(UHA) Uluslararası  Haber Ajansı

Charlie Hebdo, Hoşgörü, Müslümanlar ve Şiddet…

 (UHA) Uluslararası Haber Ajansı. Fransa’daki Charlie Hebdo adlı karikatür dergisine yönelik saldırı ve bunun neden olduğu katliam, tüm dünyada Müslümanları yeniden terör ve şiddetle özdeşleştiren tartışmalara neden oldu. Dergi, yalnızca İslam değil tüm dinlerle ilgili tepki çeken karikatürleriyle biliniyor. Hebdo’nun Hristiyanlık ve Yahudiliğe yönelik de karikatürleri oldu, ama saldırıyı “Müslümanlar” gerçekleştirdi. Saldırının ardından yine bir […]

Charlie Hebdo, Hoşgörü, Müslümanlar ve Şiddet…
27 Ocak 2015 - 5:52 'de eklendi ve 328 kez görüntülendi.

 (UHA) Uluslararası Haber Ajansı.

KUL

Fransa’daki Charlie Hebdo adlı karikatür dergisine yönelik saldırı ve bunun neden olduğu katliam, tüm dünyada Müslümanları yeniden terör ve şiddetle özdeşleştiren tartışmalara neden oldu.

0,,18174857_303,00

Dergi, yalnızca İslam değil tüm dinlerle ilgili tepki çeken karikatürleriyle biliniyor. Hebdo’nun Hristiyanlık ve Yahudiliğe yönelik de karikatürleri oldu, ama saldırıyı “Müslümanlar” gerçekleştirdi.

Saldırının ardından yine bir dizi tanıdık ve ezber tartışmalar başladı. Bunların, İslam’la ilgisinin olmadığı, gerçek Müslüman olamayacakları söylendi ve hatta bu saldırının 11 Eylül’deki gibi bir Batı komplosu olduğunu iddia edenler bile oldu. 11 Eylül, Taliban, IŞİD ve daha küçük kapsamdaki çok sayıda terörist saldırının hepsi Batının birer komplosu mu? Yoksa Müslümanların gerçekten bir şiddet sorunu mu var? Ortada ciddi bir sorun olduğu ve bunun büyük bir kısmının İslam’ın yorumlanmasından ve belirli biçimlerde algılanmasından kaynaklandığı kesin. Çünkü bu ve benzeri örnekler, Soğuk Savaşın sonundan itibaren yoğunlaşarak artıyor.

Küreselleşen Dünyada Evrensel Bir Dini Kabileleştirmek

Milyarlarca insanın yaşadığı ve her gün milyonlarca yazının yazılıp karikatürün çizildiği ve filmin yapıldığı dünyada eleştirilmeyen ya da alay edilmeyen bir şey kalmadı. Küresel dünyada, bilgi-iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte artık bilgi çok daha hızlı aktığı için, bu tür eleştiri ve fikirlerden artık herkesin hemen haberi olabiliyor.

Dünyanın bir kenarında dile getirilen ya da resmedilen bir fikir, anında küresel olarak yayılıyor. Saldırı ya da saygısızlık olarak algılanan her karikatür, yazı, film ya da düşünce şiddetle cezalandırılacaksa, dünyada barış ve huzur kalmaz. Asıl önemli olan, bu fikirlere yine fikir düzeyinde yanıt verebilmektir. Düşünce ve inancın cezası ölüm olamaz. Bu, ancak kabile toplumlarında olur.

Bazı “Müslümanlar”ın bunu fark etmesi gerekiyor. Bunu başaramadığı sürece İslam’ın imajı teröristler ve şiddet kullananlarca kirletilmeye devam eder. Oysa İslam, kendisine saygısızlık edenleri öldürmekten çok daha fazla felsefi derinliğe sahiptir.

150107212838_charlie_hebdo_624x351_afp

Modern küresel sistemde farklılıkların bir arada yaşayabilmesi ve hoşgörü esastır. Modern demokratik toplumlar, mükemmel olmasa da bu amaca en fazla yaklaşan toplumlardır. Bu yüzden ifade özgürlüğü temelinde farklı düşüncelere destek ve saygı anlamında Batıda, “Je suis Charlie” (ben Charlie’yim) kampanyası başlatıldı. Yoksa herkes Hebdo gibi düşündüğü için değil.

Aslında İslam medeniyeti tarihsel olarak bunu başarabilmiş ve evrenselliği yakalamış bir medeniyettir. Farklı din ve inançların birlikte hoşgörü içerisinde yaşadığı Osmanlı döneminde, Avrupa’daki zulümden kaçan Yahudiler, bir İslam toplumuna sığınmışlardı.

Yüzyıllar sonra bugün Müslümanların, bu bir arada yaşama idealinden neden bu kadar uzak olduklarını kendilerine sormaları ve şiddetle özdeşleşen imajlarını düzeltmeleri gerekiyor. Avrupa ortaçağlarını yaşarken ve bunun da öncesinde evrenselliği özünde yakalamış bir inanç, 21. Yüzyılda, yani küreselleşen ve evrenselleşen bir dünyada bu hale nasıl düşer? Müslümanlar, bu sorunun cevabını, yalnızca imaj için değil, bu medeniyetin özünde var olan şeyler, yani hoşgörü, saygı ve kaybedilen felsefi derinliği yeniden yakalamak için bulmak zorunda.

Müslüman dünyanın artık kendisini sorgulaması, bu tür şiddet eğilimlerinin nereden doğduğunu ve evrensellikten nasıl uzaklaştığını bulması ve öfkeli çocuklarını kontrol altına alması gerekiyor. İslam’ın anlaşılmasında ve yorumlanmasında ciddi sorunlar var. Siyasal İslam küresel anlamda etkinliğini artırdıkça, aynı zamanda şiddete doğru da kayıyor.

IŞİD

İslam adına Ortadoğu’da kafa kesenler, Avrupa ve Amerika’da bomba patlatıp kan dökenler, belirli bir eğitim ve sosyal/siyasal algı çerçevesinde bunları yapıyor. Bu gerçeği göremeden, ezber ifadelerle kendimizi bu tür eylemlerden soyutlayarak ancak kafamızı kuma gömmüş oluruz. İslam dünyasının bu tür eylemlere karşı sessizlik değil sert tepkiler göstermesi gerekiyor. Ortada, kontrol altına alınması gereken bir şiddet kültürü var.

Bizim hoşgörü ve barış dini olarak öğrendiğimiz İslam’ın bugünkü uluslararası imajı, bizim gibi düşünenler tarafından yaratılmadı. Ama cihatçı bir anlayışın da artık küçümsenemeyecek boyutlara geldiğini görüyoruz. Müslümanlar bu sorunu çözemezse, dinlerinin doğasında var olan evrensellikten uzaklaşarak dar bir kabile üyesi gibi davrananlar, İslam imajına rengini vermeye başlar. Oysa evrensel olan İslam dininin küreselleşmeyle örtüşen ve çok daha sivil bir imaja sahip olması gerekir.

Soruna Doğru Açıdan Yaklaşmak

Çözüm açısından, soruna nasıl yaklaşılacağı ve sorunun neresinden tutulacağı da önemlidir. Şu ana kadar genel yaklaşım, bu saldırıları yapanların İslam’la alakasının olmadığı yönündedir. Bu yanlış da değildir. Fakat çözüme katkı yapmaz. Çözüm için sorunun kaynakları bulunup üzerine gidilmelidir.

Benim asıl eleştirdiğim ve sorunu daha da kötüleştirdiğine inandığım yaklaşım, bu tür olaylar karşısında, Müslümanların, bu olaylara, İslamofobi ve Batı’nın İslam’ı dışlamasının neden olduğunu tartışmasıdır. Müslümanlar tarafından yapılan değerlendirmelerin büyük bir kısmında, ya sadece bu konu vurgulanmakta, ya da değerlendirmelerin kıyısına köşesine bu konu sıkıştırılmaktadır.

İslamofobi ve İslam karşıtlığı hakkındaki eleştiriler doğru da olabilir. Ancak bizim bunları tartışmamızın çözüme bir katkısı olmaz. Biz kendimize bakıp, sorunun bizden kaynaklanan kısmını çözme üzerine odaklanmalıyız. Bu tür değerlendirmelerin toplumun bilinçaltına verdiği mesaj, saldırıların aslında Batılıların yaptığı hataların bir karşılığı olduğu ve tamamen yanlış olmayabileceğidir. Bu, sorunu daha da kötüleştirir. Bu yaklaşım devam ettiği sürece, Müslüman dünyadan kaynaklanan şiddet sarmalı devam eder.

Diğer taraftan Batıda yapılan tartışmalara bakıldığında, burada da Müslüman toplumlardaki şiddet eğilimlerinin tartışıldığı görülüyor. Yani onlar bizim, biz de onların sorunlarını tartışıyoruz. Bu yaklaşım da, Batı toplumlarının bilinçaltlarına, Müslümanların dışlanması ve İslam korkusu için gerekçe oluşturacak mesajlar verir. Buradan bir çözüm çıkmaz. Tartışmadaki pozisyonlar değiştirilmeli, herkes kendi sorununu tartışarak ve öz-eleştiri yaparak çözüm üretmeye çalışmalıdır.

Müslümanlar kendi içlerindeki şiddet sorununu tartışırken, Batılılar da İslam karşıtlığını ve İslam düşmanlığını tartışmalıdır. Yoksa bu kısır döngü, bir tarafta dışlamayı, diğer tarafta da bunun yarattığı öfkeden kaynaklanan şiddeti daha da körüklemeye devam eder. İslam’la şiddetin özdeşleştiğini düşünen Batılıların bu düşüncesi daha da pekişir ve Müslümanları küçük gören ve onları dışlayan bir algı daha da yerleşir. Batının İslam karşıtlığından yola çıkan bazı (az sayıda) Müslümanlar da bu tür eylemlere gerekçeleri olduğunu düşünür. Böylece çözümsüzlük döngüsü hız kazanarak devam eder ve şiddeti besler.

Benzer şekilde, son saldırıya tepki ve ifade özgürlüğüne destek anlamında Batıda “Je suis Charlie” (ben Charlie’yim) kampanyası başladığında, Batılılar Charlie Hebdo’nun inançlara saygı sınırlarını zorlayan karikatürler çizmesi sorgulanmadı ve eleştirmedi. İslam dünyasından da bu saldırıyla İslam’ın ilgisi olmadığı yönünde açıklamalar geldi; kimileri de Batıyı ve Charlie Hebdo’yu suçladı. Yani Batı zaten mevcut olan tutumunu pekiştirirken, Müslümanlar da saldırıyı kendilerinden kaynaklanan bir sorun olarak görmedi.

Buradan tek bir sonuç çıkarılabilir: bu tür saldırılar yaygınlaşarak tekrarlanacak ve Batılıların kafasındaki İslam-şiddet özdeşliği daha da pekişecek.

Müslüman dünyanın şiddetle ilgili bir sorunu olduğunu görmemiz ve çözüm üretmemiz gerekiyor. Bu şiddet artık o boyutlara ulaştı ki, sadece Müslüman olmayanları değil Müslümanları da terörize eden bir IŞİD bugün sınırlarımızda faaliyet gösteriyor. Biz, istediğimiz kadar “Müslümanlıkla bu tür terör faaliyetlerinin ilgisi olamaz” diyelim, Müslümanlarla şiddet arasında bağ kurulmasına gerekçe oluşturacak yeterince ve sayısı giderek artan örnek var. Küreselleşen dünyada, bizim kafamızdaki hoşgörü ve barış dini olan evrensel İslam’la hiçbir ilgisi olmayan ve şiddet içeren bir İslamcılık türü, dünyadaki İslam imajını şekillendirmeye başlıyor. Önümüzdeki dönemde, ya Müslümanlar bu şiddet içeren siyasal İslamcılık türüne karşı mücadele ederek ve onu ortadan kaldırarak İslam’ın imajını kurtaracak, ya da bu İslamcılık türü Müslümanlığı dönüştürecek. Tercih bizim elimizde.

OZDEMİR

Doç. Dr. Haluk Özdemir
hozdemir@ankarastrateji.org

Ankara Strateji Enstitüsü

 (UHA) Uluslararası Haber Ajansı

video.turkuazhaberajansi.com

 26 Ocak 2015 TSİ 05:52

 YASAL UYARI:Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları TÜHA Eğitim ve Danışmanlık Şirketi‘ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazı sadece (UHA) Uluslararası  Haber Ajansı (http://www.uhahaberajansi.comtarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.

Bu Haberi Paylaş

Share
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER