçlü bir Türkiye hedefi doğrultusunda politika değişikliği arayışlarına girildiği,  öze dönüş hamlelerinin/projelerinin gündeme geldiği dönemlerde de bu tür operasyonlar sıkça karşımıza çıkmaktadır. Örnek mi? Milli Görüş tarihine ve burada da en azından Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonrasında 90’lı yıllarda rahmetli Erbakan hocamıza yönelik operasyonlara/gelişmelere bakmak fazlasıyla yeterli olacaktır. Aynı şekilde rahmetli Özal Türk-İslam Federasyonu dediği için bir faili meçhule kurban gitmiştir.
Dış politika hedefli bu ayar girişimlerinin nihai adresi ise hep iç siyaset olmuştur. Türkiye’yi dış politikada belli bir eksene çekme ya da orada tutma hedefinde olan güçler, kaçınılmaz bir şekilde iç siyasete de müdahale etmişler ve çıkarlarını da yine içerideki uzantıları üzerinden yapmışlardır.
Bunu öyle bir ustalıkla yapmışlardır ki, bu değişiklikleri millete kendi tercihi olarak yutturmuşlardır. Örnek mi? Türkiye’nin 1946’da çok partili siyasi hayata geçişi! Sovyet tehdidi üzerine, ABD’nin talebi üzerine atılan bu adım bizlere yıllarca farklı anlatılmıştır. Oysa burada milli iradenin değil, küresel iradenin bir tercihi söz konusudur. Ekonomi için anlatılan o “görünmez el”, bizde hep siyaset için devrede olmuştur!
Bundan dolayı da mümkünse bu üçlüyü, değilse en azından bunlardan birini kontrol edebilmek bu güçler açısından çok önemli olmuştur. Aynı zamanda, devletin yeniden yapılandırılması çalışmalarında da bu üçlüden özellikle ilk ikisinin devamlı şekilde bir öncelikli hedef olması ve bu arayışın sokaklarda akamete uğratılmaya çalışılması da bir tesadüf değildir. Ve Türkiye’de yaşanan da aslında tam manasıyla budur. Bunun mücadelesi verilmektedir.
Türkiye Yalnız Değil!
Açıkça ifade edelim, birileri 15 Temmuz’un rövanşını almak istiyor ve bunun için düğmeye bastı. Türkiye’ye bu bağlamda başta Rusya, İran, Körfez ülkeleri ve hatta Özbekistan’ın verdiği desteğin altında da bu yatmaktadır. Çöküşe geçen Batı ve yükselen doğu arasındaki fark ve mücadelede kendi eksenini oluşturmaya çalışan Türkiye’ye verilen destek de diyebiliriz buna…
Türkiye’de bir süredir yaşanan gelişmelere bir de bu açıdan bakmakta fayda var. Aksi takdirde Türk-İslam dünyasının son kalesini çok zor günler bekliyor.
Eğer bu Kale düşerse, bu Kale’den beklentileri olan mazlumların ahından on yıllarca kurtulamayız.
Bilmem, anlatabildim mi?

seyfettin

     Prof.Dr.M.Seyfettin EROL

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER