(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Yorum: AB ile yeni dönem kaçınılmaz

    Gazeteci Kayhan Karaca’ya göre, 16 Nisan referandum sonuçları Türkiye-Avrupa ilişkilerinde yeni bir döneme geçişin ilk adımı. Karaca sonucun her iki tarafın da işine geldiği değerlendirmesinde bulunuyor. Sonuçlar henüz tam olarak belli değilken önce Avrupa Konseyi ardından da Avrupa Komisyonu adına peş peşe açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaların her birinde üstü kapalı biçimde sonuçların kabullenildiği […]

Yorum: AB ile yeni dönem kaçınılmaz
19 Nisan 2017 - 0:01 'de eklendi ve 108 kez görüntülendi.

 

 

Gazeteci Kayhan Karaca’ya göre, 16 Nisan referandum sonuçları Türkiye-Avrupa ilişkilerinde yeni bir döneme geçişin ilk adımı.

Karaca sonucun her iki tarafın da işine geldiği değerlendirmesinde bulunuyor.

Sonuçlar henüz tam olarak belli değilken önce Avrupa Konseyi ardından da Avrupa Komisyonu adına peş peşe açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaların her birinde üstü kapalı biçimde sonuçların kabullenildiği mesajı verildi. Oysa aynı saatlerde Türkiye’de muhalefet sonuçlara itiraz etmekteydi.

Avrupa Konseyi’nden tepki

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, sonuçlar karşısında, adını vermeden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Bundan sonra dikkatli adım at, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ışığında hukukun üstünlüğü ilkesiyle uyum içinde yargının bağımsızlığını güvence altına al” mesajı gönderdi. Avrupa Konseyi’nin bu kapsamda “üyesi” Türkiye’ye “destek vermeye” hazır olduğunu hatırlattı.

Avrupa Komisyonu’ndan 3’lü açıklama

Avrupa Komisyonu adına başkan Jean-Claude Juncker, dış politika yüksek temsilcisi Federica Mogherini ve genişlemeden sorumlu üye Johannes Hahn tarafından yapılan ortak yazılı açıklamada ise referandumdaki olası usulsüzlükler hakında AGİT/Avrupa Konseyi referandum gözlem raporunun bekleneceği belirtilmekle birlikte, anayasal değişiklik paketi hayata geçirilirken “mümkün en geniş ulusal mutabakatın aranması” çağrısında bulunuldu. Türkiye’ye Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri hatırlatıldı.

Ankara’da neredeyse “istenmeyen kişi” ilan edilen Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raportörü Kati Piri, “referandum sonuçları milyonlarca Türk vatandaşının aynı Avrupa değerlerini paylaştığını gösteriyor. AB onlara asla kapıları kapatmamalıdır” mesajıyla tepki verdi. Piri AP Türkiye raportörü olsa da ne AB ne de üyesi olduğu AP adına konuşma yetkisine sahip değil. İyimser mesajına rağmen AB’nin belli başlı başkentlerinde başka rüzgarlar esmekte.

Fransa’dan Avrupa Konseyi göndermesi

Fransa’da Cumhurbaşkanı François Hollande, Türkiye’ye “Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini” hatırlattı. İdam cezasının “bu yükümlülüklerden kopuş” anlamına geleceğini söyledi. Bu mesajı Türkiye’nin 1949 yılından bu yana üyesi olduğu Avrupa Konseyiyle “idam cezasının geri gelmesi halinde ciddi sorunlar yaşayabileceği” şeklinde okumak gerekiyor. Fransız Dışişleri Bakanlığı da Ankara’ya “idam cezasını yasaklayan AİHS ile uyumlu hareket etmesi” çağrısında bulundu.

İlişkilerde yeni değerlendirme

Topraklarında yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenlinin yaşadığı Almanya’da ise siyasiler, aynı zamanda AP Hristiyan Demokrat Grup liderliğini yürüten CSU Başkan Yardımcısı Manfred Weber örneğinde olduğu gibi, “gelişmeleri kaygıyla izlediklerini” söylüyorlar. Alman Federal Meclisinin Yeşiller Partili Başkan Yardımcısı Claudia Roth “Türkiye ile ilişkimizin yeni bir değerlendirmeye ihtiyacı” var diyor.

Roth’un bu ifadeleri aslında Avrupa kulislerinde herkesin perde arkasında konuşup, değişik nedenlerden ötürü açık şekilde dile getirmediği veya getirmek istemediği düşüncenin de özetini oluşturuyor.

Kayhan Karaca (K. Karaca)

Kayhan Karaca

AB “az farklı evet” istiyordu

Gönderilen mesajlarla çelişiyor gelebilir, fakat 16 Nisan referandum sonucu esasen AB içinde birçok devletin işine geliyor. Kim ne derse desin AB az farkla sandıktan galip çıkmış bir “evet” oyunu, sonucunu kestiremediği bir “hayır” oyuna hep tercih etti. Bunun birçok nedeni var.

İlk olarak, bugün Avrupa için Türkiye denince akla gelen iki temel konu var. Birincisi sığınmacıların (ya da göçmenlerin) AB’ye göçünün engellenmesi, ki Türkiye bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yaptı, Avrupa da bunu biliyor.

İkincisi, Suriye ve Irak’taki cihatçılarla mücadele. Avrupa’nın önde gelen devletleri Erdoğan ile bu iki konuda yapıcı diyalog içindeler, her ne kadar referandum kampanyası sırasında Erdoğan’ın sert eleştirilerine maruz kalmış olsalar da bunu bozmak niyetinde değiller. Paris ve Brüksel’le başlayan Almanya, İngiltere ve İsveç’te de yaşanan terör saldırıları güvenlik sorununu Avrupa toplumlarının öncelikli gündem maddesi haline getirmiş durumda.

Üçüncü olarak, Erdoğan’ın yeni başkanlık rejimi de AB içinde birçok kesimin işine gelmekte. Böylelikle, kimilerine göre Türkiye, “otoriter” veya “tek adam rejimi” olarak gösterilip, Avrupa siyasi kriterlerini bir türlü yerine getiremeyen ülke sınıfında kalmış olacak. Zaten yıllardır ilerlemeyen ve sürdürülebilir olmaktan çıkmış “katılım” müzakereleri tamamen çürümeye bırakılacak. 2004’te başlayan genişleme sürecini yönetemeyen ve bugün Polonya ve Macaristan gibi üyelerine söz dahi geçiremeyen AB’den Türkiye gibi çok daha çetrefilli bir dosyayı yönetebilmesini beklemek de hayalperestlik olur. Ankara da AB üyelik perspektifi için gerekli egemenlik devrine sözde olsa da pratikte pek hazır ve niyetli görünmüyor.

Ankara da niyetsiz

Ankara son zamanlarda açıkça söylüyor: Bitmek tükenmek bilmeyen adaylık sürecinden bıktı. Ekonomik ve ticari ilişkileri daha da geliştirerek kendisine has -aynen Brexit sürecinde Birleşik Krallığın yapacağı gibi- bir ilişki modeli üzerinde düşünüyor olabilir. Tabii bu yeni ilişkiyi kurmak, bu çerçevede mevcut gümrük birliğini güncellemek veya yepyeni bir serbest ticaret modeli geliştirmek için uzman kadrolar gerekiyor. Ankara’dan gelen mesajlar en azından bu alanda siyasi iradenin oluşmakta olduğunu gösteriyor. Tüm bunlar Türkiye-AB ilişkilerinin bitmesi anlamına gelmiyor elbette. Tam tersine ilişkiler yatışıp daha da ilerleyebilir.

Avrupa nereye savrulacağını bilmediği bir Türkiye istemiyor. Ancak içinde bulunduğu kurumsal kriz, önde gelen ülkelerdeki seçim süreçleri ve yükselen AB karşıtlığı sağlıklı ve müşterek bir Türkiye politikası üretilmesine engel olmakta. Bunun için öncelikle Fransa ve Almanya seçimlerinin atlatılması gerekiyor. Bu seçimler sonunda bu iki ülkede iktidara gelecek parti ve liderler Türkiye-AB ilişkilerinin bundan sonraki aşaması için hayati öneme sahip.

Adres Avrupa Konseyi ama…

Bu yeni ilişkiye kadar Türkiye-Avrupa diyaloğu büyük ölçüde Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi üzerinden yürütülecek görünüyor. Türkiye geçen yıldan bu yana 47 üyeye sahip Avrupa Konseyi’nin “en önemli” 6 üyesinden biri konumunda. Fakat Avrupa Konseyi üyeliğinin de yükümlülükleri ve kırmızı çizgileri var. Bu cephede kırmızı çizgi ölüm cezası. Bu ceza Avrupa Konseyi’nin en önemli belgesi olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile yasaklanmış durumda. Hatta Türkiye ölüm cezasını savaş ve olağanüstü hallerde dahi yasaklayan AİHS protokolüne dahi taraf. Hem de AKP iktidarı döneminde taraf oldu.

Bu kırmızı çizginin aşılması Türkiye’nin siyasi planda Avrupa’ya tamamen elveda etmesi anlamına gelir. Türkiye Avrupa’yı Ortadoğu’dan ayıran duvarı Yunanistan ve Bulgaristan’la olan sınırlarına kendi elleriyle örmüş olur.

© Deutsche Welle, UHA Haber

HABER :Kayhan Karaca / Strasbourg

 

 

 

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER