(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Atatürk, Türk Ocaklarını niçin kapattı?

Cumhuriyet’in ilk mimarlarından olan Arif Hikmet Koyunoğlu’nun hatıraları (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Bir Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu, Anılar,Yazılar, Mektuplar, Belgeler ) adıyla, Yapı Kredi Yayınları tarafından 2008 yılında yayımlandı. Arif Hikmet Koyunoğlu yayımlanan hatıralarında, Osmanlı Devletinin son dönemleri ile Cumhuriyetin ilk yıllarında şahit olduğu olayları naklederken, bazı tarihi hadiselerin arka planına da ışık tutmuştur. Bunlardan en önemlilerinden […]

Atatürk, Türk Ocaklarını niçin kapattı?
31 Mart 2016 - 6:07 'de eklendi ve 301 kez görüntülendi.

türk bayrağı ile ilgili görsel sonucu

Cumhuriyet’in ilk mimarlarından olan Arif Hikmet Koyunoğlu’nun hatıraları (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Bir Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu, Anılar,Yazılar, Mektuplar, Belgeler ) adıyla, Yapı Kredi Yayınları tarafından 2008 yılında yayımlandı.

Arif Hikmet Koyunoğlu yayımlanan hatıralarında, Osmanlı Devletinin son dönemleri ile Cumhuriyetin ilk yıllarında şahit olduğu olayları naklederken, bazı tarihi hadiselerin arka planına da ışık tutmuştur. Bunlardan en önemlilerinden birisi de Türk Ocaklarının kapatılışına ilişkin olarak anlattıklarıdır.

Arif Hikmet Koyunoğlu, 23 Nisan 1930 tarihinde Ankara’da açılan Türk Ocağı Genel Merkezi binasının mimarı olduğu gibi, aynı dönemde Türk Ocakları’nın yönetiminde de görev almıştır. Koyunoğlu’nun Türk Ocakları’nın kapatılmasına ilişkin hatıralarına geçmeden önce, Türk Ocakları’nın tarihini hatırlamakta fayda vardır.

1931 Yılında Kapatılana Kadar Türk Ocakları

1911 yılında 190 Tıbbiye talebesi bir beyanname imzalayarak dönemin önde gelen münevverlerine gönderirler. Bu beyannamede, Türk kavminin “hayat-ı inkıraz yaşadığı”, kendilerinin bu duruma selefleri gibi lakayt kalamayacakları açıklandıktan sonra, muhataplarını “Nesl-i müstakbel temiz, miskinliği günah, faaliyeti ibadet bilen, müteşebbis kuvvetli ve servet sahibi” bir millet meydana getirmek için “ilmi ve fiili işbirliğine” davet etmişlerdir.

Mehmet Emin, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Ferit, Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Fuat Sabit gibi devrin önemli münevverleri bu daveti kabul etmişler ve öğrenci temsilcileri ile 20 Haziran 1327

(3 Temmuz 1911) tarihinde, Ağaoğlu’nun evinde bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda “milliyet esâsına müstenid” bir derneğin kurulmasına ve “Türk Ocağı” adı altında faaliyete geçirilmesine karar verilmiş, Cemiyetin resmi kuruluşu 9 Mart 1328 (22 Mart 1912)’de gerçekleşmiştir.

Bu beyannamenin yayınlandığı dönem, hakikaten bir inkıraz dönemidir. Müslim ve Gayr-i Müslim tebaanın bir arada tutulmasını hedefleyen “İttihad-ı anasır” politikası çökmüş, bu politikanın arkasından, hiç değilse Müslüman unsurların aynı çatı altında bir arada yaşamasını öngören “Osmanlıcılık” politikası da fazla umut vaad etmemektedir.

Bu dönemde Türkçülük hareketi, ayrılıkçı hareketlere tepki olarak doğmuştur. Türkçülük hareketinin gelişmesinde, Çarlık Rusyası’na karşı mücadele edip, memleketlerini terk etmek zorunda kalan Kırım’lı, Kazan’lı ve Azerbaycanlı aydınlar çok önemli katkılar sağlamıştır. Kurulduğu tarihten itibaren Türk tarihi ve dili, Türk Ocakları’nın ağırlıklı ilgi alanını teşkil etmiştir.

Cemiyetin kuruluş nizamnamesinde siyasetle uğraşmamak temel esaslardan sayılmakla birlikte, şartların zorlamasıyla, Cemiyet hiçbir zaman siyasetin dışında kalamamıştır. Türk Ocakları mensupları, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, gerek işgalci kuvvetlere, gerekse Osmanlı hükümetine karşı tavır almışlar, bir kısmı Anadolu’ya geçerek milli mücadeleye bizzat iştirak etmişlerdir. Bu siyasi tavırları dolayısıyla, Türk Ocakları Genel Merkezi işgal kuvvetleri tarafından ilk basılan ve kapatılan yerlerden biri olmuştur.

Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra, Türk Ocakları, bütün Türkiye’de yeni baştan teşkilatlanmıştır. 1922 yılında başlayan teşkilatlanma çalışmaları neticesinde, 1931 yılında şube sayısı 278’e ve üye sayısı 32.000’e ulaşmıştır. Bu dönemde Türk Ocakları, Cumhuriyet’in fikir, kültür ve düşünce politikasını halka yayma vasıtası olarak devlet tarafından desteklenmiştir. Nitekim, Bakanlar Kurulu’nun 02 Aralık 1924 tarihli toplantısında, Türk Ocaklarının “on iki senedir halkçılık ve milliyetçilik düsturlarını memleketin en uzak köşelerinde neşir ve tamime çalıştığı” belirtilerek kamu yararına çalışan bir dernek olduğu kabul edilmiş, 01 Nisan 1925 yılında toplanan Bakanlar Kurulu, “Türk gençliğinin fikir ve seciyesinin inkişafına ve milli benliğinin tebellürüne hadim olan Türk Ocakları” na ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Türkiye’den ayrılan Ermenilere ve mübadil Rumlara ait gayrimenkulleri tahsis etmiştir. Ayrıca, Bakanlar Kurulunun 03 Mayıs 1925 tarihli toplantısında, “Harsi ve medeni inkişafımıza başlıca avamilden addolunan Türk Ocakları’nın vazifelerinde muvaffak olmalarını temine çalışmak hükümetin siyaseti icabatındandır” denilerek, Türk Ocakları’na yardım edilmesi kararlaştırılmıştır.

1927 yılında toplanan Türk Ocakları 4’üncü Kurultay’ında, Türk Ocakları Yasası’nda değişiklik yapılmış ve Yasanın 3’üncü maddesine, “Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkûrelerini takip eden Türk Ocağı, bu mefkûreleri tahakkuk ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetinde beraberdir ibaresi konularak, Ocak CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) nin yan örgütü haline getirilmiştir.

Ancak, 1930 yılında yaşanan Serbest Fırka tecrübesinden sonra, Türk Ocakları CHF iktidarının gözünden düşmeye başlamıştır. Belediye seçimlerine giren SCF (Serbest Cumhuriyet Fırkası)’ ye halkın umulandan daha fazla teveccüh göstermesi, hem bu partiyi kurduran Mustafa Kemal’i, hem de CHF yönetimini kaygılandırmış, neticede bu demokratikleşme denemesi SCF’nin kapatılması ile sonuçlanmıştır. Serbest Fırka hadisesinden sonra Gazi bir heyet oluşturarak uzun bir yurt gezisine çıkmış, bu gezide halkın CHF’ye duyduğu kızgınlığın sebebini ve çözüm yollarını araştırmıştır.

Mustafa Kemal, gittiği yerlerde Türk Ocakları’nı da ziyaret ediyor, burada yaptığı konuşmalarda Ocakların CHF ile birlikte çalışmalarını istiyordu. Mesela, 04.02.1931 ‘de Aydın Türk Ocağı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ocakları Halk Fırkası’nın hars şubesidir.” diyordu. Aslında Gazi bu ziyaretlerinde, Türk Ocaklarının Cumhuriyet Halk Fırkası ile birlikte hareket etmediğini tespit etmişti. Cemiyet, 1927’de Türk Ocağı Yasası’nda yapılan değişiklikle kendisine verilen vazifeyi gereğince yerine getirmiyordu.

Bu kanaat, Türk Ocakları’nın kapatılma sürecini başlatmıştı. Gazi’nin kafasında, Halk Fırkası’nın hars şubesi olarak çalışacak yeni yapı, “Halk Evleri” olarak şekillenmişti. 1931 yılının Mart ayında, muhtelif gazetelerde yayımlanan haber ve yorumlarda, Türk Ocakları’nın kapatılarak CHF’ye katılacağı hususları işleniyordu. Hatta Falih Rıfkı Hâkimiyet-i Milliye’deki yazısında, Türk Ocaklarının oy potansiyeli olan gizli bir parti niteliğinde olduğundan, ileride ikinci bir SCF örneği olabileceği ihtimalinden bahsediyordu.

Nihayet, 25 Mart 1931 tarihli gazetelerde yayımlanan açıklamasında Atatürk; “Türk ocaklarının yeni esasları siyasî ve tatbiki sahada tahakkuk ettiren fırkamla ve bütün mânâsiyle yekvücut olarak çalışmalarını münasip gördüm. Bu kararım ise, milli müessese hakkında duyduğum itimat ve emniyetin ifadesidir. Ayni cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir.” diyerek kapatma talimatını vermişti.

10 Nisan 1931 tarihinde yapılan Türk Ocakları’nın son olağanüstü kurultayında; Türk Ocakları Cemiyeti’nin feshine, bu cemiyetin haiz olduğu bütün hakların, bütün vecibeleri ile birlikte CHF’ na devrine karar verilmiştir. Türk Ocakları’nın yerini alan halkevleri, CHP’ye devredilen ocak binalarında ve ocaklıların imkânları ile faaliyetlerini sürdürmüştür. CHF’nın alt kolları gibi çalışan halkevleri, 8 Ağustos 1951’de 5830 numaralı kanunla kapatılınca, kullandıkları binalar hazineye devredilmiştir.

Türk Ocakları‘nın fesih gerekçelerini SSCB’nin baskılarına bağlayanlar da vardır. Bu düşüncede olanlara göre, 1930–1931 yıllarında Rusya’nın Ankara Büyükelçisi, Ocakların Rusya’daki Türklerle fazla ilgilenmesinden duyduğu endişeyi Hariciye Vekili Tevfik Rüştü’ye bildirerek tedbir alınmasını istemiştir.

Arif Hikmet Koyunoğlu’nun Hatıralarında Türk Ocakları’nın Kapatılması Hadisesi

Arif Hikmet Bey, Türk Ocağı’nın kapatılması öncesinde ve sonrasında şahidi olduğu olayları hatıratında aşağıdaki gibi anlatmaktadır.

“Türk Ocağı açılmıştı. Bu benim amacıma uygun bir teşekküldü. Türklüğün yükselmesi, bu aziz milletin bütün anlamıyla yüksek bir seviyeye ulaşması için çaba sarf eden bu hayırlı cemiyet benim çalışmalarım için de ideal bir yer olacaktı. Ben de ona katıldım ve kendi alanımda, ocak büyüklerinin de teşvikiyle senelerce çalıştım. Ocak’ın asıl beğendiğim hali, onun hiçbir siyasi teşekkülle alakadar olmaması, yalnız ilm ü irfan sahasında ve hiçbir tesir altında kalmayarak çalışması idi. İlmi, fenni, edebi konferanslar; lisan, musıki dersleri verilirdi ve büyük kitaplığımızda yüzlerce genç istedikleri gibi serbestçe çalışırlardı. Milletçe sevilen bu müessese günden güne üremekte idi. Bütün azaları münevver ve memleketlerinin sevilmiş adamları idi.

Ocak’ın merkez binasını yapmak da bana nasip olmuştu. Ankara’da henüz inşaatını bitirmek üzere olduğum Maarif Vekaleti ve Etnoğrafya Müzesi binalarından sonra bu mühim eseri yapmak da bana nasip olduğundan çok sevinçliyim. Ne ise, ben inşaata devam ederken Ocak hakkında bazı kımıldamalara şahit oldum.

O zaman Keçiören devletin birçok büyüklerinin oturdukları bir yerdi. Hepsinin burada evleri vardı. Hatırımda kalanları yazıyorum: Hamdullah Suphi, Ağaoğlu Ahmed, Süreyya, Recep Peker, Yusuf Akçura, Kazım Özalp… Sıra ile evlerimizde toplanır, konuşur, dertleşir ve güzel saatler geçirirdik. Bu toplantılarımıza Atatürk de muntazam katılırdı.

Bir akşam Hamdullah Suphi’nin köşkünde toplanmıştık. Söz Türk Ocaklarına gelmişti. Atatürk ani olarak Hamdullah’a sordu: “ Kaç Ocak şubesi ve ne kadar azası var? “ Ben Merkez Heyetinde aza olup bu işlerle uğraştığım için Hamdullah yüzüme sorar gibi bakmıştı. Söze başladım ve “ 276 şubemiz ve 32 bin üyemiz var, Paşam , “ dedim. Paşa hayret eder gibi biraz düşündü ve: “O kadar çaba sarf ettiğimiz halde bizim Halk Fıkrası’nın bütün üyesi ancak 4 bin kadar. Korkarım, siz hükümete bir beyanname vererek siyasi bir hale geçerseniz, bizim parti ortadan siliniverir.” Hamdullah cevap verdi: “ Paşam, Ocak’ımız siyasetle alakadar değildir. O, bilim, hars ocağıdır. Bizim yegâne amacımız milletimizin medeni sahada yükselmesidir. Biz Ocak duvarları arasında siyasete ait tek bir kelime konuşmayız ve bundan başka bir emelimiz yoktur. “ Bu sözlerden sonra başka konulara girildi ve bu akşam toplantımızda böyle ve biraz düşündürücü olarak sona erdi.

Türk Ocakları merkez binasının inşaatı bitmiş gibi idi. Yalnız, yapılmasını çok istediğimiz bir misafir salonunun tezyinatı kalmıştı. Salona iskele kurmuş ve işe başlamıştım. Yerlerin boya ile kirlenmemesi için iskelenin üstünü yan yana tahtalarla kapatmıştım. Ben çalışırken salondan içeri birkaç kişi girdi. Onlar beni görmüyorlardı, fakat tahtaların aralığından onları görüyordum. Bunlar Recep Peker, Saffet Bey ve diğer Halk Fırkalı arkadaşları idi. Aralarında konuşarak bizim binayı paylaşıyorlardı. Karşıdaki oda riyaset, yanındaki umumi katip, son büyükçe oda müfettişlerin olur, diye konuşuyorlardı. Çıkıp gittiler. Ben de üzülerek işime devam ettim. Akşamüzeri Hamdullah Bey gelmişti. Anlattım ve “ Korkarım biz, severek, bin bir güçlükle ortaya çıkardığımız binamızdan atılacağız,” dedim. Hamdullah Bey üzülerek beni teselli etti. “ Korkma, böyle bir şey olamaz. “ dedi.

Binayı tamamen bitirmiştik. Severek yaptığım el işlerimin bir katalogu gibi her an gözlerimin önünde beliren bu salonu güzelce döşedik. Binanın açılış merasimi yapıldı. İskele üzerinden konuşmalarını dinlediğim zevat kahvelerini içtiler. İşin iç yüzünü bilmeyen arkadaşlar da çok sevinçli idiler, beni tebrik ediyorlardı. Bense başımıza gelecekleri düşünerek çok üzülüyordum. Bu halimi gören arkadaşlardan Hasan Ferit Bey yanıma gelmiş ve “ Hikmet, hasta mısın? Çok durgun bir halin var! “ demişti.

Biraz daha zaman geçti. Türk Ocakları’nın Halk Fırkası’yla birleşmesi istenmişti. Türk Ocakları bu teklifi kabul etmemişti. Nihayet 10 Nisan 1931 tarihinde fevkalade kurultay toplanmasına zaruret hâsıl olmuştu. Fakat nizamname hükümlerine uygun bir şekilde bütün Ocak şubelerine tamim yapılamadığı için şube delegelerinin birçoğu kurultaya iştirak edememiş, ancak Ankara’da bulunan Ocak’lı mebuslar Ocak şubelerini temsil etmek suretiyle kurultay toplanmıştı. Kurultayda seçilen hususi bir encümenin Türk Ocakları’nın kapanması ve Halk Fırkası ile mezcedilmesi hususunda verdikleri rapor aynen kabul edilmiş ve Ocakların binalarına, eşyalarına, kitaplarına, antika koleksiyonlarına, hâsılı her şeyine Cumhuriyet Halk Fırkası tarafından el konulmuştu.

O günlerde Halk Fırkası büyükleri Ocakların amansız bir düşmanı halini almışlardı. Onlara her fenalığı yapıyorlardı. Benim gibi memur olmayan kimselerin de her fırsatta işlerini baltalıyorlardı. Onlar karşılarında herkesin boyun eğmesini, zelil bir biçimde yalvarmalarını istiyorlardı. Bunu yapacak bir yaradılışta değildim. Artık yaptığım birçok işlerden alacaklarımı alamayacağımı anlayarak bir yere başvurmak istemedim. Talihimin açacağı yeni yollardan ilerlemek için, hiçbir şey düşünmeden yeniden çalışmaya başladım ve bugüne kadar geldim. İlerisini kadere bırakıyorum.

(Kapanıştan Sonra )

Burada sebebini yazmıyorum. Devlet, Türk Ocakları’nın kapatılmasını istemiş ve “ Bir kongre yaparak kendiniz fesih kararı alınız! “ diye emir vermişti. Ocakların bütün binaları, eşyaları, her şeyi hükümete (aslında Cumhuriyet Halk Partisine ) geçmişti. Benim yirmi bin lira kadar alacağım vardı. Ben Ocak’tan proje ve nezaret ücreti paramın çok azını almıştım. Gayem, işin sonunda elime toplu bir para geçmesi ve bununla Avrupa’ya giderek bir müddet mimari etütler yapmamı temin içindi. Bu vaziyet karşısında hangi makama başvurdumsa bir cevap bile alamadım. Cumhuriyet Halk Partisi’ne müracaat ettim, “Yaptığım binanın bugün sahibi sizsiniz, paramı verin, “ dedim, aldırmadılar. En son müracaatıma fırka katib-i umumisi Recep Peker beyin gönderdiği mektubu hazin bir hatıra olarak saklıyorum (Belge 39 ). Nihayet hakkım olan ve bütün kuvvetimle gece gündüz çalışarak ve muvaffak olarak yaptığım bu eserimin parasını da alamayınca yine bir sıkıntı devresi başlamıştı. (shf. 272–274)

Türk Ocakları, 18 yıllık fasıladan sonra, 10 Mayıs 1949 tarihinde Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından yeniden açılacak, ancak mal varlıklarının iadesi bir daha mümkün olmayacaktır.

Sinan TAVUKÇU

sinantavukcu@yahoo.com.tr

***

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

ARIKAN Mustafa, DENİZ Ahmet; Türk Ocaklarının Kapatılışı, Borçları ve Emlakının Tasfiyesi, http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s15/arikan.pdf

BAYDAR, Mustafa; Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Anıları, Menteş Yayınları, 1968. /

TEVETOĞLU; Fethi; Hamdullah Suphi Tanrıöver, Kültür Bakanlığı, 1986.

TUNCER Hüseyin, HACALOĞLU Yücel, MEMİŞOĞLU Ragıp; Türk Ocakları Tarihi Açıklamalı Kronoloji 1912–1997, Cilt: 1–2, Türk Ocakları Genel Merkezi, 1998.

ÜSTEL, Füsun; İmparatorluktan Ulus Devlete Türk Milliyetçiliği: Türk Ocakları (1912- 1931), İletişim Yayınları, 1997.

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER