(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Millet Son Treni Kaçırmayacak

    Alman İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tobias Plate, Şubat ayının son haftasında yaptığı basın toplantısında Türkiye’den 2014’te bin 800, 2015’te 4 bin 600 ve 2016’da ise 5 bin 700 kişinin Almanya’dan sığınma talebinde bulunduğu bilgisini verdi. Bu sayılar o kadar çok şey anlatıyor ki. Bir yandan terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı verdikleri mücadelede nasıl gerilediklerini ve […]

Millet Son Treni Kaçırmayacak
25 Mart 2017 - 0:03 'de eklendi ve 132 kez görüntülendi.

 

 

Alman İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tobias Plate, Şubat ayının son haftasında yaptığı basın toplantısında Türkiye’den 2014’te bin 800, 2015’te 4 bin 600 ve 2016’da ise 5 bin 700 kişinin Almanya’dan sığınma talebinde bulunduğu bilgisini verdi.

Bu sayılar o kadar çok şey anlatıyor ki. Bir yandan terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı verdikleri mücadelede nasıl gerilediklerini ve tükeniş yaşadıklarını gösteriyor.

Öte yandan terör örgütlerine kimlerin kol kanat gerdiklerini gözler önüne seriyor. Almanya açıkça FETÖ ve PKK’ya kol kanat geriyor. Son olarak diplomatik pasaport sahibi 136 FETÖ’cü Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu. Bundan önce de 15 Temmuz darbe girişiminde aktif biçimde rol almış 40 darbeci asker sığınma başvurusunda bulunmuştu.

Almanya’nın Türkiye’ye karşı yürütülen bu gayrimeşru savaşta tek başına olduğunu söylemek mümkün değil. Son dört yılda Almanya’da yükselişe geçen Türkiye karşıtı politikalar ABD’den esen rüzgarlar ve Obama yönetiminin yönlendirmelerinden de doğrudan etkilendi.

Obama yönetimi ve onun etkisindeki Avrupalı güçlerin Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı yürüttüğü yıpratma savaşı Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nden 6-8 Ekim ayaklanmasına, 17- 25 Aralık yargı darbesinden 15 Temmuz işgal girişimine kadar birçok kanlı operasyonun gün yüzüne çıkmasına neden oldu.

Uluslararası Tasfiye Süreci

Bugün bu uluslararası şer odakları ciddi bir krizle karşı karşıyadır. Uluslararası alanda gayrimeşru araçlar kullanarak yürüttükleri operasyonları sürdürme kabiliyetleri ciddi anlamda zaafa uğramış durumda. Bunun başlıca nedeni ABD’deki “sinsi nüfuz siyaseti”ni temsil eden aktörlerin tasfiye edilmeye başlaması ve bu aktörlerin Avrupa’daki partnerlerinin ise tasfiye edilme sürecinin eşiğinde olmasıdır.

Donald Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte oluşan yeni ABD yönetimi hem iç hem de dış politikada “eksen değişimi” yaşayacak. Bu değişimin izleri şimdiden görünmeye başladı.

Ne var ki bu değişim sürecinin hızlanması için Trump’ın ciddi bir iktidar mücadelesi vermesi gerekecek. Halihazırda Amerikan siyasetinde eşi benzeri görülmemiş bir iktidar mücadelesi sürüyor ve bu mücadele kamuoyu önünde cereyan ediyor.

Ana akım Amerikan medyası Trump’ın karşısında bir siyasi blok olarak faaliyet gösteriyor, geleneksel Washington elitine destek veriyor.

Bir anlamda Obama yönetiminin ruhunu Amerikan medyası yaşatmaya devam ediyor. Ne olursa olsun Trump “rahatsız edici adımlar” atıyor. Obama yönetiminin kendisine kalkan yaptığı ideolojik unsurları umursamadan hareket ediyor.

 Avrupa’da Aşırı Sağın Yükselişi

Avrupa ülkelerinde aşırı sağın sahip olduğu desteğe baktığımızda önümüzdeki bir yıllık süreçte Avrupa siyaset sahnesinin nasıl değişeceğini görebiliriz.

Kamuoyu araştırmalarını incelediğimizde Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin (FN) lideri Le Pen yüzde 27’lik oy oranıyla en yakın rakibi Fillon’a 7 puanlık fark atmış durumda. Avusturya’da ırkçı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) yüzde 35 oy oranıyla birinci parti konumunda. Bir diğer ırkçı parti olan Avusturya’nın Geleceği İçin İttifak’ın (BZÖ) oyları ise yüzde 5.

Belçika’da 2014 Temsilciler Meclisi seçimlerinde yüzde 21 oy alan Yeni Flaman İttifakı (NVA) halen birinci parti konumunda. Flaman Çıkarı (VB) isimli ırkçı parti de giderek desteğini artırıyor.

Hollanda’da aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin (PVV) oyu yüzde 17 görünüyor ve bu haliyle birinci sırada bulunuyor. İsveç Demokratları adlı ırkçı parti de İsveç’te yüzde 24 oyla en üst sırada yer alıyor.

İsviçre’de aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi (SVP) yüzde 30’luk bir oy desteğine sahip görünüyor ve en yakın rakibi İsviçre Sosyal Demokrat Partisi’nin (SDPS) neredeyse iki katı oy elde etmiş durumda.

Almanya’da ise durum çok daha karmaşık. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AfD) ve Almanya Ulusal Demokratik Partisi’nin (NPD) oyları yüzde 12’ye ulaşmış durumda. Tam karşısında yer alan Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) oyları ise şu anda Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) ve birlikte hareket ettiği Hristiyan Sosyal Birliği’nin (CSU) oylarının üzerinde görünüyor.

Seçimler bittiğinde bu manzaradan nasıl bir yönetim yapısı çıkacak hep birlikte göreceğiz. Fakat sonuç ne olursa olsun önümüzdeki Eylül ayından itibaren Almanya çok daha zor yönetilebilir bir ülke haline gelecek.

Almanya, 1945 sonrasında her kritik dönemeçte arkasında hissettiği ve Obama yönetiminin neredeyse koşulsuz bir biçimde sürdürdüğü ABD desteğini yitirmek üzere.

Almanya’nın yıllar yılı çok büyük yarar elde ettiği serbest ticaret paradigmasının kan kaybetmesi de Berlin açısından bir başka zorlu süreci daha beraberinde getirecek. Bu durumda Almanya’nın Avrupa Birliği’nin liderliği rolüne soyunması ise giderek zorlaşacak.

Küresel Düzenin Parçalanması

Bunları söylediğimiz zaman daha istikrarlı, daha yumuşak ve daha barışçıl bir dünya siyaset sahnesinde yaşayacağımızı söylemiş olmuyoruz. Aksine daha sert rüzgarların eseceği, daha fazla gerilim ve çatışmanın yaşanacağı bir uluslararası siyaset alanına doğru yol alıyoruz.

Uluslararası siyaset sahnesinde karşı karşıya kaldığımız durumun adı küresel düzenin parçalanmasından başka bir şey değil. Ian Bremmer bugünün küresel dünyasını resmederken “Avrupa’nın korkuları”, “Rusya’nın hırsları”, “Ortadoğu’nun tehlikeleri” ve “Çin’in bilmeceleri”nden söz eder. Belki bu sahneye “ABD’nin bölünmesi”ni de eklemek gerekir.

Türkiye’nin Yeni Fırsat Alanı

Türkiye hiç kuşkusuz küresel siyaset sahnesindeki bütün bu belirsizliklerden doğrudan etkilenen bir aktördür. Fakat eğer doğru adımlar atılırsa Türkiye bu küresel belirsizlik ortamını kendi lehine çevirebilir.Daha açık soralım: Türkiye açısından yeni küresel siyaset sahnesi ne ifade ediyor? Her şeyden önce liberal Batılı ve Batıcı hegemonyanın Türkiye üzerinde oluşturduğu baskı ortamı dağılıyor. İkincisi Türkiye eğer güçlü siyasal liderliğini kurumsallaştırabilir, milli birlik ve beraberliğini sürdürebilir, ekonomik büyümesini daha da hızlandırabilirse o takdirde yeni dönemin sert mücadele ortamında öne geçebilir.

Cumhurbaşkanlığı sisteminin oylanacağı yeni bir dönem bizi bekliyor. Ret cephesi, evet çıkarsa “rejim değişecek”, hayır çıkarsa “parlamenter demokrasiye sahip çıkmış olacağız” diye propaganda yapıyor.

Türkiye’nin bölüneceği ve otoriterleşeceğinden dem vuruyor. Oysaki söz konusu olan son 40 yıldır Türkiye siyasetinde vesayetçi odaklarla mücadele içinde olmuş bütün siyasi aktörlerin talep ettiği bir hükümet sistemi değişimidir.

Devlet başkanı ile hükümet başkanının birleştirilmesi, icranın hızlı, güçlü ve etkili hale getirilmesi, devlet başkanını tek dereceli olarak milletin seçmesi ve böylelikle devlet-millet kaynaşması ve bütünleşmesinin sağlanması ilk defa 2017 yılında değil demokrasi cephesinde yer alan aktörler tarafından ta 1970’li yılların başında dile getirilmiştir. Bu talepler 1980’lerde de, 1990’larda da, 2000’li yıllarda da açık ve net bir biçimde ortaya konmuştur.

Bu yönüyle Cumhurbaşkanlığı sisteminde somutlaşan yeni hükümet sistemi talebi Türkiye’nin demokratik siyasetinin en güçlü projelerinden biridir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da tıpkı Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Alpaslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu ve Süleyman Demirel gibi bu siyasi projenin savunucularından biridir.

Bütün bunlar bir yana bu hükümet sistemi değişimi Türkiye için hem kaçırılmaması gereken bir fırsat hem de büyük bir imkandır. Ret cephesi ve gizli hayırcılar “16 Nisan’da ‘hayır’ çıksa da AK Parti iktidarda kalmaya devam edecek” diyerek bu değişimi önemsizleştirmeye çalışıyor.

Daha önce de çeşitli kereler ifade ettiğim üzere referandumdan hayır çıkması durumunda Türkiye 2007 öncesi şartlara dönecektir.Bu da vesayet odakları ve Batıcı elitlerin ellerini yeniden ovuşturmaya başlayacakları, bir kez daha uluslararası şer odaklarıyla yeni ittifaklar kurarak siyaset sahnesini kirletmeye çalışacakları bir dönemin açılması anlamına gelecek. Millet bu kez bu treni kaçırmayacak. Bu tren son tren…

fahrettin altun ile ilgili görsel sonucu

             Fahrettin ALTUN

İstanbul Genel Koordinatörü & SETA Genel Koordinatör Yardımcısı

***

Fahrettin Altun

İstanbul Genel Koordinatörü & SETA Genel Koordinatör Yardımcısı
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesi olan Fahrettin Altun, 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini iki yıl sonra Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tamamladı. “McLuhan ve Baudrillard’ın Medya Teorileri Üzerinde Karşılaştırmalı Analizi” tez konulu doktorasını ise 2006 yılında İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı ve Utah Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. Middle East Critique, Perceptions, Toplum ve Bilim, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Euro Agenda, Sivil Toplum ve Divan dergileri için yazılar yazdı. The Turkish AK Party and Its Leader: Criticism, Opposition and Dissent, Modern Türkiye’de Siyasal Düşünce (Vol. 6 İslamcılık), Sivil Toplum: Farklı Bakışlar, Küresel Güçler kitaplarına ise bölüm yazılarıyla katkıda bulundu. Ayrıca, Modernleşme Kuramı: Eleştirel Bir Giriş (Küre, 2011 (3rd edition), Türkiye’de Basın Özgürlüğü (SETA Yayınları, 2016) ve The Triumph of Turkish Democracy: The July 15 Coup Attempt And Its Aftermath (SETA Yayınları, 2016) kitaplarını yazdı. Akşam gazetesinde köşe yazarlığı ve Anlayış dergisinin baş editörlüğünü yapmış olan Altun, şu anda Sabah ve Daily Sabah gazeteleri için yazmakta ve siyasi ekonomik ve sosyal konuları kapsayan aylık dergi Kriter’in baş editörlüğünü yapmaktadır. Altun iki sene boyunca TRT 2 ve TRT Haber’de yayımlanan “Ayrıntı” adlı canlı televizyon programını sundu. Şimdi ise TRT 1’de “Enine Boyuna” ve TRT Haber’de “Dışa Bakış” adlı televizyon programlarında yer almaktadır. Bunlara ek olarak, SETA İstanbul’un Genel Koordinatörü olarak görev yapan Altun’un araştırma odağı, medya ve iletişimin sosyolojisi, siyasi iletişim, sosyal medya, Türk modernleşmesi ve siyasi kültürüdür.

Pelin Çift İle Gündem Ötesi

 

 

 

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER