(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Başbakan Yıldırım’dan ‘Yargı bağımsız olmayacak’ söylemlerine tepki: Ne yapalım, uzaydan mı getirelim?

    Başbakan Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kuvvetler birliği getirdiği eleştirilerine ilişkin, ‘Bu sistem, asıl kuvvetler ayrılığını netleştiriyor. Öncekinde kuvvetler ayrılığı yok.’ dedi. ‘Yargı bağımsız olmayacak’ söylemlerine de tepki gösteren Yıldırım, Meclis’in HSK’nın 7 üyesini seçeceğini vurgulayarak, ‘Siyasetçiler de milleti temsil ediyor. Ne yapalım, uzaydan mı getirelim’ ifadelerini kullandı. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan […]

Başbakan Yıldırım’dan ‘Yargı bağımsız olmayacak’ söylemlerine tepki: Ne yapalım, uzaydan mı getirelim?
10 Nisan 2017 - 12:12 'de eklendi ve 133 kez görüntülendi.

 

 

Pelin Çift İle Gündem Ötesi

Başbakan Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kuvvetler birliği getirdiği eleştirilerine ilişkin, ‘Bu sistem, asıl kuvvetler ayrılığını netleştiriyor. Öncekinde kuvvetler ayrılığı yok.’ dedi. ‘Yargı bağımsız olmayacak’ söylemlerine de tepki gösteren Yıldırım, Meclis’in HSK’nın 7 üyesini seçeceğini vurgulayarak, ‘Siyasetçiler de milleti temsil ediyor. Ne yapalım, uzaydan mı getirelim’ ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım, Fox Tv’de “İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat” programına katıldı, değerlendirmelerde bulundu.

Evet Platformu’nca Gündoğdu Meydanı’nda “Aşkımız Memleket Millet için Evet” sloganıyla düzenlenen İzmir Buluşması’nı “muhteşem” diye niteleyen Yıldırım, buluşmada coşku ve heyecanın hakim olduğunu, insanların meydana koşarak, isteyerek geldiğini söyledi.

“Doğrusu çok güzel bir miting oldu, Gündoğdu Meydanı’nda Gündoğdu’nun gözü tutulmuş diyelim” ifadelerini kullanan Yıldırım, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan mitingden memnun kaldı mı?” sorusuna da “Evet çok memnun kaldı, özellikle bir şey söylemedi ama memnun olduğunu biliyorum.” karşılığını verdi.

Yıldırım, “İzmir sizin için ne ifade ediyor?” sorusu üzerine de İzmir’in ilklerin şehri olduğunu, Hasan Tahsin’in Kurtuluş Savaşı’nın ilk kurşununu İzmir’de attığını ve mücadeleninin başladığını, zaferle sonuçlandığını, kentin ayrıca ilk iktisat kongresine ev sahipliği yaptığını vurguladı.

İlk telefonun, telgrafın kullanıldığı, ilk ihracatın yapıldığı İzmir’in Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı olduğuna işaret eden Yıldırım, şöyle devam etti: “İzmir ilk çok partili hayata geçen yer. 1930’da Fethi Okyar’ın ilk mitingini yaptığı şehir İzmir. İzmir tek parti dönemini sona erdiren, Adnan Menderes ile demokraside çok partili hayatı başlatan şehir. İzmir’in ilkleri çok. İzmir Türkiye’nin 3. büyük şehri. İhracatı son 15 yılda 650 milyondan 8,5 milyara çıktı ama İzmir’in potansiyeli bundan daha fazla. İzmir’in sosyal yönü var. İzmir’in İzmirlilik kimliği var. Türkiye’nin her tarafından İzmir’de yaşayan hemşehrilerimiz var. Manisa’dan, Konya’dan, Mardin’den, Kars’tan, Sivas’tan, 81 vilayetimizden… Bir özelliği daha var İzmir’in İstanbul’dan farkı bu… İzmir’e gelenler 1,5 yıl içinde İzmirli oluyor, İzmirli kimliğine sahip çıkıyorlar. İstanbul’da biraz daha kendi geldiği ilinin değerlerini koruyarak yaşarlar.”

İzmirlilerin fakir-zengin, sahilde ya da içeride yaşayan fark etmeksizin birbirine hoşgörüyle yaklaştığını vurgulayan Yıldırım, “İzmir’de bir hoşgörü kültürü var. Kimse kimsenin ne yaptığı, ne giydiği, ne içtiğiyle meşgul olmaz. Şehirde böyle bir hoşgörü ve kardeşlik havası vardır. İzmir’in kadınları daha dinamiktir.” diye konuştu.

Katıldığı bir televizyon programında İzmir Marşı okuduğunun hatırlatılması üzerine Başbakan Yıldırım, “İzmir Marşı bizim marşımız. İstiklal mücadelemizi anlatan bir marştır. İzmir Marşı’nı herhangi bir ideolojinin marşı yapmak İzmir’e de Türkiye’ye de haksızlık olur.” dedi.

– Halk oylamasının zamanlaması

Başbakan Yıldırım, “Referandum zamanlaması doğru mu?” şeklindeki soru üzerine şunları kaydetti: “Güzel bir soru. Türkiye’nin gündeminden hiç düşmeyen bir konuydu. Merhum Menderes’ten başlayan çok partili hayatımızın bütün dönemlerinde bu sistem sorunu hep gündemde olmuş. Merhum Menderes hatıralarında diyor ki ‘ bazen beni canımdan bezdiriyor’. Celal Bayar’ı kast ediyor. Aynı anlaşmazlık Fahri Korutürk ve Süleyman Demirel arasında da var, ‘Genelkurmay Başkanı kim olacak’ diye. İkisinin dediği de olmuyor, ikisi de emekli oluyor, Kenan Evren 80 darbesini yapıyor.”

Turgut Özal’ın kendi seçtiği başbakanı ile Körfez Savaşı ve işçi hakları konusunda ters düştüğünü, ANAP’ın gerilemeye başladığını anlatan Yıldırım, daha sonra Süleyman Demirel’in de Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığını adeta tanımadığını, çok ciddi sürtüşmeler yaşandığını dile getirdi.

Yıldırım, cumhurbaşkanları ve başbakanlar arasında yaşanan anlaşmazlıkların krizlere neden olduğunu vurguladı.

Ahmet Necdet Sezer ve Bülent Ecevit arasındaki anayasa kitapçığı tartışmasının ekonomik krize neden olduğunu anımsatan Yıldırım, “Sizin döneminizde de kriz oldu mu?” sorusuna şu karşılığı verdi: “Bizim dönemimizde de atamalarda oldu. Bazı kanunların geri gönderilmesinde oldu. Ben müsteşarımı 3 ay atayamadım, önünde durdu, onaylamadı, gönderdiğimiz kararnameler geri geldi. Biz bu krizleri biraz sineye çektik. Biz zaten ekonomik krizden çıkmış bir ülkeyi kalkıp tekrar kavga ederek, sürtüşerek bir yere varamayız. Biraz sabrettik, kararlılıkla işin oluruna baktık ama kriz devam etti. Buradaki sorun şu, millet iradesine dayanmayan hiçbir sistem başarılı olamaz, kalıcı olamaz. Darbelerden sonra anayasalar oluşturulduğu için, bu sistemin işlememesi için bir gizli kuvvet var sanki…”

“Siz Cumhurbaşkanı ile çift başlılık yaşadınız mı?” şeklindeki soru üzerine Yıldırım, “Bizim kişisel ilişkilerimiz bu görevlere gelmeden de vardı. Biz 70’li yıllardan beri beraberiz, birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Mesele kişiler değil ki sistemden kaynaklanıyor. Sistem iki başlılığı tanımlamış, sistem 2 tane irade tanımlamış, bu iki iradeden biri gücünü kullanmaktan vazgeçecek. O da tabi vatandaşın verdiği yetkiye sahip çıkmamak anlamına geliyor. Halbuki devlette işlerin yürümesi için iradenin tek olması lazım, irade olmayan yerde idare olmaz.” cevabını verdi.

“Bir iradenin yardımcısı olmak ayrı bir şey, bir de kendi başına irade olmak başka bir şey.” ifadesini kullanan Yıldırım, “Bu sisteme göre cumhurbaşkanı başbakanı atar, görevden alamaz. Bakanları atar görevden alamaz.” dedi.

“Sayın Cumhurbaşkanı Davutoğlu’nu aldı” değerlendirmesine Yıldırım, “Davutoğlu’nu Cumhurbaşkanı almadı. Olağanüstü genel kurula gitti, kongreye gitti.” karşılığını verdi.

“Sayın Cumhurbaşkanımız bunu istedi de öyle oldu” sözü üzerine Başbakan Yıldırım, “Hayır, öyle bir şey olmadı. AK Parti olağanüstü kongreye gitti. Biz şimdi kişileri mi, sistemi mi konuşacağız. Sistem esas olması lazım. Kişilere göre sistemi yorumlarsak o zaman doğru noktaya varamayız. Çünkü insanlar yanlış yapabilir, insanların yanlışını da düzeltecek sağlıklı sisteme ihtiyaç var.” dedi.

Başbakan Binali Yıldırım, 15 Temmuz’da ülkenin uçurumun kenarından döndüğünü, milletin Cumhurbaşkanı’na, hükümetine, memleketine sahip çıktığını belirterek, “Millet darbecilere darbeyi vurdu ama ‘bu tekrar etmez’ diye bir şey yok. Bundan sonra bir beka meselesi görüldü. Milliyetçi Hareket Partisi ve AK Parti zaten gündemde olan bu anayasa değişikliğini Meclise getirmeye karar verdi.” diye konuştu.

Yıldırım, partisinin tek başına böyle bir anayasa değişikliğine gitme şansının olmadığını, MHP’nin desteğiyle 18 maddelik anayasa değişikliği teklifini hazırladıklarını anımsattı.

Başından beri bu değişikliğin içerisinde olduğunu, bütün detaylarıyla ilgilendiğini, MHP ile olan görüşmeleri yürüttüğünü anlatan Yıldırım, “Sistemde yaşanan arızaları tecrübelerimle biliyorum, onun için nerede düzeltmeler yapılması gerektiğini de tek tek üzerinde çalıştık ve o tecrübelerimizi buraya yansıttık, o bakımdan (yeni sistem için) bir tereddütümüz olmadı.” ifadesini kullandı.

– “Yeni sistem yerli ve milli”

Başbakan Yıldırım, “yeni sistemim adının ne olduğu” sorusu üzerine, bu sistemin isminin cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olduğunu aktararak, “Açıkçası başkanlık diye başladık, sonunda Sayın Bahçeli şöyle bir teklifte bulundu, ‘cumhurbaşkanı dersek, milletin, cumhurun başkanı. Bu da bizim kültürümüze yönetim sistemimize uygun bir tabir. Bunun adını cumhurbaşkanlığı sistemi diyelim’ dedi, bir de biz hükümet dedik. Hükümet neden? Çünkü bu değişiklikle beraber hükümeti artık cumhurbaşkanı başkanlığında kuruluyor, başbakanla cumhurbaşkanlığı yetkileri birleştiriliyor. O yüzden de sistemin adı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi.” diye konuştu.

Yeni sistemin yerli ve milli olduğuna işaret eden Yıldırım, saltanattan Cumhuriyet’e geçerken Türkiye’nin başka ülkelerden yasalar aldığını, aradan geçen 94 yılda Türkiye’nin tecrübelerini kazandığını, kendi yönetim geleneğine uygun katkılar koyduklarını söyledi.

Bazı anayasa hukukçularının, “ülkelerin anayasaları ve sistemleri deneme tahtası değildir” eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti: “Anayasa hukukçuları işe teorik olarak bakıyorlar, akademisyenler hayatın içerisinde bulunan insanlar değil. Ben akademisyenlerin fikirlerine, söylediklerine saygı duyarım ama bir de damdan düşeni getirin derler. Biz olayların içerisinde yaşıyoruz, kaldı ki şu görüşe katılmıyorum. Bu sistem asıl kuvvetler ayrılığını netleştiriyor. Öncekinde kuvvetler ayrılığı yok. Niye yok? Şimdi düşünün ben başbakanım, AK Parti Genel Başkanıyım aynı zamanda Mecliste ve yürütmede hakim vaziyetteyim. Meclis iktidar partisinin dediği dışında bir şey yapabilir mi? Bakanlarımın tamamı milletvekili aynı zamanda yasama ile yürütme iç içe değil mi? Mevcut sistem yürütmeyi ağırlıklı olarak başbakana veriyor, cumhurbaşkanının çok yetkileri olmasına rağmen şu anda sorumluluğu yok. Onun için zaten sıkıntı var, benim anlatmaya çalıştığım kuvvetler ayrılığı meselesi.”

– “Bu sistem baba ile oğulu birbirine düşürür”

Halk oylamasında ‘evet’ çıkması durumunda Türkiye Cumhuriyeti’nin son başbakanı olacağının hatırlatılması üzerine Binali Yıldırım, ona milletin karar vereceğini belirterek, 2019’daki seçime kadar görevinin devam edeceğini daha sonra yeni sistemin devreye gireceğini söyledi.

Yıldırım, 2007’deki referandum öncesinde cumhurbaşkanını Meclisin seçtiğini, bunun parlamenter sisteme uygun olduğunu belirterek, 2007’deki “367 icadının” çıkmasının ardından halk oylamasına gidilerek cumhurbaşkanını halkın seçmesinin sağlandığını anımsattı.

Vesayet odaklarının 363 milletvekili olan partiye cumhurbaşkanı seçtirmediklerine dikkati çeken Yıldırım, şöyle devam etti: “Bunun için sistemi değiştiriyoruz, bu vesayet odaklarından kurtulmak için. 20 milyondan fazla insanın seçtiği güçlü bir cumhurbaşkanı var, hem darbe anayasasından da gelen çok geniş yetkileri var, hem de halk seçmiş yetkisinin üzerine bir de siyasi yetki gelmiş, bu tarafta da yine halkın seçtiği genel başkan ile başbakan onun da yetkisi var. Şimdi ne olacak? İki tane güçlü figür, ikisini de halk seçmiş. Burada anlaşmazlık kaçınılmaz, bu sistem yürümez, bu sistem baba ile oğulu birbirine düşürür bak o kadar açık.”

Yıldırım, Türkiye’nin tarihsel gelişimine bakıldığında 1950’den beri 2 doğrudan, 3 de dolaylı darbe yaşandığını belirterek, “En son doğrudan darbeyi de millet önledi 15 Temmuz’da. Kuvvetler ayrılığı işi burada net olarak ortaya çıkıyor. Çünkü iki tane sandık aynı anda kuruluyor. Birinde milletvekili, birinde de ülkeyi yönetecek cumhurbaşkanı çıkıyor, dolayısıyla iki iradeyi yürütme iradesini millet doğrudan veriyor. Bu tarafa da yasama ve denetleme iradesini veriyor. Dolayısıyla çizgiyi çiziyor ortadan senin alanın bu, senin alanın bu.” diye konuştu.

Yeni sistemin parti başkanı olmadan da cumhurbaşkanı adayı olabilme imkanı getirdiğine işaret eden Yıldırım, sistemin garantili hükümet çıkaracağını söyledi.

– “Fiilen olan şeyi resmileştirmek en doğrusu”

Binali Yıldırım, kendisinin hem Başbakan hem de AK Parti Genel Başkanı olduğunu anımsatarak, yeni sistemde seçilecek kişinin partili olmasının önemli olmadığını, bütün Türkiye’nin cumhurbaşkanı olarak hizmet edeceğini belirtti.

Yıldırım şunları kaydetti: “Bunlar anayasada belirlenmiştir. Yani bir insanın partili olmasını düşüncesini yasaklayabilirsiniz ama gönlünden çıkaramazsınız. O yüzden fiilen olan şeyi resmileştirmek en doğrusu, bunda hiçbir mahsur yok. Kaldı ki Amerika başkanı da partisinin başkanıdır. Partisinin başkanı ama görevi başkaları yürütüyor, bir başkan yardımcısına o görevi veriyor, başka ülkelerde de var. Başkanlık sisteminde parti başkanı olma özelliği var.”

Yıldırım, halk oylamasına sunulan sisteme ilişkin “Cumhurbaşkanı bir partinin genel başkanı olmasaydı daha rahat anlatılmaz mıydı?” sorusu üzerine, bunun bir mecburiyet değil hak olduğunu söyledi.

Hakları kendilerinin sınırlamayacağını ifade eden Yıldırım, hakkı verdikten sonra gerisine kısıtlama getirmenin demokrasiye uygun olmadığını vurguladı.Partiye üye olabilme hakkının önceden de bulunduğunu hatırlatan Yıldırım, “Tek parti döneminde olan bir şeydi. Partiye üye olabilme yetkisini verdikten sonra ‘Genel başkan olamazsın’ diye bir kayıt koymak özgürlüklere aykırı.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanının bir siyasi partinin genel başkanı olabilmesinin kendisini kaygılandırıp kaygılandırmadığına yönelik soru üzerine Yıldırım, “Hiç kaygılandırmıyor. Kim olursa olsun eğer millet, memleket görevini parti işiyle karıştırırsa en önce kendi kaybeder. En fazla millet 2 sene kaybeder. Çünkü 2 dönem seçiliyor. Eğer anayasa dışına çıkarsa, toplumun vicdanına uymayan birtakım tasarruflarda bulunursa bunu kontrol mekanizmaları var.” ifadelerini kullandı.

– “İşin ucu boş bırakılmış değil”

Yıldırım, “Siz, bu yetkileri alıp böyle bir başkan olmak ister misiniz?” sorusuna da şu yanıtı verdi: “Herkes ister, onurlu bir görev. Bu görevin çok büyük onuru var, büyük yetkileri var ama bir o kadar da sorumluluğu var. Şimdi kendiliğinden bir yere aday olmuş falan… Yetkiyi veriyoruz, güveniyoruz, güven nerede oluşuyor, sandıkta. Vatandaş seçiyor, yüzde 50+1 oy almazsan cumhurbaşkanı olamıyorsun. İkincisi seçildin ‘Artık ben istediğimi yaparım’ diyemiyorsun. Seni bağlayan anayasa var, yetkiler tek tek yazılmış. Seni bağlayan Meclis var. Meclisin yetkileri var, soruşturma yetkisi var. Gensoru niye olsun. Güvenoyu ile ilgili bir şey. Güvenoyunu millet verdiği için parlamento hükümet sistemi kaldırıldığı için, doğrudan hükümet sistemine geçildiği için güvenoyuna gerek yok. Çünkü güvenoyunu 80 milyon veriyor, patron millet. En az yarısı sana destek vermesi gerekiyor. 5 yıl boyunca bir kere Meclisin yetkileri açık. Meclis araştırması var, herhangi bir konuda genel görüşme açma yetkisi var. Meclis soruşturması var, yazılı soru verme, 15 günde de cevabını alma yetkisi var. Meclis soruşturması ne demek? Cumhurbaşkanı için, yardımcıları için, bakanlar için soruşturma açıp, soruşturmanın kabul edilmesi halinde Yüce Divanda yargılatma hakkı var. Bunlar hep yazılıyor burada. Öyle işin ucu boş bırakılmış değil. Cumhurbaşkanına sadece yürütme görevini yaparken kararname çıkarma yetkisi veriyor. Kararname yetkisi de sadece günübirlik işleri yapmak için veriliyor.”

– “Kanunlar kararnamenin üzerindedir”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Yeni sistemde başkana öyle bir yetki veriyoruz ki başkan kıdem tazminatını kaldırabilir, asgari ücreti istediği gibi tek başına belirleyebilir.” sözlerinin hatırlatılması üzerine Yıldırım, “Hiçbiri olmaz. Saçma sapan…” dedi.

Başbakan Yıldırım, kıdem tazminatını kanunun belirlediğine dikkati çekti. Anayasa değişikliğinde “Bir konuda kanun varsa cumhurbaşkanı kararname çıkaramaz” ifadesinin yer aldığını aktaran Yıldırım, “Anayasada kanunda yapılması öngörülen konularda münhasıran kararname çıkaramaz. Kararname kişiler hak ve özgürlüklerle, siyasi haklarla ilgili çıkarılamaz. Çıkarılan kanunlar kararnamenin üzerindedir. Yani x konusunda kanun var artık kararname geçersizdir. Kararname kanuna aykırıysa kanun geçerlidir. Diyelim ki gözünü kararttı cumhurbaşkanı bir kararname çıkarttı. Hemen Meclis Anayasa Mahkemesine götürüyor, iptal ettiriyor.” diye konuştu.

Yıldırım, Anayasa Mahkemesine götürmede çoğunluk gerekmediğini söyledi.

“Biz, partili cumhurbaşkanını yeni sistemde nasıl denetleyeceğiz? O sistemde cumhurbaşkanını kontrol, denetim, fren mekanizması nerede?” sorusunu cevaplandıran Yıldırım, “Bunlar yapılan değişikle anayasada hepsi teminat altına alınmış.” dedi.

Cumhurbaşkanını milletin denetlediğini kaydeden Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti: “Sürekli milletin denetiminde. Nasıl şimdi başbakan denetimdeyse, bir siyasi sorumluluğu var, milete karşı görevleri var. Bu diyelim ki 5 yılda bir ancak yürürlüğe girebiliyor. Seçtin, 5 yıl sonra seçim. 5 yıl içinde de farklı denetim mekanizmaları var. Meclis her konuyu araştırabilir, görüşebilir. Bu iki araç elimizde duruyor. İki, cumhurbaşkanı, yardımcıları, bakanları hakkında soruşturma yapabilir, soruşturma sonucu yargılama olabilir. Bunlar da ayrı araç olarak duruyor. Bunun ötesinde de Meclis cumhurbaşkanını seçime götürmeye zorlayabilir. 5’te 3 yanılmıyorsam yani 330 şu andaki şeyle. 600 milletvekili olursa sayı artıyor ona göre.”

“Muhalefet, bu aritmetikler neredeyse imkansız diyor. Çünkü bir cumhurbaşkanı partinin aynı zamanda genel başkanı olacak” şeklindeki değerlendirme üzerine Yıldırım, “Bizim 5’te 3 oranımız yok ki. Tutturamıyoruz ki. Burada Meclis ve partiler daha özgür oluyor. Cumhurbaşkanı irade olarak tamamen Meclisin karşısında ayrıdır. Meclisin işlerine, işlemlerine burnunu sokamayan, hiçbir şekilde etki edemeyen anayasaya göre belirlenmiş bir konumu var. Ancak nereden yapabilir, partisi üzerinden yapabilir. Partisi üzerinden yapması da çok kolay değil. Çünkü milletvekillerinin özgüveni daha çok artıyor. Parti gruplarının önemi kalmıyor, çünkü kanunları milletvekilleri veriyor.” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, “Cumhurbaşkanı partili, partinin genel başkanı, iktidar partisinin sonuçta çoğunluğu ona bakacak, bu milletvekilleri nasıl özgür iradesiyle oy kullanacak?” sorusuna ilişkin de “Eğer cumhurbaşkanı yanlış yapıyorsa, şunu mu diyoruz, Meclisteki bütün milletvekilleri de o yanlışa rıza gösterecek. Böyle bir şey olur mu?” dedi.

“Milletvekillerinin güçlü liderin sözünün dışına çıkamadığının” belirtilmesi üzerine de Yıldırım, “Çıktı, önceki anayasa değişikliğinde partilerin kapatılmasını zorlaştıracak maddeye bizim milletvekilleri olur vermedi, 330’u bulamadık. Anayasa değişikliği ama bizim sayımız yettiği halde vermedi.” ifadelerini kullandı.

Başbakan Yıldırım, “Mesela Tayyip Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanımız, hele partisinin de başında olsa AK Parti onun isteği dışında bir irade belirleyebilir mi?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Bir kere her şey önce konuşulur. Ülkenin yararına, kamu vicdanını rahatsız etmeyecek, bütün toplumu ve geleceğini düşünecek bir düzenleme olursa orada zaten kimse itiraz etmez. Tıpkı bu anayasa değişikliğinde olduğu gibi. Biz her aşamasında oturduk, arkadaşlarımızla konuştuk, yetmedi MHP ile de müzakere ettik. Eğer bunları yapmasaydık, siz zannediyor musunuz bu Meclisten kolay geçecek. Öyle otomatik olarak, ‘Arkadaşlar elinizi kaldırın, biz anayasa değişikliği getiyoruz’. Partilerin kapatılmasının yasaklanmasıyla ilgili madde kendi grubumuz tek başına yetiyordu, 243, 244 milletvekilimiz vardı. Grubumuz yetmesine rağmen o sayıyı bulamadık. Bile bile yanlışa hiç kimse rıza göstermez. Eğer lider grubunu yanlış yola sokmak istiyorsa o grup onu yapmaz. 1 Mart tezkeresini hatırlayın. Grubumuza biz hakim değil miydik?”

“Bu durumun parlamenter demokratik sistemin gücü olduğu” ifadesi üzerine de Yıldırım, “O zaman biz daha güçlüydük.” karşılığını verdi.

Başbakan Yıldırım, “Cumhurbaşkanımız o tarihte başkan olsaydı 1 Mart tezkeresi geçerdi.” sözüne ilişkin de “1 Mart tezkeresinin geçemesini ben de isteyenlerdenim, o ayrı mesele. Ama 363 milletvekiliniz var, mutlak hakimsiniz, orada da partinin genel başkanısınız ve bir tane başbakanınız var ayrıca siz o oylamada 265 milletvekilinde kalıyorsunuz, dikkatinizi çekiyorum. Parlamenter demokratik sistem veya cumhurbaşkanlığı sistemi fark etmez.” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yıldırım, Türkiye’yi 15 yıldır yönetirken, bazı kararları alırken çeşitli itirazların yapıldığını, ortak akılda buluşulduktan sonra bunları uygulamaya aldıklarını söyledi.

Yapılacak anayasa değişikliğinin ardından Meclis yapısının başkanın partisinden de başka partiden de olabileceğine işaret eden Yıldırım, şöyle konuştu: “O günün şartlarına bağlı, vatandaş cumhurbaşkanına ayrı oy veriyor, milletvekillerine ayrı oy veriyor. Milletvekillerini belirleme usülleri değişecek, dolayısıyla seçilen milletvekili daha da önem kazanacak. Partilerin milletvekili sayıları, cumhurbaşkanının seçildiği partiyle aynı olmayabilir, aynı da olabilir, ikisi de mümkün. Ama bunun hiç önemi yok. Neticede cumhurbaşkanının yapacağı işler anayasada net tanımlanmış, kanunlarda net tanımlanmış. Meclisin yapacağı işler de tanımlanmış. Parti başkanı olması, olmaması bu gerçeği değiştirmiyor.

Biz şimdi sistemi konuşmuyoruz, kişiler üzerinden sistemin işleyip işlemeyeceğini konuşuyoruz. Zaten yıllardır problemimiz bu. Niye, çünkü darbeler sonrası öyle bir sistem önümüze konmuş ki çalışmaması, işlememesi için bir sistem ihdas edilmiş. İşlemeyince de demokrasi dışı güçlere bir meşruiyet alanı oluşuyor. Çalışmıyor, sistem yürümüyor, cumhurbaşkanı seçilemiyor veya anarşi önlenemiyor veya ekonomik krizle başa çıkılamıyor, o halde ‘ordu göreve’… Gazetelerde değişik güç odaklarıyla, iktidar değiştirmeye gidiyoruz ve Türkiye bundan kaybediyor.”

– Cumhurbaşkanının sorumluluğu

Yıldırım, mevcut sistemde cumhurbaşkanının yetkilerinin olduğunu ancak sorumluluğunun olmadığını belirterek, “Vatana ihanetten yargılanabiliyor sadece. ‘Vatana ihanet’ diye de bir suç yok. Türk ceza mevzuatında bir suç yok, dolayısıyla fiilen cezai sorumluluğu yok. Biz yürütmeyi cumhurbaşkanı ile müşterek kullanıyoruz. Mevcut anayasamızda yürütmeyi dağıtmış. Bir kısmını cumhurbaşkanına veriyor, bir kısmını başbakana veriyor. O yüzden de sıkıntılar var.” dedi.

Mevcut sistemde cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulunu onaylamaması halinde herhangi bir müeyyidenin olmadığına değinen Yıldırım, hükümetin kurulmasının ardından cumhurbaşkanının başbakanı görevden alamadığını söyledi.

Program sunucusunun “Bizde aldı, Davutoğlu’nu aldı bence” sözlerine Yıldırım, “Nasıl alır ya, sen nasıl böyle düşünürsün. Davutoğlu, Ahmet Bey, olağanüstü kongreye gitti. Parti olağanüstü kongreye gitti ve aday olmadı. Aday olmayınca, seçim yapıldı. Bakın ben o seçimde 1405 delegenin oyunu aldım, AK Parti tarihinde en yüksek oy.” karşılığını verdi.

Yıldırım, işin bütün taraflarıyla ele alınmaması durumunda yanlışa düşüleceğini belirterek, şöyle konuştu: “Çok açık söylüyorum. Bir kere yetkiler veriliyor, sorumluluklar da veriliyor, denetim mekanizması da orada. Yetkiyi verirseniz, sorumlu tutmazsanız bugünkü durum olur. Hem yetkiyi hem sorumluluğu veriyorsunuz. Dolayısıyla sorumluluğu alan yetkiyi de ona göre kullanır. Eğer sorumluluğunuz yoksa o zaman yetki kullanmakta sınır tanımazsanız, daha da genişletebilirsiniz. İşte bu sistemin güzel tarafı sorumluluğu da beraberinde getiriyor, sadece cezai sorumluluk getirmiyor, aynı zamanda siyasi sorumluluk da getiriyor, aynı zamanda hukuki sorumluluk da getiriyor.”

“Mevcut sistemde cumhurbaşkanını Yüce Divan’a göndermek için eğer 600 milletvekili sayarsak 450, 550 milletvekili sayarsak 413 milletvekilinin kabul oyu vermesi lazım.” diyen Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu andaki yeni gelecek değişiklikle beraber bu sayı 400’e iniyor. Bir yandan suçlamayı çeşitlendiriyorsunuz, bir yandan da yargılamak için gerekli sayıyı düşürüyorsunuz. Yargılanma riskini artırıyorsunuz. Bunun getirdiği sonuç, ‘yetki kullanırken anayasaya uygun hareket et, yetki kullanırken kanunlara uygun hareket et, yetki kullanırken sana verilen alanın dışına çıkma, çıkarsan yargılanırsın’ diyoruz. Bu bir. İkincisi, Meclis yine denetim görevine devam edecek, yazılı sorular soracak, bunun cevapları gelecek, Meclis araştırmaları olacak.”

– Siyasi sorumluluk

Başbakan Yıldırım, Küçükkaya’nın “İlhan Cihaner mesaj atmış, diyor ki Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğunu gösteren anayasa maddesini Sayın Başbakan gösterebilir mi?” demesi üzerine, şöyle konuştu: “Siyasi sorumluluk seçimle gelmesiyle olur, anayasada yazmaz. Seçimle gelen herkesin siyasi sorumluluğu var. Ben anayasada var demedim. Milletten gidip oy isteyen insanın siyasi sorumluluğu vardır. O kadar insana karşı sorumludur, ona oy veren insanlara karşı sorumludur. Bir araç daha var, onu da söyleyeyim. O da Meclisin seçime götürmesi, hem kendini hem de cumhurbaşkanını seçime götürebilir. İşler iyice tıkanırsa böyle bir imkan da var. Bu bizim anayasamızda yeni olan bir şey, karşılıklı seçime götürme, bu başka yerlerde yok.”

“Özellikle cumhurbaşkanının Meclisi seçime götürme yetkisi hiçbir modelde yok, buna neden gerek duydunuz?” sorusu üzerine Yıldırım, “İki tane siyasi güç var. Bu güçlerin birbirini dengelemesi için getirdiğimiz bir şey, yani uzlaşma sağlama ve kriz çözme.” dedi.

Yıldırım, 2 dönem seçilebilen cumhurbaşkanının Meclisi seçime götürmesi halinde döneminin görev süresinin kısalacağını halbuki Mecliste yer alacak milletvekillerinin herhangi bir kısıtlamasının olmadığını kaydetti.

– Hakim ve savcıların seçimi

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi sonrası uygulama sürecinde daha önce öngörülemeyen aksaklıkların olabileceğini, bunların düzeltilebileceğini belirten Yıldırım, anayasaların toplumun ihtiyaçlarına göre her zaman gözden geçirilip değiştirilebileceğine işaret etti.

Anayasa değişikliğiyle cumhurbaşkanının partiyle ilişiğinin tesis edileceğini, 16 Nisan’da değişikliklerin kabul edilmesi halinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı parti olarak davet edeceklerini ifade eden Yıldırım, kongrelerin normal sürecinde ilerleyeceğini, 2018’de yapılacağını kaydetti.

Yıldırım, “Kongre tarihinde değişiklik olur mu ?” sorusuna ise “Şimdiden benim söylememi bekleme, bizim yetkili kurullarımız var. Konuşuruz, görüşürüz. Olabilir de olmayabilir de” yanıtını verdi.

Değişikliğin onaylanması halinde Hakimler ve Savcılar Kurulu seçimlerinin bir ay içinde yapılacağını bildiren Yıldırım, 13 olarak öngörülen üye sayısının 7’sini Meclisin atayacağını, Adalet Bakanı ve müsteşarın da cumhurbaşkanı tarafından atanması nedeniyle HSK üyelerinin 6’sını da cumhurbaşkanının atamış olacağını ifade etti.

Bugüne kadar Meclisin Hakimler ve Savcılar Kurulu üyelerini belirleme işinin içinde olmadığına işaret eden Yıldırım, şöyle konuştu: “Milletin seçtiği, milletin rengini, düşüncesini, tercihini temsil eden Meclis, milli iradenin egemenliğin kayıtsız şartsız tecelli ettiği Meclis, yargıya üye seçemiyordu. En büyük demokratikleşme burada başlıyor. 7 tane üye seçiyor. Mevcutta ne oluyor, hakimler kendi aralarında seçim yapıyorlar, ondan sonra belli bir grubun eline geçiyor. 15 Temmuz’a kadar yaşadığımız süreci hatırlayın. 17-25 Aralık yargı darbesi, MİT Müsteşarı’nın olayı…”

FETÖ’nün yargıda örgütlenmesinin 2010’da yapılan halk oylamasından kaynaklandığının iddia edilmesi üzerine Yıldırım, şunları kaydetti: “Oradaki problem, Anayasa Mahkemesinin bizim yaptığımız, referanduma götüreceğimiz metinde değişiklik yapması. Orada üye seçim usulünde değişiklik yaptı Anayasa Mahkemesi. Orada maksatlı değişiklik yaptılar, bu sonuca ulaşmak için. Onu bir daha yaşamamak için şimdi yargı 7 tanesi Meclisten oluşuyor, millet seçiyor. 6 tanesini de cumhurbaşkanı seçiyor. Onu da millet seçiyor. Dolayısıyla milletin aynen yargıdaki yansıması da teşekkül etmiş oluyor.

Yargının bağımsız ve tarafsız olması… Hukuk devletlerinde yargıçları, savcıları bağlayan kanunlardır, anayasalardır. Olması gereken bu. Ama oldu mu? Çeşitli zamanlarda yargı maalesef ideolojik yapılanmalara gitti.”

– “Millet iradesinin seçtiği yargıdan yanlış gelmez”

Yıldırım, “Tamamen siyaset kurumu tarafından belirlenmiş yargı bağımsız olabilir mi?” sorusuna ise “Siyaset kimin temsilcisi, milletin. Yargı kimin için çalışacak millet için. Uzaydan yargıç mı getireceğiz? Milleti temsil eden siyaset, temsil ettiği millet adına seçimi yapacak, seçtiği adamlar da milletin işini görecek.” karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanının 6 üyeyi seçmesinin yargı bağımsızlığı açısından hiçbir mahsurunun olmadığını ifade eden Yıldırım, şöyle konuştu: “Samimiyetle milletime şunu söyleyeyim: Buradaki problemimiz şu, biz şüpheyle bakamayız, vatandaşa şüpheyle bakarsak, ‘vatandaşın bu işe aklı ermez, elitler bu işi daha iyi bilir, akademisyenler daha iyi bilir’ yanlışının içine düşersek, o zaman milletimizden çok uzakta kalmış oluruz, milletimizin hislerine tercüman olamayız. Okumuşuyla az okumuşuyla, emeklisiyle genciyle yaşlısıyla millet olarak bir mozaiğiz. Bizim mayamızı en iyi temsil eden millettir, milletin yansıması da parlamentodur, Meclistir. Millet iradesinin, milli egemenliğin temsilcisi olan bu iki kurumun seçtiği bir yargıdan yanlış gelmez. Yanlış iş olmaz.”

İzmir’e yapılan yatırımlar hakkında bilgi veren Yıldırım, 9,5 milyar dolara mal olacak İzmir-İstanbul Otoyolu’nun İzmir’den de başlaması konusunda yüklenicilerin “mızmızlanmasına” rağmen “kardeşim burası İzmir” diyerek talimat verdiğini, 26 kilometrelik bölümün tamamlandığını anlattı.

İzmir’de açtıkları viyadüğün Türkiye’deki en uzun ikinci viyadük olduğunu, 1,5 milyar liraya mal olan bu bölümün Bornova’dan Belkahve’ye kadar köprüler üzerinde gittiğini ve iki tünelle Manisa’ya geçtiğini dile getiren Yıldırım, İstanbul İzmir Otoyolu’nun 2018’de bittiğinde iki kent arasındaki yolculuk süresinin 2 saat 50 dakikaya ineceğini kaydetti.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben İzmir için büyük düşünüyorum. Büyük hayallerim var. Hayallerimin bir çoğunu da gerçekleştirdim. İzmir Çevreyolu bizim dönemimizde yapıldı, 55 kilometre. Bu yapılmasaydı İzmir içinde arabayla gitmeyi bırak adım atamayacaktınız. Yetmedi İzmir’e güzel bir havalimanı yaptık. 20 milyon yolcu kapasiteli. İstanbul-İzmir Otoyolu’nu yapıyoruz. 3-4 gün önce Çiğli’den Menemen’e, oradan Çandarlı’da yapılacak Avrupa’nın en büyük limanı olacak bölgeye bağlanan otoyolun temelini attık.”

 

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER